Menü Kapat

Ay: Nisan 2015 (sayfa 1 / 4)

luis quiles

ispanyol artist luis quiles’i, muhtemelen seks ile sosyal medya ağlarını eşleştirdiği çalışmalarını gördünüz ama görmediyseniz de birazdan göreceksiniz. toplumun “çirkin” yüzünü en sevilesi biçimde yansıtmayı başaranlardan ve seksizm, sömürü, şiddet, homofobi, kapitalizm, din gibi konularda çekinmeden tokadı vuran güzel insanlardan. takip etmekle yükümlü olabilirsiniz.

luis quiles – artwork

 

anarşizme doğru

Kendimize devrimci dediğimiz için, Anarşizm’in –varolan her şeye şiddetle sald&ıran ve tüm kurumları yenileriyle değiştiren bir ayaklanmanın yakın sonucu olarak– tek bir darbeyle geleceği yaygın bir görüştür. Ve doğruyu söylemek gerekirse, aramızda devrimi bu şekilde algılayan bazı yoldaşlarımız da yok değil.

Bu önyargı, birçok dürüst karşıtımızın Anarşizm’in neden imkansız bir şey olduğuna inandıklarını açıklar; ve bu, keza, halkın bugünkü ahlaki durumundan rahatsızlık duyan ve Anarşizm’in yakın zamanda gerçekleşmeyeceğini gören bazı yoldaşlarımızın, neden kendilerini hayatın gerçekliklerine karşı körleştiren aşırı bir dogmatizm ile kendilerine Anarşist olduklarını ve Anarşizm için mücadele etmeleri gerektiğini unutturan bir oportünizm arasında gidip geldiğini de açıklar.

Eğer bir hükümetin yerine bir diğerini geçirmek, yani kendi arzularımızı ötekilere dayatmak istiyor olsaydık, o zaman şu gerçek zalimlere karşı direnmek için gerekli maddi kuvvetleri birleştirmek ve kendimizi onların yerine geçirmek yeterli olurdu.

Ancak bizler bunu istemiyoruz; bizler, özgür ve gönüllü anlaşmaya dayanan bir toplum olan Anarşizm’i istiyoruz –hiç kimsenin kendi arzularını bir başkasına dayatamayacağı, ve herkesin istediği şekilde ve tüm insanlarla birlikte gönüllü bir şekilde komünitenin [community, cemaat, topluluk] genel refahına katkıda bulunacağı bir toplum. Ancak bu nedenle, her insanın sadece komuta edilmeyi değil, komuta etmemeyi de istediği zamana dek, Anarşizm kesin ve nihai olarak zafer kazanmış olmayacak; keza, insanlar dayanışmanın avantajını anlayana, şiddet ve dayatmanın [imposition] artık izlerinin kalmadığı bir toplumsal yaşam planını nasıl örgütleyeceklerini öğrenene kadar, Anarşizm başarılı olmuş sayılamaz.

İnsanın vicdanı, kararlılığı ve yapabilecekleri [capacity] sürekli geliştikçe; yeni çevresinin yavaş yavaş değişiminde, arzuların –şekillenmesi ile buyurganlaşması ölçüsünde– gerçekleşmesinde kendisini ifade etmenin yollarını buldukça, Anarşizm de gelişecek ve kendisini ifade etme yollarını bulacaktır; Anarşizm ancak yavaş yavaş ortaya çıkabilir –yavaşça, ancak hiç şüphesiz ki yoğunluğu ve yayılması büyüyerek.

Bu nedenle, mesele Anarşizm’in bugün, yarın veya gelecek on yüzyıl içinde başarılıp başarılamayacağı meselesi değildir; bizlerin bugün, yarın ve daima Anarşizm’e doğru yürümemiz meselesidir.

Anarşizm, insanın insan tarafından sömürüsünün ve tahakküm altına alınmasının ortadan kaldırılması, yani özel mülkiyet ve hükümetin ortadan kaldırılmasıdır; Anarşizm, sefaletin, hurafelerin ve nefretin yok edilmesidir. Bu nedenle, özel mülkiyete ve hükümetin kurumlarına indirilen her darbe, insanın vicdanındaki her kabarma, mevcut koşullarının her türlü şekilde aksatılması, maskesi düşürülen her yalan, otoritelerin kontrolünden kurtarılan her insan faaliyeti, dayanışma ve inisiyatifin her çoğalışı, Anarşizm’e doğru atılan bir adımdır.

