Menü Kapat

Ay: Mart 2015 (sayfa 1 / 5)

mindbombs: let the meme wars begin!

sosyete olarak desteklediğiniz oluşumlar nelerdir sorusuna vereceğimiz cevapta kesinlikle ilk üç içerisinde adbusters yer alır. kendileri insan ve insanının fiziksel – mental çevresiyle ilişkisini inceleyen, kar amacı gütmeyen, sosyal, politik ve ekolojik bir dergi olarak tanımlıyorlar.  ayrıca occupy, buy nothing daymeme wars, blackspot collective ve kick it over oluşumlarının arkasında bu arkadaşlar var. yeni hareketleri de mesajlarını daha geniş bir kitleye yayma amaçları olan “mindbombs”.

“mindbombs” ile yapmak istedikleri 15-60 saniyelik, hem çevreyi hem de bizleri sömüren şirketlere karşı reklamları CNN gibi televizyon kanallarında yayınlamak. bunu başarmak için de indiegogo üzerinden bir fundraising olayı başlatmışlar. vermiş olduğunuz rakama göre de adbusters güzellikleri sizi görüyor. taa canada dolaylarında yayınlanacak bir reklam için gidin paranızı basın demiyoruz tabii ki ama arkadaşların yaptıkları şeyler gerçekten ilham verici. occupy’da bunun en güzel kanıtı.

mindbombs: let the meme wars begin!

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi: Tiyatro Duvarın Ötesine Bakmalı

Bu yıl Polonyalı Yönetmen Krzysztof Warlikowski tarafından kaleme alınan ve Refik Erduran tarafından Türkçeye çevrilen “2015 Dünya Tiyatro Günü Bildirisi”

Tiyatronun gerçek ustalarını bulmanın en kolay yolu onları sahnenin çok uzaklarında aramaktır. Genelde öyleleri tiyatronun gelenek kalıbı sürdüren ve klişe kopyalayan bir makine gibi kullanılmasıyla ilgilenmezler hiç. Onlar atan nabzın peşindedirler; gösteri salonlarının ve şu ya da bu dünyayı kopyalama derdindeki insan yığınlarının açığından geçmeye yatkın canlı akımları ararlar.

Biz seyircilerle tartışmaya ve yüzeyin altında kabaran duygulara odaklanmış dünyalar yaratacak yerde, mevcudu kopyalama yoluna gidiyoruz. Oysa gizli coşkuları tiyatro kadar başarıyla dışa vuran başka bir şey yoktur.

Benim en sık peşine düştüğüm kılavuz geçmişte yazılmış kimi metinlerdir. Onları kaleme alanlar neredeyse yüz yıl önce Avrupa tanrılarının yavaş yavaş çöküşünü kâhin gibi ama abartıya kaçmadan gözler önüne serdiler. Beni sabah akşam düşündüren o yazarların anlattığı, uygarlığımızı bugün hâlâ dağıtılamamış bir karanlığa gömen ışık kaybıdır. Aklımda Franz Kafka, Thomas Mann ve Marcel Proust adları var. Bugün o kâhinler grubuna John Maxwell Coetzee adını da ekleyebilirim.

Bu kişilerin ortaklaşa sezdikleri, dünyanın sona ermesinin kaçınılmazlığı idi – gezegenin değil, insan ilişkilerinin bugünkü modeli anlamındaki dünyanın. Dipten gelen kabarmalar toplum düzenini alt üst etmekte. O sezgi bütün acılığıyla bizim için bugün ve burada da geçerliğini koruyor. Dünya sona erdikten sonra da yaşamayı sürdüren bizler için. Her gün yeni yeni yerlerde suçlar ve çatışmalar patlak vermekte. Bu öyle hızlı oluyor ki her yerde hazır ve nazır günümüz medyası bile haberlerine yetişemiyor. Yangınlar çok geçmeden ilginç olmaktan çıkıp basın bültenlerinden siliniyor, bir daha da göze görünmüyor. Biz aciz kalıyor, dehşete kapılıyor, kendimizi köşelere sıkışmış hissediyoruz. Artık kuleler dikmek gelmiyor elimizden. Duvar yapımını inatla sürdürüyoruz ama çektiğimiz duvarlar bizi hiçbir şeyden korumuyor artık. Tersine, bakım ve savunma gerektirdikleri için biz onları korumak zorunda kalıyoruz; yaşam enerjimizin büyük bir bölümü öylece heder oluyor. Kapının ötesinde, duvarın gerisinde ne bulunduğunu görmeye çalışacak gücümüz de kalmadı. Tiyatronun varlığını gerektiren ise tam bu işte. O kendi gücünü tam burada aramalı. Bakmanın yasak olduğu yerlerin iç taraflarını gözetlemeli.

