Ay: Nisan 2015

bir yaratığın akıl almaz ahlaksız maceraları – vol 1

L.

Girit Adası’nın egemeni Kral Minos’un eşi Pasifae’nin bir boğayla ilişkisi olmuş. Bu ilişkiden, yarısı boğa, yarısı insan olan Minotaurus dünyaya gelmiş.
Kral, bu utancını gizlemek için saray mimarını çağırarak buna bir çözüm bulmasını, bu yaratığı içinden bir daha çıkamayacağı bir yere kapatmasını, yine bu yaratığa yaklaşacak olanın da yine aynı biçimde kaybolacağı bir yer yapmasını istemiş.

Ve saray mimarı Daidalos, insanın kaygılarından kaynaklanan karmaşıklığı taştan, topraktan işleyerek yeryüzündeki ilk labirenti yapmış.

Benim sende kaybolma nedenim budur.

küçük iskender ya da derman iskender över sevin ya da sevmeyin, nefret edin ya da etmeyin enteresan bir adam. tapanları olduğu kadar nefret edenleri de olması aslında bazı şeyleri doğru şeyleri doğru yaptığının da göstergesi. 30 yıldır şiir yazan, arkasında onlarca kitap fanzin bırakan bir adamın da 30 yıl sonunda bıraktığı ürün yılların birikiminin göstergesi. anlattığını anlayabilmek için kanımca geçmişte neler yapmaya çalıştığını bilmeniz gerek.

bir yaratığın akıl almaz ahlaksız maceraları da aslında bilenlerin bildiği ve nefret edenlerin etmeye devam edeceği bir kitap. şahsen kendisinin anlattıkları çok fazla ilgilimi çekmese de getirdiği farklı bakış açısı bile kanımca yeterli.

bilenler zaten okuyacaktır, bilmeyenler de en azından deneyebilir.

bir yaratığın akıl almaz ahlaksız maceraları – vol 1
küçük İskender
Sel Yayıncılık
2015, 181 sayfa
ISBN: 978-975-570-723-5

sonsuz milimetre manifestosu

önce formların, renklerin, kelimelerin, seslerin gelişmesine izin vereceğiz son onları izah edeceğiz.

önce bacakların, kanatların, ellerine büyümesine müsaade
edeceğiz sonra bırakacağız uçsunlar
kendilerini şarkı söyleyerek gösteriyorlar

ortada bir zaman çizelgesi, bir hesaplama ya da bir savaş varsa, ben önce bir plan tasarlamayanlardanım.

yıldızların, çiçeklerin, formların, renklerin sanatı sonsuzluğun bir parçasıdır.

hans arp
1938

mientras duermes – 2011

Mutluluk. Benim tek sorunum bu. Artık mutlu olamıyorum. Asla mutlu olamadım. Hayatımda iyi şeyler olduğu zaman bile. Her sabah yataktan kalkmak bile ne kadar zordu anlatamam. Geçerli bir sebep bulmaya çalışmak, tek bir sebep.

Filmin kilit noktası, belki de tüm filmi açıklayan sahne Cesar’ın ayna karşısındaki salt gülüşü. Kendi mutsuzluk havuzunda boğulmamasının çaresini çevresindekileri mutsuz etmekte buluyor. Yaptığı onca şeye rağmen bir türlü mutsuz edemediği Clara’nın hayatını cehenneme çevirmeye yemin etmiş. Filmin birçok sahnesinde gerim gerim geriliyorsunuz çünkü ütopik bir karakter değil Cesar. Hatta günümüz toplumunda karakter olmaktan çıkıp tip olma yolunda ilerliyor. Belki de bu sebeple bu denli geriyor bizi. ”Film canım bu,olur mu böyle şey!” dedirtmiyor. ”Böyleleri de vardır.” dedirtiyor. Jaume Balagueró yönetmenliğinde hayat bulan bu İspanyol yapımı filmin başrol oyuncusu olan Luis Tosar’ı, mükemmel canlandırdığı sosyopat rolü için ne kadar tebrik etsek azdır.

Kıssadan hisse: İZLEMELİSİNİZ.

mientras duermes . mubi
download . mientras duermes – torrent

Afrodizyak Gezintiler

İnsan acıkır yemek yer. Yemezse ölür. İnsan üremek ister. Üremezse uzun vadede bu da bir ölme durumudur.