Buradaki sorun, idealin gerçekten de gerçekleşmesine giden yolun nasıl seçileceğini bilmekte, ve gerçek ilerleme ile ikiyüzlü reformları birbirine karıştırmamakta yatmaktadır. Çünkü, bu sahte reformlar, derhal iyileştirmeler sağlamak bahanesiyle kitlelerin dikkatini otorite ve kapitalizme karşı olan mücadeleden uzaklaştırır; onların eylemlerini sakatlamaya hizmet eder ve umutlarını sömürücülerle hükümetlerin iyilikseverliği sayesinde elde edilebilecek şeylere bağlamalarına neden olur. Sorun, sahip olduğumuz az miktardaki gücü –ki en ekonomik şekilde kullanırsak bununla hedefimize daha çok prestij kazandırabiliriz– nasıl kullanacağımızı bilmekte yatmaktadır.

Dünyadaki her ülkede, kaba kuvvet kullanarak kendi yasalarını herkese dayatan bir hükümet vardır; herkesi sömürüye ve –ister hoşlansınlar, isterse hoşlanmasınlar– varolan kurumların sürdürülmesine tabi kılarlar. Azınlık gruplarının kendi fikirlerini gerçekleştirmesini yasaklar; ve, genel olarak toplumsal örgütlenmelerin, kamuoyu görüşünün değişmesine göre ve onun değişmesiyle birlikte, kendilerini değiştirmelerini engeller. Evrimin normal barışçı gidişatı [course, ilerleyiş] şiddetle durdurulur, ve bu nedenle, bu ilerleyişin yolunu yeniden açmak için şiddet gereklidir. İşte bu nedenle biz bugün şiddet içeren bir devrim istiyoruz; ve –insan kendi doğal arzularına zıt olan şeylerin dayatılmasına maruz kaldığı müddetçe de– bunu daima istemeliyiz. Hükümetten kaynaklanan şiddeti ortadan kaldırırsanız, bizimkinin varolması için hiçbir neden kalmaz.

Henüz hüküm sürmekte olan hükümeti deviremiyoruz; belki yarın da mevcut hükümetin yıkıntılarından bir başka benzerinin ortaya çıkmasını engelleyemeyeceğiz. Ancak, bu, ne bugün ne de yarın her türden otoriteye karşı –mümkün olduğunda onun yasaalarına tabi olmayı reddederek ve onun kuvvetine karşı karşı sürekli kuvvet kullanarak– direnmekten bizi alıkoyabilir.

Ne türden olursa olsun otoritenin her zayıflaması, elde edilen her hürriyet, Anarşizm’e doğru bir ilerlemedir; o her zaman fethedilmelidir –karşı taraftan rica edilmemelidir; daima mücadelede bize daha fazla kuvvet vermeye hizmet etmelidir; daima devleti, asla barış yapmamız gereken bir düşman olarak görmemizi sağlamalıdır; bize daima hükümetin ürettiği kötülüklerdeki azalmanın, onun yetki [attribution, yapma salahiyeti] ve iktidarındaki azalmadan kaynaklandığını, ve sonuçta ortaya çıkacak şartların yönetenlerce değil yönetilenlerce belirlenmesi gerektiğini hatırlatmalıdır. Hükümet deyince, bununla, yasalar yapma hakkına sahip olan ve bu yasaları onları istemeyenlere dayatan devlet, ülke, komünite veya birlik [association] içerisindeki herhangi bir kişiyi veya kişilerden oluşan herhangi bir grubu kastediyoruz.