“Efsane açıklanamayacak şeyi açıklama çabasında. Temeli gerçek olduğu için, sonunda açıklanamayacak bir yerlere ulaşmalı.” Kafka Prometheus efsanesindeki dönüşümden böyle söz ediyordu. Kesinlikle inanıyorum ki aynı sözler tiyatro için de geçerli olmalı. Onun emekçilerinin hesabına, yani sahnedekiler kadar seyirciler arasındaki emekçilerinin de adına, bir dileğim var. Öyle bir tiyatro olsun. Gerçekliğin temeline otursun ve hedefini uzanacağı açıklanamaz sonlarda bulsun. Bütün kalbimle diliyorum bunu.

Çeviri: Refik Erduran

lost in bazaar . diskografi

lost in bazaar, noisy sins of the insect, the bitmap workshop, stevan flipovic ve circuits made flesh gruplarının eski üyelerini içeren 3 kişilik bir grubumuz. screamo, punk, emo, hardcore gibi sıfatları kendilerine yakıştırıyorlar – dinliyoruz, biliyoruz ki yalan değil. ayrıca ırkçılığa, homofobiye, bayraklara ve sınırlara karşı olduklarını belirtiyorlar. sahalarda görmek istediğimiz hareketler. sanıyorum son dönemde aktif değiller ama geçenlerde 62ytl sormuştu, sizi de mahrum bırakmayalım istedik. tek tıkla diskografilerini indirip dinleyiniz.

lost in bazaar – facebook

download . lost in bazaar diskografi;

self titled – 2008

  1. quit
  2. 2.20
  3. eightyeight
  4. untitled
  5. akdeniz
  6. last song

here we are dropping our anchor in fertile ground – 2009

  1. prologue
  2. this ship will navigate the stream
  3. monologues of the solipsist
  4. fuzzy logic
  5. disposing meanings
  6. room for the callous
  7. gloating over
  8. notes from the crime scene

self titled – 2010

  1. floating in space
  2. a shell of anomie
  3. portent
  4. eastern journey of louise
  5. dimming light through blinds (hidden track)

copy shop

copy shop virgil widrich’in diyalog içermeyen 2001 yapımı kısa filmi. bir kopyalama merkezi çalışanının gün boyunca defalarca yanlışlıkla kendisini kopyalamasının hikayesini anlatıyor. çalışanın her gün bir öncekinin aynı olan dünyasının banal rutinindeki tek farklı canlı olan çiçekçide çalışan kadın da bir süre sonra adamın başka bir kopyası oluyor ve adam sosyal gerçekliğinden de biraz daha uzaklaşıyor. toplum içerisinde kopuş ya da içeri doğru bir çöküş kendisi için kimliğin tamamiyle kaybolması.

copy shop

muhakkak izlenmesi gereken nadide eserlerden. siz de kendinizi kopyalamayı ihmal etmediniz değil mi?

sel’den öykü.

takdir ettiğimiz ve dirsek temasında olduğumuz oluşumların arkasında doğal olarak güzel insanlar olduğunu düşünmemizden hareketle ülkede sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen ve olaya farklı açılardan bakabilen sel yayıncılık ekibinden öykü ile röportaj hareketlerine devam edelim dedik – pek iyi etmişiz, şahane keşiflerimiz oldu.

kimdir?
Punk ve alt-kültüre dair hep özel bir ilgim oldu. Hâlâ elimden geldiğince scene’i, grupları, albümleri takip etmeye çalışıyorum. Fanzinlere, kasetlere, plaklara bu alanla ilgili tarihsel dökümanlara dönük hevesim hiç eksilmedi.

Bir yılı aşkın süredir Sel Yayıncılık’ta çalışıyorum. Yukarıda saydığım başlıkların yanı sıra, diğer ilgi alanlarım arasında yer alan edebiyat ve kuramla yakın ilişki içinde olduğum bir iş yapmaktan keyif duyuyorum.