Yemek yemek ve sevişmek insanların varlığını sürdürebilmesi için en asgari koşulken bir ihtiyaçlar hiyerarşisi içinde piramidin en altına da en üstüne de yerleştirilebilir. Canlıların bu ihtiyaçları aynı zamanda oburluk ve şehvet düşkünlüğüne kadar da gidebilen lüksü, hayal gücünü, iradeyi, şiddeti, savaşı, bilimi, hurafeyi ve aslında insanla ilintili her şeyi içine alır.

İnsan denen yaratık tat alma duyusunu tatmin etmek için kazın minicik ciğerini bir mekanizma yoluyla yağlandırıp yer ve bu yemek Fransız mutfagında oldukça popüler ve pahalı bir yemektir. İnsan erkeklik organının sertleşmesi uğruna etinin tadi hiç de iyi olmayan zavallı yunusları sadece devasa penisleri için avlar. İnsan Baharat Yolu’nu kurar. Egzotik ve suya yakın olan bölgelerde daha aromatik ve duyulara hitap eden yemişler yetişir. Bunlarla beslenen bölge insanı dünya seks haritasında grafiğin tepe noktasını oluşturur. Finlandiya denince akla erotik herhangi bir çağrışım gelmezken Brezilya ya da Ekvator dendiğinde tropik meyvelerini yerken birbirine tutkuyla aşık kavruk bedenler gelir. Üstelik deniz mahsüllerinin hatırı sayılır afrodizyak etkileri vardır. Siz de sevgilinizle ılıman yerlerde tatilie çıktığınızda daha çok uyarılmıyor musunuz? Geniş bir yemek kültürüne, muhteşem bir doğa ve ılıman bir iklime sahip Yunanistan’da seks, erotizm, doğurganlık ve şehvetle harmanlanmış mitolojiye rastlamak tesadüf olmasa gerek. Bu mitolojik açılımlar bölgenin tutku, şehvet, eğlence gibi öğelerle algılanmasına da yol açmamış değil. Üstelik gözde “bal” ayı yerlerinden.

Esasen bir cangılın ortasında karnımızı doyurup soyumuzu devam ettirme derdindeyiz. Kadınlar kokularını salıyor, hele ki yumurtlama döneminde biyolojik olarak çiftleşmeye hazır bir kadın erkekliğin kendine özgü kokusunu alabilsin diye vucut östrojen seviyesini yükselterek koku alma yetisini keskinleştirir. Aç olduğumuzda da yemek kokularını daha keskin biçimde almaz mıyız? Kokusu ve görüntüsü hele ki tadının güzelliğinden emin olduğumuz bir yiyecek bizi çağırmaz mı? Bedenlerin hoş kokusu nasıl şehvet vericiyse güzel kokan bir yiyeceğin yarattığı iştah hissi de öyledir. Yemek programı izlemekle porno izlemenin verdiği zevkin çıkış noktası aynıdır diye bir şey duymuştum. Birisi yemek yapıyor. Muhtemelen güzel de bir yemek yapıyor. Aşçının hamuru kas gücüyle parmakları arasında sıkarak yoğuruşuna, yuvarlak ve sulu şeftalileri sıkarak suyunu çıkarışına, parlak ve tatlı bal kokulu ve minik çileklerin üzerinde gezdirişine zoom yapılır, aşçı yemeğini tamamlar ve kameraya gülümser; önce etrafı koku sarar sonra yemeği ağzına atar ve dilinin üzerindeki tat noktalarında yemek yayılır ve sonunda mideye vararak tatmin gerçekleşir. Fakat siz bunları ekran karşısında sadece izlersiniz ve muhtemelen de o an yapamazsınız. Bunlar bir yerden tanıdık geldi mi? Peki #foodporn da neyin nesi? Kurufasulyeye foddporn hashtagı koymuyoruz. Bala batırılmış muza ya da yarığının içinden çikolata sosu akan sufleye foodporn hashtagini yapıştırıveriyoruz.

Yazıya ilham olan kitap ise Isabel Allende’nin Aphrodite kitabı.

Allende diyor ki;

İştah ve seks tarihin iki büyük itici gücüdür, türlerin korunmasına ve yayılmasına sebep olur savaşlara ve şarkılara yol açar, dinleri, yasaları ve sanatı etkiler. Tanrı’nın yarattığı her şey, kesintisiz bir sindirim ve bereket sürecidir; her şey birbirlerini yiyip yutan , üreyen, ölen, toprağı verimli kılan ve başka bir biçimde yeniden doğan birtakım organizmalara indirgenir. Kan, sperm, tel, kül, gözyaşları ve insanlığın bir anlam bulmaya çalışan o şifa bulmaz şiirsel düş gücüdür her şey…

Bizlere onca çılgınca şeyi yaptıran oburluk ve şehvet düşkünlüğü aynı kökenden gelir; yani hayatt kalma içgüdüsünden.

