Menü Kapat

Ay: Ocak 2015 (sayfa 1 / 4)

tehlikeli bir adam: michel foucault

Sınav, insanları gözetim altında tutmayı sağlayan ve hiyerarşiyle onları standartlaştıran ceza tekniklerini bir araya getirir. Sınav, nesne olanı köleleştirir; köle olanı nesneleştirir. Kendi değerini sınavla belirlemek “derebeyine teslim olmak”tan öte bir anlam taşımaz.

Michel Foucault

unutmanın sanatı

günümüz ahlak yapısı içinde unutmanın değersizleştirme olduğu ve dolayısıyla unutulan her şeyin kazanca dönüşeceği gerçeği ortalığı kasıp kavurmakta.insan belleğinde “kazanılmış eksiklik” diye tanımlayabileceğimiz bu eylemin gerçekte neden var olduğu tartışması pek çok hikaye ve filme konu olmuş durumda.

ben işin derinine inmeden kısa bir şiirle belleğimizdeki unutulmuş tanımlara dokunmak istedim.

ellerinde geçen bir geceden sonra

unutmak her şey idi

ve baştan başa

maviye boyamak bütün rüyaları

bitirircesine adeta 

uzun bir yokuşu

bir solukta

unutmak

mavi idi o geceden sonra

Saygı Duruşu: Gonzo!

Hiçbir zaman iyi bir başlangıç yapamamışımdır. Belkide bu sefer, yanıma eski bir savaşçıyı alarak, bunu başarabilirim… Huzurlarınızda Hunter S. Thompson! Etilen’de adına değinilmemiş olması açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı. Doğumundan ölümüne değin, kendi rotasında dans etmiş uyuşturucu sihirbazı bu adam, aynı zamanda Gonzo Gazeteciliği dediğimiz şeyinde yaratıcısı. Size neyin ne olduğunu, didaktik bir şekilde anlatmayacağım elbette, bu zaten tümüyle gonzo yazım ahlakına ters! (link vereceğin yinede, bakın, araştırın uzun uzun)

Ama etilendeki ilk metnime, diğer tüm yazar arkadaşlara ve okurlara göz kırpmak ve bundan sonrasında ne ile karşılaşacaklarını bilmeleri adına, Gonzo’nun kanından bir kaç örnek koyarak devam edebilirim: Bir gazetede köşe yazarı olduğunuzu düşünün, size  önümüzdeki hafta için verilen konu-görev şu: “Ayahoska denilen madde hakkında okurlara bilgi ver.”  Görüldüğü gibi, internet çağı için çok basit, altından kolayca kalkılabilecek bir iş bu. İşte, Gonzo bu noktada biraz da kendini zora sokma görevini üstleniyor. Verilen konuyu kabataslak yorumluyor, yeterli uyuşturucu stoğunu yapıyor ve çantasını sırtladığı gibi ayohoskanın doğup büyüdüğü yer olan güney amerika topraklarına uzuyor. Yola çıktığı an itibariyle, başına ne gelirse, ne düşünürse, çoğu zaman en sinir bozucu ayrıntısından tutunda en özeline kadar tek tek aktarıyor okuyucusuna. Yolda dolandırdığı adamları pas geçmiyor, bar tuvaletinde taktığı kadını pas geçmiyor, lsd nin ona sunduğu öğretiyi okuyucudan esirgemiyor, asla! Sonrasında güney amerikaya varıyor ve amacına ulaşmak için bir çok yolu deniyor. Bu yol en kısa ve doğrudan olanı da olabilirken, en uzun, en dolambaçlı ve en acılısı da olabiliyor elbette. Gonzo, kendini bir uçurumun kenarında elinde kalan son yarım ekstaziyi gömerken bulabiliyor, “ben buraya ne için geldim, yazmam gereken bir köşe yazısı var ve işime saygı duymam gerekiyor, amacımdan uzaklaşmamalıyım!” gibisinden öz benlik karmaşaları ve iç yüzleşmelere sürüklenebiliyor gonzo “yol” boyunca. Ormanın derinliklerine dalıp zazen ayinleriyle kendinden geçip, kabile üyelerine, şehir insanının üstün egosunun acizliğine kapılıp “bana iki doz fazla koy” diyebiliyor ve tabiki de saatler boyunca kusuyor ardı sıra. Bunu da yazıyor gonzo; “aşağılık herifler beyaz insanın sonunu getirmek istiyorlar, bana çaktırmadan fazla doz ayahoska koydular, ama hepsini yeneceğim.” Ama hepsinden önemlisi, diğerlerinin cesaret edemediği bir şeyi yapıyor, evde vikipedi den kopyalamaktansa, yaşayarak yazıyor!

