Menü Kapat

Ay: Aralık 2014 (sayfa 1 / 2)

nekropsi – baba & erciyes

4 nala çalan nekropsi ile baba’dan erciyes’e tırmanıyoruz.

beni saklasan çok iyi olur
babam gelecek korkuyorum.

beni saklasam çok kötü olur
babam gelecek seviniriyorum.

beni saklasan, beni saklasan.

Babababababababbababa….

ta, dü, dan, kof, ti, da, de, tü

erciyes şokta: altı bebek öl
hurda eşyadan dört kalaşnikof
devrim patenti müsrif oğulda
iki endeks de ‘eksi’ye düş

 

nekropsi

baruch spinoza – etika

geometrik düzene göre kanıtlanmış ve beş bölüme ayrılmış olan

yuvarlanan bir taş hayal et. bu bize özgürlüğü anlatmaz. şimdi istersen taşın, hareket etmekteyken düşündüğünü ve hareket etmek için elinden geldiğince çaba gösterdiğinin farkında olduğunu düşün. emin ol ki, sadece kendi çabasının farkında olduğundan ve buna karşı hiç de kayıtsız olmadığından bu taş özgür olduğunu ve hareketini istediği için sürdürdüğünü sanacaktır. herkesin sahip olduğu için övündüğü ve sadece insanların iştahlarının bilicinde olup onları belirleyen nedenleri tanımalarına dayanan şu insan özgürlüğü işte böyle bir şeydir. bir bebek, sütü özgürce içtiğine, genç bir delikanlı öç almaya ya da ödleğin tekiyse kaçmaya özgürce karar verdiğine inanır. ayyaş ayıldıktan sonra söylemeyi istemeyeceği bir şeyi sarhoşken zihninin özgür iradesiyle söylediğine inanır. aynı şekilde geveze, deli ve benzeri birçok kişi zihinlerinin özgür iradesiyle hareket ettiklerine, hiçbir şeyin onları buna zorlamadığına inanırlar. bu ön yargı doğal, bütün insanlarda ortak ve doğuştan olduğu için ondan kurtulmaları kolay değildir. aslında deneyim pekala yeterince gösterse de, insanların pek az becerebildikleri bir şey varsa o da iştahlarını kontrol edebilmeleridir.

download . baruch spinoza – etika (.pdf)

volapük: tek toplum tek dil

Alman bir din adamı olan Johann Schleyer’e, bir gece uykusunda ilahi bir güç tarafından evrensel bir dil yaratması gerektiği buyrulur. Babil Kulesi  efsanesini alt üst eden bir argümandır bu. Şimdi düşününce aynı Tanrı, zamanında ona ulaşmak için bir kule inşa eden insanoğlunun bu davranışını kibirlilik olarak yorumlar ve ceza olarak konuştukları dili karıştırır. Dillerin kökenine ait eski inanışlarından yalnızca birisidir bu.

İşin efsane yahut söylenti kısmı böyleyken diğer yanda yıllardan beri imkansızlığı bilinen ancak yine de bir umut olmasının hep düşlendiği bir şey olmuştur bu “ortak dil” istemi. 1879’da Schleyer’in ilahi dürtülerle giriştiği bu işin sonucunda Volapük (vol “world” – pük “speak”) adında yapay bir dil peyda olur . İlk yapay dil oluşturma girişimi olan Volapük’ün, 1880’lerin sonuna doğru dünya çapında 200’den fazla topluluğu ve 25 tane de dergisi ortaya çıkar. Hatta ve hatta 1879’da Paris’te gerçekleşen 3. Volapük Kongresi tamamen Volapükçe yürütülür.

