gavur imam isyanı

etilenin sosyetik dostlarına merhaba demek için gavur imam başlangıcı hiç fena olmaz diye düşünüyorum. bandista dinleyenler bilir gavur imam isyanını. eğlenceli bir şarkıdır ama ritmin neşesi aslında bir ağıta aittir. ben buna bandista temposu diyorum. politik eğlence topluluğu gibi adamlar. neyse gelelim hikayeye; Göz bebeklerim titriyordu.Perdelerin arasından süzülen gün ışığı, odadaki tozu selamlayarak yerdeki İran

Indie-Bindie Rock

Rahmetli babamla müzikten konuşurken Indie akımından bahsetmiştim. Bana şöyle demişti: “Bizim zamanımızda indi-bindi Rock vardı. Otobüsün dikiz aynasına asılan tespih sallanarak eşlik ederdi ona. ayakta kalanlar yerlere otururdu, memlekete giderdik böyle, bol bol dinlerdik yolda.” Eminim aşina olduğunuz bir sözcüktür “Indie”. 1980’lerin ortasında Post-Punk müzikten türedi. Amerika’da buna “College Rock”, İngiltere’de “BritishPop” dendi, R.E.M popülerleşti.

sokaktaki futbolcu

daha önce paylaştığımız bir sosyal deney vardı – metrodaki kemancı. özetle dünyanın en iyi kemancısı olarak adlandırılan joshua bell bir metroda 45 dakika boyunca bach’ın bir eserini çalar. kemancının önünde sadece 6 kişi çok kısa bir süre durur. 45 dakikada 32 dolar toplar ve çalmayı bitirdiğinde kimse fark etmez, alkışlamaz. oysa elindeki keman 3.5 milyon

düşünce?

Düşüncenin teorik bir spekülasyondan başka bir şey olarak düşünülmesi koşuluyla, düşünmenin eyleme geçmek olduğunu her zaman düşünmüşümdür. Düşünce dille bağlantılıdır, bildirimlerle bağlantılıdır ve bildirimler eylemlerdir, bunlar öncelikle performatiftir; düşünme daima istençle ilgilidir, bir “radikal pasiflik” deneyimini yasalaştırsa bile. Aynı zamanda, “Ne yapmalıyım?” sorusunu taahhüt altına almayan hiçbir gelecek düşüncesi yoktur. Düşünmek yapmaktır. Bu, konuşma olmaksızın düşünme olmadığını;

toplumsal “cins”

Kadınların genel olarak erkeklerden daha az savaşması gerektiği, kadınlığın çıtkırıldım olmak üzerine yoğunlaştığı yorumlar hepimizin malumu. Geçenlerde biri bana “Sen on altı yaşından beri erkeksin. Çünkü 16 yaşından beri kendi ayakların üzerinde durabilmek için savaşıyorsun. Hayatına hükmediyor ve kendi kararlarını alıp uyguluyorsun” demişti. Bu yorumda toplumsal cinsiyetin ne kadar etkin olduğunu görebiliyoruz. Üstelik yorumu yapan kişi,

the fly short film

kaçış arabası olarak kendi arabamı kullandım, aracı parçalarına böldüm ve yeniden toparladım. the fly – yani sinek. yani yaz günlerinin vazgeçilmezi. yani hepimizin nefret ettiği hayvan. yani o sesi. yani o sinir bozucu hareketleri… bir sineğin banka soygunu esnasında nelere yol açabileceğini anlatan bu harika kısa filmi ingiliz yönetmen olly williams çekmiş. bağımsız ve kar