Hunter Thompson, hayatı boyunca bunu yaptı işte tam olarak. Kendi kabul ettiği gerçekliğin peşinden koşarken bizim gördüğümüz gölgelerin hepsini attı bir kenara, onların birer hiç olduklarını ve önemsenmemeleri gerektiğini vurgulayarak.

İşte, böyle bir kostümle, karşınızdayız!

“I had no choice.”

tumblr_nhucqoKktp1qb6imio1_400

Hunter S. Thompson

 

 Etilen Notlar;

  • Etilen hayal kırıklığına uğratan bir neşriyattır. 
  • Takmak yerine eylemin çift yönlülüğünü vurgulayan takılmak kullanılabilir.
  • Gonzo gazeteciliğini yaparken vikipedi’nin olmayışı belki buna sebep olmuştur?
  • Bu notlar yazar bağımsız yazılmıştır, yazarı bağlamaz
  • Yazarın yazdığı etilen bağımsız yazılmıştır, etileni bağlamaz
  • Okur yazar ve etilen bağımsız okumuştur, kimseyi bağlamaz.

 

ask it why

ask it why’ın daha evvel rashit ile yaptıkları kadıköyden hareketler splitini sizlerle paylaşmıştık. muhtemelen bunu bilmiyordunuz, bir yandan indirmeye başlayın kendilerini. bir de moral bozukluğu ve 31 filmi vardı kendilerini andığımız. fakat bugünkü konumuz bunlar değil.

birileri bir güzellik yapmış ve kendilerinin bütün kayıtlarını soundcloud’a yüklemiş. yine muhtemelen bilmediğiniz için aşağıdaki linkten yol alabilirsiniz;

grup hakkında tarihi bilgilendirmeler yapmadan da geçmeyelim;

1992’de s.a.d. adı altında kuruldu. ilk hardcore topluluklarımızdandır. ilk demoları “parental advisory” 1993 yılında çıktı. fransa’da plak olarak basılan “sevdasız hayat ölümdür” (1994) adlı bir toplama albümde, yine fransa’da yayınlanan “kadıköy’den hareketler” (1996) adlı bir split plakta yer aldılar. bu splitte yer alan çalışmalar ülkemizde, radical noise’la paylaştıkları “sevdasız hayat” (1998) adlı split kasette de yer almıştır.

tayga soysaltürk:vokal
vedat kıyıcı:gitar
fernando mundoz:bass gitar
ozan aktuna:davul

ayrıca grubun kendi adını taşıyan şarkısının sözleriyse şöledir:

ask it why for your rights
ask it why to learn the reason
ask it why,you’ll realize
you do not know,what’s goin’ on
why police? religion?
why penis in vagina?
ask it why for your rights
ask it why to learn the reason
ask it why if you have doubts
by this way you’ ll have decision
why dying? you know where
we’re going? heaven,hell…

Renksizliğin güncesi, Tsukuru’yla tanışın.

Renksiz olmak…Bunun üstüne düşünmek bir gün boyunca. Neden yaptığını anlamadığın bir işin başında saatlerce oturarak niteliksizliğinin nereden geldiğini anlamaya çalışmak. Genetik mi acaba? Babam da böyleydi zaten… renksiz. Ya annem? O biraz renkli miydi acaba?

Saçlarım neden kıvırcık diye sordum on sekiz yıl boyunca. Sonra bir gün sadece beni sadece saçlarım yüzünden seven biri oldu… saçlarıma aşık oldu renkli hissetmeye başladım birden… hem de onca yıl sen küçük kıvırcıklardan nefret etmişken. Sonra bir gün tekrar renksiz oldum… Korkularla yaşayamadım, korktuğum anda kaçtım hayatımdaki her kuytu köşeden. Köşeleri doldurmaktan korktum yıllarca… Yazmaktan kaçtım senelerce, sonra birden bunun beni ne kadar körelttiğini, insanlardan soğuttuğunu fark ettim. Kuyudan çıktım bir gün, çok uzun tırmandım, yardım eden olur dedim; o da olamadı. Uyuduğum yerleri hatırladım, renkli olduğumu sandığım zamanları anıp küstüm iki gün sonra. Bir anda tüm arkadaşlarımı kaybettim, sadece iki kelimeyle didik didik edilmiş kalbimle yapayalnız kaldım. Sonra başka arkadaşlarım oldu, ama bir kere yalnız kaldın mı hep yalnızsındır bence. Belki de kaderimde yalnız olmak değil, kırık bir kalp vardır benim de.