Schleyer Alman olmasına rağmen, Volapük’ü oluştururken büyük oranda İngilizce’yi baz almış. Yine de kaynağının saptanması Schleyer’in oluşturduğu seslendirme sisteminden ötürü oldukça zordur. Mesela Volapükçe “paper/kağıt”  pöp,  “beer/bira” bil,  “proof/kanıt” blöf  ve “love/aşk” löf  demek.  Basitleştirmek adına kelimeler genelde tek hece ile sınırlandırılmaya çalışılmış. Ayrıca küçük çocuklar ve Asyalılar konuşmakta zorlanmasınlar diye  “r” sesinden mümkün olduğunca kaçınılmış. Bununla birlikte ö,ü gibi noktalı sesler kullanılmaya devam edilmiş. Çünkü Schleyer’e göre noktalı seslerin olmadığı bir dil monoton, kaba ve sıkıcıdır.Fakat bu seslere aşina olmayan topluluklar bir süre sonra Schleyer’in canını sıkmaya başlar. Özellikle Amerika’da birtakım yerel gazeteler deyim yerindeyse, Volapük ile dalga geçer.

                                                           “A charming young student of Grük

                                                           Once tried to acquire Volapük

                                                           But it sounded so bad

                                                           That her friends called her mad,

                                                           And she quit it in less than a wük.”

Tüm bu olanların ardından Volapük hareketi 1890’larda etkisini yitirmeye başlar. Scheleyer Volapük Akademisi’ni terk eder ve kendi akademisini kurar. Ancak ortak dil arayışları son bulmaz elbette. 1887’de bir diğer ortak dil hareketi olan ve Volapük’ten çok daha uzun yıllar boyunca varlığını sürdüren Esperanto ortaya çıkar.

Ortak dil ütopyasının iyimserliği insanın suratında bir gülümseme yaratmıyor değil. Zira okuma yazmayı söktüğü sıralarda kendi alfabesini yaratıp günlüklerini o alfabeyle yazan bir dolu insanız. Birbirini anlamak güzel ama tüm mesele anlaşılıp istenip istenmemekte.

Yine de lazım olur bir iki kelime Volapük de ben öğreneyim derseniz, buyrunuz.

kidult

kidult kelimesi, ingilizce kid ve adult kelimelerinin birleşiminden oluşmuş ve yaşı kemale erse de hala çocuk kalan yetişkinler için kullanılıyor. konuyla hiçbir ilgisi yok ama mevzuyu araştırırken öğendiğime göre, evden ayrıldıktan sonra geri dönmek zorunda kalan 22-35 yaş genç irileri de sosyolojik açıdan böyle adlandırılır olmuşlar.

neyse mevzuya dönelim. kidult bir graffiti hareketi. tam olarak emin olmamakla birlikte, new york ve paris şehirleri en aktif oldukları lokasyonlar olarak gözüküyor. Kendi tabirleriyle; “Graffiti sadece sanatsal bir ifade değil, graffiti bir protesto, bir çığlık ve öfke…” Yine de ben en çok, ekşi sözlükte gorso adlı yazarın “…banksy türk gibi birşey ise kidult kürt gibi birşeydir.” tabirini beğendim. 

Chanell, Mc Donalds, Coca Cola gibi küresel firmaların billboardlarına yaptıkları işlerle son dönemde dikkat çeken kidult, bu işleri de şu şekilde açıklıyor; “Onların ününü kullanın. Aynı ortamı kullanarak, bu sistemi ortadan kaldırmak için kendi aracını kullanın.” 

siz de öyle yapın arkadaşlar, lütfen!

kidultone

Entelektüel ol(A)mamak

Kim istemez ki sorusuna ufak bir yanıt olarak insanın kendini sorgulama sürecine koymasıyla cevabını alabileceği bir soru. Soruyu soralım ve kendimizce cevap çıkarmak üzere bir gökyüzüne, bir sana, bir de bana bakalım.

