Menü Kapat

Ay: Ağustos 2015 (sayfa 1 / 5)

Oslo: 31 August

daha iyi olacak. her şey çok güzel olacak.
[kahkahalar]
böyle olmayacağı dışında, biliyorsun.

Bugünün tarihine ve doğum günüme ithafen en sevdiğim filmi önermek istiyorum sizlere. İlk olarak filmi bulduğumda kendi doğum günümle (evet bugün benim doğum günüm) aynı ismi taşıması beni çok etkilemişti. İzlediğim zaman karakterin de bana aşırı benzediğini düşünerek hayrete düşmüştüm. Benzerlikleri yazıp film hakkında bir açık vermek istemiyorum. Çünkü spoiler denen kavram bazen bütün seyir zevkini mahvediyor. İplik gibi çözüveriyor kurguyu. Kimi filmlerde bir cümle kimi filmlerde bir sahne, bir an bile filmi özetlemeye yetiyorken hele. Neyse filmi tezimi çürütmeden şöyle bir inceleyeceğim sizlere.

Öncelikle filmdeki olgularda belki sadece ben değil çoğu kişi kendini görebilir. Materyalizm gibi düşünerek özneleri değiştirip kendinizi elde edebilirsiniz. Film sizlere herhangi bir mesaj vermiyor. En azından ben filmi izleyip adam olmadım. Durumlar akıcı bir şekilde işlenmiş. Fazla replik olmaması belki kimi izleyicileri tatmin etmeyebilir. Fakat ben bunu da olumlu buldum. Düşünmeye ve etkilenmeye daha fazla zamanım oldu. Norveç sineması. Dünyada kimi memleketler vardır. Diğerlerinden izole şekilde yaşarlar. Ben Norveç’i de bu şekilde görüyorum. Nevi şahsına münhasır özellikleri olan, sakin. Filmde bunu görebiliyoruz. Kimi sahnelerde uykuda gibisiniz, hayal gibi ilerliyor. Etkileyici bir drama.  95 dakika süren bu güzel dram için teşekkürler Joachim Trier. Ve tekrar iyi ki bugün var. Hem kendim hem de film için.

Ayrıca sizlere dediklerimi hiçe saymayan (yani spoiler olmayan) kısa bir introyu da şuraya salladım. Hadi bakalım.

oslo, august 31st . imdb
oslo, august 31st . download (torrent)

gündüz vassaf – cehenneme övgü

her zaman sarhoş olmalı. her şey bunda: tek sorun bu. omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız.

ama neyle? şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. ama sarhoş olun.

ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış veya büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun yele, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, “saat kaç” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını; “sarhoş olma saatidir… zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.”

gündüz vassaf’ın “kendi kendini yazan kitabım” dediği başyapıtı. düzenli aralıklarla tekrar tekrar okunması gereken kitaplardan. daha önce geceye övgü bölümünü paylaşmıştık. şimdi kitap sizin.

download . pdf
gündüz vassaf – cehenneme övgü

kırmızı rastlantı

Şehrin büyüklüğüne günah olan üç yoldaş, üç hayatı cebinde alakasız arkadaş günün telaşlı tesadüflerinden yorulup bir sahil koyunda buldular kendilerini. Ellerinde şehre nefret sisini çökertebilecek kadar iyi sarılmış sigaralarla hiç konuşmadan oturdular birer kayaya. Rastlantılara inanmayan bu üç adam bir mucize beklemektense daha anlamlı bir plan kurmaya çalışıyordu. Beklentilerini eski paltoların cebinde unutanlardan olduklarından pek de çabalayamadan kalıyorlardı denizin üstüne çöken dumanın ve dalgaların arasında. Yine de bu sırada rastlantı manifestosundan bahsediyordu kısa boylu olan. Hiç bir anlamı olmasa da yalnız adamın evindeki televizyondan hallice gürültü ihtiyacını gidermeyi görev edinmiş gibi sıralıyordu uzun uzun cümleleri…

Bir var bir yokken, bu saçmalıklar arasında oturdukları kayalıkların karşısından gemiler geçiyordu. Çok büyük gemiler, şiirlere anlam katmayacak kadar kaba ve büyük gemiler geçiyordu. Kabotaj bayramı denk gelmişti bugüne. Aklına gelince kabotaj bayramı şairane t-shirtlü dedi ki :

-Hadi alkışlayalım lan sesimizi duyarlar da ışık yakarlar belki. Vakit aydınlanma vakti.