Bugün uyandığımda aklımdaki onlarca düşünceden sıyrılmayı başarıp bir tek sen kaldın bana Tsukuru. Bir dönem sırf beni bunalıma sürüklediğine inandığımdan kitap okumayı da yazı yazmayı da bıraktığım olmuştu. Bunu takip eden yıllar boyunca bir kere bile sorgulamadım kendimi. Ardından bir günde geldi tekrar aklıma, yıllar sonra sadece bir günde geldi. Kendimi bu dünyadaki akışa teslim etmişim meğersem, aklıma gelen her şeyi denemişim boşluğunu kapatmak için. Bileklerim zincirli hissediyorum toprağa, güneşi beynimde hissediyorum. Her gün bir tek yakıyor beni umursamadan, biliyor çünkü ben ait değilim bu dünyaya ve anlıyor ki ben bırakıp gideceğim onu çok geç olmadan.

Acıtmışım canımı senin gibi, yerine bir şeyler koymaya çalışmışım renksiz çocuk. Bu roman senin için ve kendini renksiz sanan her çocuk için.

Murakami Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’nda hayatta kaybettiklerimizi bize eşsiz bir “yabancılaşma” deneyimi sunarak hatırlatıyor. Tsukuru Tazaki’nin gençlik yılları önümüze yoğun bir duygu yüklemesiyle sunulurken, yetişkinlik dönemi ise sunulmaktan öte yüzümüze fırlatılıyor. Tsukuru’nun duygu geçişlerinde ise istikrarlı bir tavır yoğun olarak göze çarpıyor. Tsukuru gençliğinde onu ölümü tatmışcasına yoran terk edilme duygusunu yaşamak adına hayatına girecekleri seçiyor sanki. Karakter olarak terk edilmenin ona verdiği acıyla yetişen ve yalnızlığın kaderi olduğuna inanan Tsukuru, farkında olmadan bunu içselleştiriyor.

Tsukuru, Albert Camus’den “Yabancı”’yı lise yıllarında okumuş olsa gerek. Modern zamanın suskunluğunu içindeki çığlıklara aldırmadan sürüdürebilen bir karakter Tsukuru ve bu huyunu besbelli Mersault’dan almış. Varoluşçuluk izleri taşıyan bu romanı ve Tsukuru’yu Sartre’ın bakış açısı üzerinden yorumlamak çok doğru bir yaklaşım olacaktır. Özellikle Sartre’tan “Varoluşçuluk ve Hümanizm“’i okuduğumda altını çizdiğimi bir cümle vardı ve başka sözcüklerle de olsa bir gün karşıma çıkacağını biliyordum: “Tüm var oluşun başlangıcı insandır, insan kendi ile yüzleştiğinde, dünyadaki varlık hissi insanın içini kaplar ve daha sonra birey bu algının içerisinde kendini tanımlar.” İşte Sartre’ın bahsettiği bu yüzleşme hissi Tsukuru arkadaşları üniversitenin ikinci sınıfında arkadaşları tarafından terk edildiği anda uğruyor ve o andan itibaren de bu yeni hisle kendini tanımlaya başlıyor. Bu olağanüstü an aslında onun için farkındalık adına en büyük şansı sunuyor. Bu ona altın tepside sunulmuş bir makas haline dönüşüyor ve o da makası alıp kurdeleyi kesiyor. Artık karşısında Tokyo’nun derinliğinde kaybolma şansı oluyor. Yeni bir gökyüzü, anlamsız arkadaşlıklar, istediği zaman kaybolabileceği yollar. Özgürce takılıp düşebiliyordur kimsenin onu tutmasını beklemeden. Tüm bunlara rağmen Tsukuru’da eksik olan şey vardır: O bir şeyleri kaybetmişken bunlara sahip olduğunun asla farkına varmayacaktır.

8eab4daa7c953cfa3a01af6a1079f3d1

Murakami okumayı deneyin… O sizi kısa sürede avucuna alacak ve işin en güzel yanı siz de kaçmak istemeyeceksiniz.

Bikislet

ondskan . evil . 2003

“senin gibiler için kullanılan tek bir kelime var, o da şeytan. hem de şeytanlığın en saf hali. bunun başka açıklaması yok. ihtiyacın olan iyi bir dayak.”

psikolojik baskı. gerilim. şiddet. devrecilik. okul. eğitim. aile. toplumsal şiddet. sabır. şeytan. isveç. mikael håfström. evil. ondskan. izleyin.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.