Bilginin bol olduğu bir toplumda, herkesin kafasından bilgi fışkırdığı şu ortamlarda entelektüel olmanın bir ayrıcalıkmış gibi algılanması. Popüler kültürün geniş alanlarında kendi entelektüellerini yaratması, kimi entelektüellerin ise bunu bir ayrıcalık gibi yaşaması sorunsalı üzerinden gidersek. Bilgiye erişemeyen nesillerin toplumun hep alt kesimlerinden olması bir raslantıdan ibaretmidir. Hiç düşündünüz mü yoksul bir çocuk neden entelektüel ol(a)maz yada olmak istemez. Belki de öyledir  ama hayat şartları o kadar zordur ki o bilgiye erişemez ve paylaşamaz. Zaten entelektüel olmak Bilgiyi öğrenme ve bunu geniş toplumlara yaymak değil midir.

Entelektüel olamadık çünkü çocukluğumuzun ilk yıllarında camilerle veya kilise vb. ibadethanelerde kadınlı erkekli ayrı ayrı oturarak din dersleri aldık. Din görevlisine niye böyle olduğunu sorunca; ya bir şaplak yedik ya da uzun uzun anlam veremediğimiz bir sürü vaaz dinledik. Anlamadık; anladık numarası yaptık. Bir kere hayattan ilk golü yedik.  kadın, erkek ayrı oturmalı birbirlerinin yüzüne bakmamalı bunu öğrendik. Entelektüel olamadık çünkü din figürünün psikolojimizi altüst ettiği bir ortamda, bu sefer dehşet bir okul macerası bizi bekliyordu, oda ne! burada kadın erkek aynı sırada oturabiliyordu kafa allak, bullak işin içinden çıkamadık öğretmene bunu sormaktan korktuk çünkü sonunda şaplak yada uzun, uzun öğütler dinleyebilirdik. (bu arada camideki vaaz okulda öğüt oldu ) ve alfabe toplama çıkarma dışında. Pek de bir şey öğrenmedik tek öğrendiğimiz  derse giren öğretmenin öğrettikleri. Bunların dışında bir şeyler öğrenmeye çalıştığımız zaman ise disiplin cezası denilen saçma sapan ceza klişeleri ile karşılaştık ve boynumuz büküldü. Yapamadık aldığımız ders sadece,belli zümrelerin öğretilmesini istedikleri derslerdi öğretmene soru soramazdık çünkü her şeyi bilirdi ve haklıydı. Hiçbir zaman dünya klasiklerinden bahsetmediler saçma sapan kitaplar sundular önümüze. Hoooppp ikinci göl dostoyevskiyi hiç okuyamadık. Oğuz atay’ı tanıyamadık .

Aile ortamı ise bambaşka hallere soktu bizi işe gidip gelen ve boş zamanlarında ki, buda muhtemelen sadece Pazar günleri olur ve en büyük sosyal etkinliği evde televizyon izlemektir. Al birde buradan yak üç sıfır. Babamız bizi sevmedi çünkü sevecek vakti olmadı. Başka bir nokta ise bizim üzerimizden gelecek hayalleri kuran bir anne. Hayallerin kapsamı ise iyi bir okul iyi bir iş ve eş. Dört sıfır oldu. Bunların dışında senin veya benim nasıl bir yaşam sürmek istediğimiz kimsenin umurunda değil. Aslında yaşadığın senin hayatın değil, Seni veya beni bu hayat üzerinde yönlendirmeye çalışanların bizi görmek üzere ulaştırmaya çalıştıkları bir noktadan ibaret.

Okul da evde toplumda her yerde bebeklikten erişkinliğe kadar içinde yaşadığımız toplumun bir kuklası oluyoruz ve onların istediği gibi konuşuyor. Onların istediği gibi bir yaşam tarzı  sürüyoruz alternatif yaşam noktalarını geliştirmek ise bizlerin elinde.  Hayat senin, direksiyon senin elinde trafik kurallarını alt üst et ve trafiğin neden bu kadar durgun aktığını sorgula.

 

ayavala

pek bilinmeyen ve muhtemelen ilk ve son işlerini yapmış bir grup ayavala. ne olduklarını bilmiyoruz, ruhi su anısına doldurdukları “su” isimli kayıtlarıyla sizi başbaşa bırakıyoruz. dinleyiniz.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.