Sel Yayıncılık, kuruluş yılı olan 1990’dan bu yana hem edebiyatta hem de kuramda yeni tartışmalara öncülük etme iddiasını güncel tutan bir yayınevi. Gerek çeviri gerekse telif eserlerde yeni biçimlere, arayışlara mecra olabilmek adına hep beraber, kolektif bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmalar esnasında, kendimizi, yayın politikamızı gözden geçirirken, okurlarımızla daha doğrudan bir iletişimi nasıl devam ettirebileceğimizi de sürekli sorguluyoruz. Bu bağlamda, fanzinlere, e-zine’lere, bloglara ve dergilere ayrı bir önem verdiğimizi söyleyebilirim.

düşlerlerde ne var?
Kendi ilgi alanlarım ve mesleki hayatım bir şekilde nasıl kesiştiyse, kendi hayallerimle yayıncılık adına düşündüğüm şeyler de kesişiyor. Daha nitelikli yayınları daha kalabalık okur kitlelerinin okuduğu, sansürden ırak, kitapların kitlelere ulaştırılmasında kârın değil içeriğin belirleyici olduğu, teori ve pratiğin birbirini beslediği, okuduğumuz, dinlediğimiz, izlediğimiz, düşlediğimiz ve eylediğimiz bir hayat diyebiliriz.

ne yapmalı?
Ne yapmalı sorusunun cevabı, böylesi bir ülkede tartışmaya açık sayfalarca uzunlukta bir reçeteye dönüşebilir elbette. Çok kısa cevap vermek gerekirse, bulunduğumuz hiçbir alanı boş bırakmamalıyız. Mücadeleyi her alana, hayatlarımıza yaymalı, birbirimize destek olmaktan, dayanışma ruhunu korumaktan, öfkemizi, tepkimizi baki kılmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Ve bu zerzebil gündemde, bizi diri tutan şeylerden, okumaktan, üretmekten geri kalmamalıyız, sağlam durabilmenin çözümlerinden biri de bu sanırım.

ne okuyalım?
Sel Yayıncılık kitaplarından;

  • İlker Aksoy – Ölümden Beter Yaşamlar
  • Susan Sontag – Bilincin Kapısını Aralamak
  • Elias Canetti – Körleşme
  • Alain Badiou – Yüzyıl
  • Henri Lefebvre – Gündelik Hayatın Eleştirisi 1-2
  • Frank O’Connor – Oedipus Kompleksim
  • Norman Mailer – Bir Amerikan Rüyası
  • Bütün Truman Capote külliyatı söyleyebileceğim başlıca kitaplar.

Son zamanlarda okuduklarım:

  • W.B Yeats – Kızıl Hanrahan / Aylak Adam Yayıncılık
  • Günebakan – Gyula Krudy / Aylak Adam Yayıncılık
  • Çevengur – Andrey Platonov / Metis Yayınları

Başucu niyetine:

  • Jorge Semprun – Büyük Yolculuk – Can Yayınları
  • Karanlığın Yüreği – Joseph Conrad / İletişim Yayınları
  • Oğlak Dönencesi – Henry Miller

ne dinleyelim?

  • Sleater Kinney – No Cities to Love
  • Red Lorry Yellow Lorry – Talk About Weather
  • The Wipers – Youth of America
  • Gang of Four – Entertainment
  • Swans – The Seer

bize ne sorarsın?
bu soruyu kendin sorup, kendin cevaplar mısın?
Bunu yapamadım yahu, affola 

girdap manifestosu

  1. hareket ve tepkinin ardında kendi kimliklerimizi inşa ettik.
  2. seçilmiş bir dünyanın zıt beyanlarından başladık işe. iki uç nokta arasına yeniyetme saflığının saldırgan yapısını koyduk.
  3. kendimizi her iki tarafın tasfiyesine adadık.
  4. evvela bir taraf için mücadele ettik sonra diğer taraf için, ama hep aynı amaçla yaptık bunu, hiçbir tarafa ait olmayan, her tarafa ait olan ve bize ait olan amaçla.
  5. paralı askerler dünyanın en iyi savaşçılarıdır.
  6. biz modern dünyanın ilkel paralı askerleriyiz.
  7. bizim davamız hiç kimseye ait değildir.
  8. mizahı, mizahın gırtlağına tıkadık. barışçıl maymunları birbirlerine düşürmek için kışkırttık.
  9. sadece trajedi gibi mücadele edebilecek bir mizahı kabullenebiliriz.
  10. kabullenebileceğimiz trajedi ise yan kaslarını sımsıkı sıkmış, eli belinde bir duruş sergilemeli ve bomba gibi bir kahkahası olmalı.

wyndham lewis – 1914.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.