Bunu yanlış anlayan bir diğer arkadaş el hareketiyle bir dalga yarattı adeta denizde. İnançsızlığından doğan özgür bir yaratıcılığı hep vardı zaten ve bugün ilk defa onu kendine saklamadı. Denizciler bunu onları gururlandıran bir alkış sesi sandı ve geminin ışıklarıyla göz kırptı bir kaç kere. Mecaza uzak bir yerlerde gerçekten aydınlanan dostlar ışıkta değiştiler. Hayat boyu mazisi karanlık adamları oynarken masum renkleri çıkıverdi ortaya…

Sonunda bu tersane şairliğinden sıkılan üçün biri, kayalıkları da sarıya boyamak ve günün anlam ve önemi hissetmek için elini sikine doğru usulca uzattı. Kayalıklara işerken sağ yanından vuran geminin ışığı her şeyi karıştırmıştı. Küçük penisinin devasal gölgesi sahildeki banklardan birinde oturan yaşlı ve bıkkın teyzenin ağzında duruyordu. Bu müstehcen sahneyi kimse göremedi. Üçün biri işemeye devam etti olanlardan bihaber. Kısa bir süre sonra insanlık vazifeleri kabaran bir halk kahramanı yetişti moruğun yardımına. Koşarak üzerine atladı onu bu insanlık ayıbı kareden çıkarabilmek için. Ardından yere yuvarlandılar birlikte. Onu büyük tehlikeden kurtardığını sanan bir kahraman hissiyatıyla sordu:

-İyi misiniz hanımefendi ?

Teyze ise bıkkınlığından ötürü bambaşka bir hissiyatla yanıtladı kahramanın sorusunu:

– Bacağımdaki sıcak salatalık haricinde iyiyim. Sanırım pazar poşetlerinden fırladı. Onu alabilir misiniz ?

Bir an fermuarı açık kaldığını farkeden kahraman utandı. Utancından kızaran yanakları, fermuarından taşan penisini ve uçsuz bucaksız başarısızlık hissini umursamadan uzaklaştı oradan.Kırmızı noktalara düştüğü bu utanç verici sahil gününde kırmızı üniformasını attı çöpe. Oysa ne çok severdi onu. Artık o da katılmıştı kırmızı rastlantılardan taşanlara.

iyi ki varsın gezi

yaşadığımız, okuduğumuz, izlediğimiz kadarıyla biliyoruz ki; gezi direnişi, ülke tarihinin tartışılmaz dönüm noktalarından biri oldu. cesaret, dayanışma, çeşitlilik, mizah, bedel, acı…insana ve hayata dair ne varsa hepsinin bir arada var olduğu ve var ettiği bir süreçten geçtik, geçiyoruz. ne kaybettiklerimizi yaşatmaktan vazgeçtik ne de miras bıraktıkları mücadelelerinden. çok fazla yazıldı çizildi, amatöründen profosyoneline herkes elinden geleni yapmaya çalıştı. gezinin 2. yıldönümünde, infografik.com ekibi tarafından hazırlanan bu animasyon ve gezi sürecinin ilk 10 gününü anlatan bu görsel, gezi direnişi için hazırlanan birçok çalışmalardan sadece ikisi. alanımdan kaynaklı olacak ki grafik, minimal, animasyon çalışmaları her zaman daha etkili olmuştur benim için. okumuş ya da okumamış olabiliriz, görmüş ya da görmemiş, izlemiş ya da izlememiş olabiliriz ama tekrarlamakta, hafızayı diri tutmakta fayda var. buyrun;