Henüz özel mülkiyeti ortadan kaldıramıyoruz; özgürce çalışmak için gerekli olan üretim araçlarını düzenleyemiyoruz; belki de bir sonraki isyankar harekette böyle yapmamız gerekmeyecek. Ancak, bu, şimdi veya gelecekte, kapitalizme ve diğer despotluk biçimlerine karşı hiç durmaksızın direnmekten bizi alıkoymamalıdır. Ne kadar küçük olursa olsun, işçiler tarafından sömürücülerine karşı elde edilen her zafer, kârlardaki her düşüş, bireysel mülk sahiplerinden alınan ve herkesin kullanımına sunulan her refah kırıntısı, bir ierlemedir –Anarşizm’e doğru ileri atılmış bir adımdır. Bu, daima, işçilerin taleplerini genişletmeye ve mücadeleyi yoğunlaştırmaya hizmet etmelidir; daima, minnettar olmamız gereken bir taviz olarak değil, düşman karşısında kazanılmış bir zafer olarak kabul edilmelidir; daima, mümkün olur olmaz, hükümet tarafından korunan özel mülk sahiplerinin işçilerden çalmış oldukları araçları kuvvet kullanarak alma kararlığımızda sebatlı olmalıyız.

Kuvvet [kullanma] hakkı ortadan kalktığında, üretim araçları üretmek isteyenlerin yönetimi altında olduğunda, sonuç barışçıl bir evrimin meyvesi olmalıdır.

Anarşizm, onu isteyen ve onu sadece anarşist olmayanların işbirliği olmadan elde edebilecekleri şeyler için isteyen bir azınlık için olamaz, eğer böyle olsaydı ortaya da çıkamazdı. Bu demek değildir ki Anarşizm ideali [ülküsü] çok az veyahut da hiç ilerleme gösterecektir; fikirleri giderek daha çok insana ve daha çok şeye sirayet edecektir, ta ki tüm insanlığı ve yaşamın tüm ifade şekillerini [manifastation] kucaklayana değin.

Hükümeti ve gücüyle savunduğu tüm mevcut tehlikeli kurumları devirmişken, herkes için tam özgürlüğünü ve bununla birlikte aksi takdirde hürriyetin bir yalandan başka bir şey olmayacağı emeği düzenlemenin araçlarını fethetmişken, ve keza bu noktaya ulaşmak için mücadele ederken, bizler yavaş yavaş yeniden inşa edeceğimiz şeyleri yıkmak niyetinde değiliz.

Örneğin, gıda arzını sağlayan fonksiyonlar vardır bugünün toplumunda. Bu, kötü, kaotik bir şekilde, enerji ve maddenin büyük bir israfıyla, ve kapitalistlerin çıkarları doğrultusunda yapılmaktadır; ancak, buna rağmen, şu veya bu şekilde beslenmeliyiz. Daha iyisini ve daha adilini yerine koyamadıkça, gıda üretimi ve dağıtımı sisteminin düzenini bozmayı istemek saçmalık olacaktır.

Posta hizmetleri vardır. Yapacak binlerce eleştirimiz var, ancak bu arada mektuplarımızı göndermek için onu kullanırız, ve onu düzeltene veya yerine başka bir şey koyana kadar tüm kusurlarıyla onu kullanmaya devam etmek mecburiyetindeyiz.

Okullar var, ne kadar da kötü çalışıyorlar. Ancak bundan ötürü çocuklarımızın –okuma-yazmayı öğrenmelerine karşı çıkarak– cahil kalmalarına izin veremeyiz.

Bu arada, herkes için yeterli olacak model okullar sistemini örgütleyebileceğimiz bir zamanı bekliyor ve bunun için mücadele ediyoruz.

Bunlardan görebiliriz ki, Anarşizm’e ulaşmak için, bir devrimi yapmak için maddi kuvvet yegane gerekli şey değildir; üretimin farklı dallarına göre gruplaşmış işçilerin, kendi toplumsal yaşamlarının doğru dürüst işlemesini sağlayacak bir konuma –kapitalistlerin veya hükümetlerin yardımı olmadan, onlara ihtiyaç kalmadan– gelmeleri hayatidir.

