Ay: Ekim 2014

erasmus . deliliğe övgü

“(…) krallar ve avaneleri hakkında bir şeyler söylemek istiyorum, çünkü kendileri bana (yani deliliğe) her zaman içtenlikle arka çıkmışlardır; tabii soylu doğumlulara yaraşacak şekilde, dobra dobra. Bunlar sağduyudan bir nebzecik nasiplerini almış olsalardı, yaşamlarının her anını nasıl da kasvetli geçirmek zorunda kalırlardı, o yaşamdan nasıl da kaçacak delik ararlardı? Çünkü gerçek bir prens olarak hüküm sürmek isteyen insan, omuzlarına ne kadar büyük bir yük alacağını şöyle kendi kendine bir düşünse, yalancı tanıklıkla ve ana baba katilliğiyle iktidara soyunmayı aklından bile geçiremez. Ülkesinin dümenine geçen insanın, kişisel işlerini bir yana bırakıp halkın işlerine bakması ve sadece halkının refahını düşünmesi gerekir; gerek kendi koyduğu gerekse uyguladığı yasalardan bir gıdım sapmamak, üst ya da alt kademedeki her memurun dürüstlüğüne şahsen kefil olmak zorundadır. Bütün gözler onun üzerine çevrilecektir, bu yüzden ya uğurlu bir yıldız gibi lekesiz bir ahlak sahibi olacak ve insanlığı büyük kurtuluşa kavuşturacaktır ya da (Antikçağda genellikle felaketlerin habercisi olarak bilinen) ölümcül bir kuyrukluyıldız gibi en büyük belaları sürüyüp beraberinde getirecektir. Başka insanların kusurları onunki kadar göze batmaz, geniş kitleleri etkilemez. Bir hükümdar öyle bir konumdadır ki, doğruluktan azıcık bel verse bu büyük bir veba gibi yayılarak bütün halkı sarar. Sonra, bir hükümdar kendisini doğru yoldan çıkaracak pek çok kısmeti de beraberinde getirir, örneğin zevkleri özgürce tadabilme, pohpohlanma, sefahat gibi; bu yüzden herkesten daha fazla gayret sarf etmeli ve gece gündüz gözlerini açık tutmalılar, yoksa kolayca kandırılıp görevlerinde başarısızlığa uğrarlar. Üstelik kendilerine hazırlanan kumpaslardan, uyandırdıkları nefretten ve bu türden başka tehlikelerden, tehditlerden söz etmeme bile gerek yok ya da çok geçmeden kendisinden en ufak ihlalinin hesabını soracak olan Gerçek Kral’dan (Tanrı’dan), elindeki yetke ne kadar büyükse vereceği hesabın da o kadar kesin bir ciddiyet taşıdığından. Diyeceğim şu ki, bunun gibi pek çok kaygıyı bir yönetici şöyle kendi kendine bir düşünecek olsa, şöyle bir bilgeymiş gibi düşünecek olsa, fikrimi sorarsanız, o zaman ne uyuduğu uykunun tadına varabilir ne de yediği yemeğin. Oysa şimdilik benim sayemde (delilik sayesinde) tüm kaygılarını Tanrılara havale etmiş durumdalar, mutlu mesut sadece kendi rahatlarına bakıyorlar ve zihinlerini en ufak bir sıkıntıya sokmamak için, sadece kulaklarına hoşlanacakları şeyler fısıldayacak kişileri dinliyorlar. Sürekli av partileri düzenlemekle, savaşçı atlar yetiştirmekle, kendi çıkarları uğruna devletin bütün memuriyetlerini ve yöneticiliklerini satılığa çıkarmakla, her gün yeni yöntemler icat edip halkın kazancını düşürerek kendi cebini doldurmakla bir kralın yerine getirmesi gereken görevlerin hepsini başardıklarına inanıyorlar. Üstelik bir şekilde uydurup kaydırıp yepyeni unvanlar yaratarak, adaletten tümüyle uzak olmasına rağmen, uygulamalarını adil gösterecek bir yol da buluyorlar. Yaptıkları işlere bir parmak bal çalmayı da ihmal etmiyorlar, yeter ki halkın sağduyusunu kayıtsız şartsız kendilerine mahkûm kılabilsinler. Şimdi gözlerinizin önüne birini getirin, günümüzde de var olan birilerini, örneğin yasalardan bihaber bir insanı, halkının çıkarlarına neredeyse düşman, kendi refahını düşünen, zevklerin tutsağı, bilgiden nefret eden, ülkesinin selametine dair en ufak bir kaygısı olmayan, her şeyi sadece kendi şehveti ve sadece kendi çıkarı doğrultusunda ölçüp biçen birini. Sonra, bütün erdemlerin müthiş uyumunu simgeleyen altın bir zincir takın bu adama, kahramanlık içeren bütün erdemleriyle herkesten üstün olduğunu kendisine hissettirecek mücevherlerle süslü bir taç geçirin kafasına. Ayrıca adaletin ve baştan aşağı lekesiz bir kalbin simgesi bir asa verin eline. Bir de halkına göstereceği şefkatin göstergesi mor bir kraliyet cübbesi giydirin kendisine. Bütün bu nişanları kendi yaşamıyla kıyaslayacak olsaydı o Kral, eminim, böyle süslenip püslendiği için utançtan kıpkırmızı olur, müstehzi bir taşlama üstadının çıkıp da tam trajedilere özgü bu giyim kuşamını şaka ve alay konusu yapabileceğinden korkardı.”