9009811883_44f2260fa8_o

Trepanasyon

“Trepanasyon (baş delgi ameliyatı); kafatasında herhangi bir bölgede, baş derisi kaldırıldıktan sonra bir parçanın beyin ile beyini saran beyin zarına zarar vermeden çıkarılıp alınmasını sağlayan bir ameliyat tekniğidir. Bu teknik, günümüzden yaklaşık olarak 10.000 yıl öncesinden beri Anadolu’da görülmektedir. Günümüze kadar Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde farklı tekniklerle uygulanmıştır. Dünya’da da şimdiye kadar tespit edilen ilk ameliyat örneklerindendir.” -vikipedi özgür ansiklopedi

Trepanasyon belirli teknikler uygulanmak suretiyle yapılır. Ameliyat, yaşayan bir kişinin başında yapılacaksa, bunu, bu alanda belirli bir bilgi ve deneyimi olan kişiler gerçekleştirirdi. Afrika ve Okyanusya coğrafyasında büyücü-hekimler, Hawai adasında rahipler bu işi üstlenmişlerdi. Kenya’da Kisii kabilesinde trepanasyon babadan oğula aktarılan bir meslek haline gelmişti. Cezayir’de vaktiyle büyücü-cerrahlar, trepanasyon tekniklerini okullarda öğretirlerdi.

Aşağıdaki görselde yazılı olarak göreceğiniz üzere,  1960lı yıllara gelindiğinde bu teknik bir şeytan çıkartma ayininden psychedelic sanrıları ve etkileri yönlendirme ve geliştirme yöntemine evrilmiştir.

Görsellerde ki anlatımın yeterliliğine ve fazla kelimenin gereksizliğine inanarak sözlerimi şu alıntıyla bitiriyorum “Bu sürekli high olmak için nasıl kafamı deldiğimin hikayesidir”

11949267_10206622127144068_4564071868684603563_n 11951334_10206622126864061_6089716235434190843_n 11947475_10206622126704057_8588203869493233710_n

mezarlarınıza tüküreceğim

Köyün insanları onu yine de astılar. Çünkü o bir zenciydi.

Yeraltı edebiyatının en eski örneklerinden. Şiddet, kan, pornografi ne ararsanız var. Ayrıca Boris Vian ile tanışmamı sağlayan kitap olmuştur. Müthiş sanatsal bir kitap olduğunu söyleyemem.  Dili oldukça basit. Bazı göndermeler ve olay örgüsü dışında da pek bir zihinsel çaba göremezsiniz. Ancak yazıldığı dönemin ahlakçılığına rağmen erotizmin kitapta bu kadar çok yer bulması ve ırkçılık eleştirisi kitabı okunmaya değer kılıyor. Boris Vian her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya döküyor ve vermek istediği mesajı net olarak okuyucuya ulaştırıyor.

Arka Kapak:

“Bu roman ilk kez 1946’da Vernon Sulivan takma adıyla yazıldı. Ve 1949’da “ahlaki değerlere hakaret” ettiği gereçeksiyle yasaklandı. Nedeni “aşırı” gerçekçi bir biçimde betimlenmesiydi. 1940’lı yılların başında Amerika’da yaşanan ırkçılık, şiddet ve hoşgörüsüzlükle dalgasını geçen Mezarlarınıza Tüküreceğim, döneminin ve 20. yüzyılın en ünlü ve çarpıcı romanlarından biridir.

Boris Vian, pek çok yazardan beklenen “duyuları ateşleyici” bir üsluba sahip değildir. Vian’ın üslubu, romanlarında alçak sesle duyulabilen bir müziğin içinde gizlidir. Mezarlarınıza Tüküreceğim, bu müziğin seslendirildiği bir kara roman pastişidir…¨

Mezarlarınıza Tüküreceğim

Mezarlarınıza Tüküreceğim – epub

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.