Ve, Anarşist idealllerin, “bilimsel sosyalistler”in iddia ettiklerinin aksine, bilimin kanıtladığı evrim yasalarıyla çelişmekten uzak olduğunu da görüyoruz; bu yasalarla mükemmel uyumlu olan bir anlayıştır[conception, düşünce, görüş]; bunlar, araştırma alanından alınarak toplumsal gerçekleşim [realization, farkındalık] alanına çıkarılan deneysel bir sistemdir.

errico malatesta
çeviri: anarşist bakış

gilles deleuze – spinoza üzerine on bir ders

Bu ilk kitap, Deleuze gibi bir filozofun hep savunduğu bir çabayı somutlaştırmak üzere yayınlandı: Felsefeyi sokaktaki insana, öğrenciye, işçiye, meslek insanına indirmek… Bu, postmodern yüzeyselliğin çağında çok daha büyük bir önem taşıyor. Bazen bir felsefeye sahip olmak, felsefe yapmak çok gündelik bir pratiğin parçası olabiliyor. Bu onun yaşayan insanlara sevdirilebilmesinden geçebilir. Felsefeyi hem bir “kavramlar yaratımı” süreci hem de kavramlarla düşünmek diye tanımladığınızda onun biri profesyonel, akademik; öteki sıradan insanlara yönelik olmak üzere iki okuma tarzının kesiştiği noktada anlam kazanacağını kabul etmek gerekir. Elinizdeki metinler bizce bunu kısmen de olsa  başarabiliyorlar. – ulus baker

ulus baker çevirisinden gilles deleuze’nin spinoza üzerine on bir dersi. sizindir, üzerinden düşünmeyi ihmal etmeyin.

download . gilles deleuze – spinoza üzerine on bir ders . pdf
download . gilles deleuze – spinoza üzerine on bir ders . epub & azw3 

alain resnais

Bir yönetmen olarak izleyiciyi şaşırtmaktan keyif alıyorum, tıpkı bir izleyici olarak şaşırtılmaktan hoşlandığım gibi. Ve malum bir yönetmen kendi filminin ilk izleyicisidir.

Alain Resnais son nefesine kadar sinema için çalışmış, sinema için yaşamış bir yönetmen. Her filmiyle hem sinemanın dilini, hem de izleyenin gerçeklik algısını zorladı.

Her bir filmi sinema tarihine geçmti. Filmografisinde en ilginin yoğunlaştığı kısım “Hiroşima Sevgilim” ve sonrası olsa da, asıl ilgi çekici kısım daha önceki belgeseller dönemi. Alain Resnais’in sinemasını ve dilini daha iyi kavrayabilmek için bu dönem çok kıymetli.

Resnais’in belgesellerinin büyük bir kısmı ısmarlama belgesellerdi. Kurumlar tarafından görevlendirilen Resnais, beklenenin aksine kendi politik duruşunu da belgesellerin içine yerleştirmeyi ihmal etmedi. Sırf bu yüzden sansüre maruz kaldı. Bu politik tutumu kendisini Rive Gauche (sol kıyı) grubuna yakın kıldı.

İlk belgesellerinde sinema – resim ilişkisine değindi. Dönemin ressamlarının atölyelerine ziyaretler yaparak belgesellerini oluşturdu. Bu dönemde ilk ses getiren belgeseli “Van Gogh”du. Bu belgeselde Van Gogh’un iç dünyasını, onun resimleri üzerinden giderek, imgeleme yöntemiyle anlatmaya çalıştı. Van Gogh belgeselinde yönetmenin sinema dilinin oluşumunun ve dinamik kurgu anlayışının ilk izleri görülebilir.

Van Gogh’ tan sonra gelen Gauguin, Resnais’ in etkili anlatımını sunabilmesi açısından eksi olan bir belgeseldi. Ancak aynı yıl gelen bir diğer belgesel Guernica, Resnais’ in film dilinin olgunlaşması açısından önemlidir. Onun peşinden gelen sinema tarihinin en izlemesi zor belgesellerinden biri olan “Gece ve Sis ” Resnais’ in sinemasının olgunlaştığının göstergesidir.

Gece ve Sis’ te sadece insanlık tarihinin en acı olaylarından birisini ortaya koymanın dışında izleyiciyi de bu acıya ve bu acının sorumluluğuna ortak etti. Bir nevi sorumluluk çağrısıydı Gece ve Sis. Resnais’ in verdiği şey sadece bir ağıt değildi. Aynı zamanda olayların nedenine inmeye çalışıyor, sorguluyor ve izleyiciye de sorgulatıyordu. Çünkü bir diğer belgeseli ” Heykeller de Ölür” de değindiği gibi tarih her şeyi  içine çeker, hafıza ise olup biteni unutur.