download . erasmus – deliliğe övgü

yoga joes – yoga yapan kurşun askerler

yoga joes bir kickstarter projesi. çocukları, erkekleri ve veteran askerleri yogaya yöneltmek için tasarlanan yoga yapan kurşun asker oyuncuklarının üretimini içeriyor. açıklamasından gördüğümüz kadarıyla arkadaşın herhangi bir militarizm eleştirisi yok, daha ziyade yogayı oyuncak üzerinden teşvik etmek için kurşun askerleri kullanmış. yoga umarım askerlerin dikkatini toplamasında ve disiplinli olmasında yardımcı olur gibi bir yorumu da var biz takılmıyoruz, sonuç güzel.

yoga joes

raymond pettibon

raymond pettibon, 57 doğumlu amerikalı sanatçı. kendisinin adını duymadınız ama dünyada en çok bilinin kullanılan dövme motifi olduğu söyleyenen black flag’in yukarıdaki logosunu kesinlikle gördünüz. onu görmediyseniz sonic youth’un 1990 tarihli efsane  goo albümünün kapağını gördünüz. onu da görmediyseniz görecekleriniz sizi fazlasıyla sarsabilir. kendisi aynı zamanda black flag gitaristi greg ginn’in kardeşidir. 80’lerin ortalarına kadar grubun afişlerini, albüm kapaklarını bütün iletişim araçlarını tasarlamıştır. black flag’in bu kadar sarsıcı olmasının temel sebeplerinden biridir. pettibon soyadı da babasının ona taktığı petit bon (good little one) lakabından gelir. mickey mouse takıntısı vardır – bir görselinde çükü gözüken mickey mouse çiziminin yanına “bütün grupilerim en fazla 9, 10 yaşında yazabilmiştir.” gerisini önce izleyeceğiniz video ve ardından inceleyeceğiniz sitesi anlatacak. bakmazsanız kendiniz kaybedersiniz.

raymond pettibon

şut #3

  • şut yeni bir hamledir.
  • fanzin olarak adlandırılabilir.
  • herhangi bir zaman diliminde çıkabilir.
  • topu kaleye sokmak için yapılan sert ve hızlı vuruşu ifade eder
  • 3. sayısı an itibariyle dolaşımdadır. herhangi bir yerde karşınıza çıkabilir.

cyberpunk educator . 2003

cyberpunk educator 2003 yapımı andrew j.holden’in 1980’lerde çekilen mainstream cyberpunk filmlerinin analiz belgeseli. film ebediyat kuramcısı northrop frey’ın yapısını kullanarak batı kültüründe tekrar eden hikayeler üzerinden cyberpunk’ı tanımlıyor ve nasıl aktarıldığını anlatıyor. ayrıca ırk, cinsiyet ve hükümet temaları üzerinden amerikan film endüstrisini detaylayan politik bir kimliği de sahip. film materyal olarak her şeyi internet üzerinden toplamış ve holden abimizin de uğraşına değmiş. sakin sakin sindiriniz, ayrıca internet archive üzerinden ücretsiz ve rahatça indirebilirsiniz.

cyberpunk educator . internet archive

 

pop-jaz-lounge tarzı saddam hüseyin propaganda şarkıları

ISIS saçmalığı ilerlemeye devam ederken biz de saddam dönemini özleyenlere ithafen, ıraklı sanatçı abel abidin’in işlerine bakalım. 3 aşk şarkısı diye anlandırdığı video çalışmalarında abel saddam hüseyin dönemindeki rejimi yüceltmeye yönelik hazırlanmış şarkıları yeniden seslendirtmiş. burada da batının mükemmel arketipleri olan genç, sarışın ve kışkırtıcı temalar içeren pop-jaz-lounge formatında müzik videoları hazırlamış. videolar izlediğinizde kafanızda klasik temalar canlandırsada aslında hepsi saddam hüseyine bağlanıyor. şarkılar arapça ve seslendirenler arapça bilmiyor, onlara tutkulu birer aşk şarkışı olduğu söylenmiş. altyazılar ise olayı ortaya koyuyor. videoları abidinin kişisel sitesinden izleyebilirsiniz, diğer işlerine de bakmayı

abel abidin . three love songs