Meme emmekten ölüme kadar, yemek ve cinsellik birbirinden ayrılmaz. Olgunluk döneminde, sindirmek ve sevişmek bir göreve dönüştüğünde, insan sofradan da yataktan da içine sinmeyerek uzaklaşır, ama uzun ve verimli bir yaşamın en son gunune gençlikteki dunyevi zevklere duydugu iştah eksilmeden ulaşabilen insanlar da vardır.

Yazar bu cümleden sonra tabi ki birkaç örnek veriyor fakat aklıma Kazancakis’in Zorba karakteri geldi. Fakat Zorba başka bir yazının konusu…

Kitapta afrodizyak yemek tarifleri de bulunuyor. Üstelik hazırlamak da hiç zor değil.

PS. Muzun herhangi bilinen bir afrodizyak etkisi bulunmuyor. Zihninizde imgelediğiniz şey dışında…

buddha collapsed out of shame – 2007

Ben savaş oyununu sevmiyorum.

Buddha Collapsed Out of Shame 16 film festivalinden ödülle dönmüş 2007 yapımı bir Hana Makhmalbaf filmi. Vurucu. Bazı sahneleri iki kere vurucu.

Bakhtay 6 yaşında kırmızı yanaklı bir kız çocugu ve gerçek manada Afganistan’da bir mağarada yaşıyor. 2001 yılında Taliban’ın büyük bir kısmını tahrip ettiği Bamyan Budaları’nın olduğu yer Bamiyan’da sabah vakti başlayan film ile Bakhtay’ın okula uzanan seyaheti konu alınmış. Okul yolunda savaş, yoksulluk, din ve patriyarka dolayısıyla şiddet tarafından kuşatıldığında film tepe noktasına ulaşıyor ve Bakhtay ölüme boyun eğiyor, ölmüyor; ama ana karakter olan kendisi dahi filmin kahramanı olamıyor.

Film yer yer sıkıcı olabilecek kadar sade ve sakinken minik nesneleri, göstergeleriyle bağırıyor. Hayır, bakın bu “mesaj” demiyor. 16 ödül yanılıyor olamaz. İzleyin. Ödülleri boşverin. İzleyin. Çocuklar bizi izliyor. Çünkü çocuklar o kadar büyük ki…

mubi . buddha collapsed out of shame
download . buddha collapsed out of shame – torrent

ben seni anadilimde seviyorum

Buraya geleli iki ayı geçiyordu. Kimseyle tek kelime etmemiştim. Bazı akşamlar sahile iner köpeklerle konuşurdum. O anlarda kendimi hep bildiğim, güvendiğim bir yuvaya sığınmış gibi güvenli ve sarmalanmış hissederdim: anadilim.

Bir süre sonra bulunduğum yerin dilini öğrenmeye ve yavaş yavaş konuşmaya başladım. Sonra hızlandım. Dilbilgisini öğrendim. Kelimeler öğrendim. Günlük gazeteleri okuyup anlamaya başladım. Arkadaşlar edindim. Onlarla sohbet ettim. Onlara yazdım, mesaj attım. Kamu dairelerine dilekçeler yazdım. Polise derdimi anlattım. Mağazalarda istediğim şeyi bulamayınca yardım istedim; buldum. Gezdim, okudum, anladım ve anlaştım. Ama sahildeki köpek arkadaşlarımla sohbeti bırakmadım. Çünkü orası benim yuvamdı. Anadilimdi. Kızdığımda, üzüldüğümde, ağladığımda, sevindiğimde verdiğim tepkimdi. Ağzımdan bilinçsizce çıkan sesti, nefesti.

Aşık oldum. Onunla konuştum, tanıştım, sevdim, seviştim, alıştım, içinde o olan hayallar kurdum; ama kulağına fısıldayamadım, ağzımı açtım, fısıltımın kalbimdeki derinliği sığlaştı; yüzemedim, kelimeler ufacık kaldı oysa devler kadar büyük fısıltılarım vardı. Kulağı duydu, kalbi işitmedi.

Canım çekti, arzuladım istedim kalbimi ağzımdan taşırmayı, dilimle, dudaklarımla şekil vermeyi, harfe kelimeye büründürmeyi kulaklarımla çocukluğumdan kalan annemin ninileri gibi eski, tanıdık sesler duymayı… Sahile koştum.  Yuvam ordaydı.