İZLEYİN:

  • Van Gogh
  • Guernica
  • Gece ve Sis
  • Heykeller de Ölür
  • Tüm Dünyanın Anıları
  • Straforun Şarkısı

Toplum Sözleşmesinin Pratiği

Toplumca sözleştik Alman olmaya, Türk olmaya, İngiliz olmaya, Rus olmaya, Boşnak olmaya, Fin olmaya, Arap olmaya, Japon olmaya…

Toplumca sözleştik Almanca konuşmaya, Türkçe konuşmaya, İngilizce konuşmaya, Rusça konuşmaya, Fince konuşmaya, Arapça konuşmaya, Japonca konuşmaya,

Toplumca sözleştik Ortodoks olmaya, Müslüman olmaya, Katolik olmaya, Protestan olmaya, Sunni olmaya, Budist olmaya, Şintoist olmaya,

Toplumca sözleştik düşmanları öldürmeye, kadınları öldürmeye, erkekleri öldürmeye, çocukları öldürmeye, lezbiyenleri öldürmeye, gayleri öldürmeye, bebekleri öldürmeye, üç kişiyi öldürmeye, elli kişiyi öldürmeye, üç yüz kişiyi öldürmeye, bin dokuz yüz kişiyi öldürmeye, beş bin kişiyi öldürmeye, dört yüz bin kişiyi öldürmeye,

Toplumca sözleştik camileri, kiliseleri, cemevlerini, tapınakları bombalamaya

Toplumca sözleştik yoksulluğu yaratmaya, çocukları açlıktan öldürmeye, annelere hırsızlık yaptırmaya, bedenlerini sattırmaya, babaları iş başında öldürmeye,

Toplumca sözleştik insanları emeğinin yarısına çalıştırmaya, dışlamaya, karalamaya, hedef göstermeye, bizden olmayandan nefret etmeye, insan öldürmeyi öğretmeye, sömürmeye,

Toplumca sözleştik yuvayı dişi kuşa yaptırmaya, taciz etmeye, tecavüz etmeye, aşağılamaya, dövmeye, sövmeye, yakmaya, bedenlerine mülkiyet yüklemeye, giymeyeceksin demeye, giyeceksin demeye, gitmeyeceksin demeye, gideceksin demeye, konuşacaksın demeye, konuşmayacaksın demeye, bacaklarını açtırmaya, bacaklarını kapattırmaya, doğurmalarına, doğurmamalarına, ağlamalarına, bedenlerini satmalarına, güzel olmalarına, memelerinin büyük olmasına, saçlarının uzun olmasına, bakire olmasına, boşanmasına, boşanmamasına, aşık olmasına, aşık olmamasına, sahiplenilmesine, sahiplenilmemesine,

Toplumca sözleştik asla ağlamayacak kişinin erkek olmasına, ata binmesine, avlanmasına, para kazanmasına, ev almasına, araba almasına, nefret ettiği işi yapmaya devam etmesine, güçlü olmasına, kasları olmasına, saçlarının kısa olmasına, yakışıklı olmasına, takım tutmasına, sahiplenmesine, savaşmasına, silah kullanmasına,

Toplumca sözleştik savaşmaya, şiddete, ayrımcılığa, nefret etmeye, and içtik, imzalarımızı attık.

Etilen Sunar: Samsara // kargART gösterim

Kargart gösterimlerine belgeselden devam ediyoruz.

Baraka ve Koyaanisquatsi gibi filmlerin yönetmeni Ron Fricke’in son uzun metrajı olan Samsara 25 ülkede 100 farklı bölgede çekilmiş bir belgesel. Tıpkı diğer yapımları gibi müzik ve görsellik üzerine yapılmış, her biri ayrı bir güzellikte görüntüler geçidi. Konuşma veya herhangi bir yorum olmayan yapım 2012 yılında oldukça az salonda gösterime girmişti.

102 dakikalık göz ve kulak banyosuna hazır olun.

Ücretsizdir. Ayrıca gelenler yine ücretsiz farklı süprizlere sahip olabilir;

Ele Geçirip Saptırma-05

Samsara / Ron Fricke / A.B.D. / 102 dakika

Etilen Sunar: Samsara // kargART gösterim

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.