Menü Kapat

Ay: Temmuz 2015 (sayfa 1 / 4)

sinema tarihinin en güzel altı dakikası

Sanço Panço bir taşra kentinin sinema salonuna girer. Don Kişot’u arar ve onu kenarda bir yerde otururken bulur, ekrana kilitlenmiştir. Salonda boş yer yok gibidir,-bir tür loca olan- galeri gürültücü çocuklarla tıka basa doludur. Faydasız birkaç girişimden sonra Don Kişot’a ulaşamayacağını anlayan Sanço isteksizce orta sırada bir kız çocuğunun yanına oturur (Dulcinea mıdır?). Film gösterimi başlamıştır, kostümlü bir filmdir, ekranda, silahlı şövalyeler koşturmaktadır, bir anda tehlike içinde bir kadın görünür ekranda. Don Kişot aniden ayağa kalkar, kılıcını kınından çıkarır, ekrana doğru atılır ve kılıç darbeleri ekran perdesini yıkmaya başlar. Ekranda hala kadın ve şövalyeler gözükmektedir ama Don Kişot’un kılıç darbesiyle açtığı kara delik giderek daha da büyümekte, görüntüleri durmak bilmeden yalayıp yutmaktadır. Sonunda ekrandan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştır, sadece onu tutan ahşap çerçeve görünmektedir. Öfkeli izleyiciler salonu terk eder ama locadaki çocuklar Don Kişot’a tezahüratlarını sürdürürler, adeta onun fanatik taraflarına dönüşmüşlerdir. Sadece orta sırada oturan kız çocuğu ona suçlayıcı ve azarlayıcı bir tavırla bakmaktadır.

Hayallerimizle ne yapmamız gerekir? Onları sevmeli miyiz, hayallerimize onları yok etmemizi gerektirecek ölçüde inanmalı mıyız, onların gerçek olmadığını mı ispatlamalıyız (Orson Welles sinemasının anlamı belki de budur). Eninde sonunda, boş oldukları anlaşılınca, tatmin edilmemiş oldukları anlaşılınca, onları meydana getiren hiçliği gösterdiklerinde, işte sadece o zaman onların hakikat değerini azaltmalı ve –kurtardığımız- Dulcinea’nın bizi asla sevemeyeceğini anlamalıyız.

Giorgio Agamben / Dünyevileştirmeler
s.159-160

echoes

echoes, hebe robinson’un geçmişle günümüzü birleştirdiği bir fotoğraf projesi. 1950’lerde II. dünya savaşı sonrası ülkeyi modernleştirelim düşüncesiyle devlet civar köylere destek vererek orada yaşayanların merkezi bölgelere taşınmasını sağlamış. Norveç’in kuzeyindeki küçük balıkçı köyü Lofoten’den bu işten etkilenen bir bölge olmuş. o dönemki malzeme bulma zorluklarından taşınanlar evlerini de yanlarında götürmüş ve doğa kendi egemenliğini ilan etmiş. insanlar gitse de, doğanın hep yerinde kaldığı gerçeği birkez daha önümüzde. bu dünya bize ait değil.

hebe robinson – echoes

radikal poster arşivi

Michigan Üniversitesi kütüphanesi net bir güzellik yapmış ve anarşizm (en çok eserin yer aldığı alan) sivil haklar, sömürgecilik karşıtı hareket, savaş karşıtlığı/pasifizm, feminizm, işçi-gençlik-öğrenci hareketleri, ekoloji, occupy ve daha pek çok alanda  son 100 yılda yapılmış posterleri içeren “Labadie Collection” online erişime açılmış. yüksek çözünürlükte indirmeniz mümkün olmasa da ilham vermesi açısından oldukça yeterli.

political posters, labadie collection, university of michigan

fugazi – waiting room

başka boyutların gruplarından fugazi’nin waiting room şarkısını seslendirdiği aşmış canlı performans videosunu izliyorsunuz. müzik ile içiçe olmak, cep telefonsuz seyirci, imkansızlıklar içerisinde harikalar yaratmak ve benzeri birçok ifade kullanabiliriz ama tekrar videoyu izlemeyi tercih ediyoruz. nefesini tut.

Artificial ███████ Machine

artificial killing machine – ya da yapay öldürme makinesi – günümüzde bireylerin sadece birer istatiksel veri olarak konumlandırıldığını ve insani bağlarımızın koptuğunu oldukça etkileyi bir şekilde hatırlatan bir proje. biraz oyun ve hayalgücünün etkisiyle kaybetmiş olduklarımızı belki de bulma çabası. makine basitçe amerika’nın yaptığı drone saldırılarını yayınladığı siteden verilere ulaşıp burada yer alan ölü sayısı kadar silahı ateşledikten sonra ham verinin çıktısını alıyor. düzeneğin yani silahların altına koyulan bir sandalyeye ise mülakat yapılan kişiler oturtuluyor.

özellikle savaşın ya da savaşların yoğunlaştığı bu dönemde biz de istatistiksel verileri toplayıp sonuçladığı # kadar insan öldü diyeceğimizi biliyoruz. savaşın bir bilgisiyar oyunu olduğunu sanan bir nesilin, savaş çığırtkanlığı sosyal medyada yeterince gözler önünde. asker olmak istemeyenin ayıplandığı, barış isteyenlerin ise vatan haini olduğu bir coğrafyadan da daha fazlasını beklemekte yanlış olabilirdi. kendinizi şimdi rahat hissediyor musunuz?

Artificial Killing Machine

 

son devrimin güncesi

şimdi aids’in sonu. büyükbabalarımız gibi sevişebileceğiz. kapitalist sistemin yıkımının ortasında şenlik olacak bu. sonuçta, mayalar, mısırlılar, romalılar, bütün bu uygarlıklar çöktü. bizimki de çöküyorsa sorun nerede? daha fazla ne öğrendik ki? salgın hastalıklar, veba ve diğer şeylerin insanların büyük bölümünü ortadan kaldırd, savaşlar sistematik olarak işliyor; teknoloji olmadan öldürmek daha da karmaşıklaşıyor, zanaatkarlığa, beden bedene ilişkiye geri dönülüyor. katana dersi alacağım ben. hemen yan tarafta bir savaş sanatları merkezi var. düşünsene, ateşli silah bile yok. benim yurttaşlarım üzülecek ama mermisiz bu silahlar ölü bebekler gibi. yerlilere geri dönüş! bıçaklar, yaylar, oklar, mızraklar.

son devrimin güncesi antoni casas ros‘un “almodovar teoremi” ve “enigma”dan sonra 3. romanı. şahsen benim okuduğum ilk kitabı olmak ile birlikte bu kitap sonrasında diğer kitaplarını da okuyacağım. kitaptan daha önce “diktatörlük. reçete” olarak bir alıntı paylaşmıştık. özetle muhakkak okunması gereken kitaplardan. gerçek ile gerçeküstünün birarada olduğu harika bir uyum sözkonusu. gerçek kısmını okurken yine maalesef ülkemizi göreceksiniz. gerçeküstündeki hayallere ulaşabilirseniz de ne mutlu. devrimin hayalgücü, yaratıcılık ve cinsellik üzerinden diktatörlüğe direndiği bir dünya söz konusu.

Son Devrimin Güncesi
Antoni Casas Ros
Çeviren: Işık Ergüden
Sel Yayıncılık
2015, 240 sayfa
ISBN: 978-975-570-713-6

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.