Menü Kapat

Ay: Eylül 2014 (sayfa 1 / 3)

gitmek

Bu günlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi…
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim,
Öteki de olmuyor;
Yani herşeyi yüzsütü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
Öbür yanımız “otur” diyor.
“O”tur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık…
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler,
Bir çocuk daha doğurmalar,
Borçlara girmeler,
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben;
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
“Sırtında yumurta küfesi taşımak” diye bir deyim vardır.
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler…
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira!
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif denk olsa…
Gün içinde mesela;
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün?
Sabah 9 akşam 18…
Sonra başka mecburiyetler…
Sıkışıp kaldık…
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani…
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba..
Ben her bahar aşık olmam
Ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç, ama olsun…
İstemek de güzel.

Can Yücel

sinemanın yıkılışı

her şeyden önce sinemanın çok zengin olduğuna inanıyorum. sinema obez. sinema limitlerine, maksimumuna ulaştı. bu açıklayacağım genişleme hareketi ile birlikte sinema patlayacak! tıkanıklığın patlamasıyla bu yağlanmış domuz binlerce parçaya ayrılacak. sinemanın yıkılışını açıklıyorum, kendine film diyen parçalanmış, bozulmuş, şişmiş, irileşmiş şeyin ilk kıyamet alametini.

isidore isou

“Postmodernizm Konseptine Doğru”

Ihab Habib Hassan, Arap asıllı, ABD’li edebiyat teorisyeni, eleştirmeni ve yazar. Kahire doğumlu olan yazar, 21 yaşında ABD’ye iltica etmiş. Wisconsin–Milwaukee Üniversitesi’nde 30 yıl görev yapmış. Şu an emekli profesör statüsünden çalışmaktadır. 1996 yılında Uppsala Üniversitesi’nden, 1999 yılında Giessen Üniversitesi’nden onursal dereceler almış. İki Guggenheim bursu (1958, 1962) ve üç Fulbright okutmanlık bursu (1966, 1974, 1975) kazanmış. Kuzey Amerika, Avrupa, Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da da 500’den fazla ders vermiş
Hassan’ın edebiyat ve kültürel alanda yayımlanmış 300’den fazla makalesi var. Birçok dergide öyküleri de basılan Hassan, The Changeling adında bir roman da yazmakta.

Elimizdeki makalesinin tam ismi “Toward a Concept of Postmodernism.” Tam şuradaki linkten, bütün makaleyi indirebilme olanağını da sunmaktayız. Öncelikle, makale hakkında söylemek istediğimiz şey, bilindik akademik dilin çok dışında yazılmış olduğu gerçeğidir. Bütün yapıları temelden sallayan post-yapısalcılardan başka nasıl bir davranış bekleyebilirdik ki? Yeri gelince, çok sert bir dille kendini de eleştiren Hassan, bilimsel bilginin sorunsallaştırıldığı bu ‘bilimsel’ makalede, bize yeni bir ufuk açıyor. Oksimoronların havada uçuştuğu makalenin bir kısmı, siz sevgili etilen takipçileri için yorumlandı.
Hassan’ın Postmodernite algısı:
Tarih, sürekli ve süreksiz devam etmektedir. Bu yüzden postmodernite, şimdiki zamanının geçmiş tarafından şekillendirildiği fikrini desteklemiyor. Bilakis, en köklü gelenekler bile kendilerinden daha köklü değişimlere maruz kalıp, silinip gidebiliyorlar. Darwin, Marx, Bauldelaire, Nietzsche, Cezanne, Debussy, Freud, Einstein tarafından üretilen kültürel varsayımlar, hala batıcı kafadadır. Tarih her zaman kendini tekerrür mü eder? Burada, post-modernizm önemli bir revizyon ve alternatif görüş teşkil etmektedir.

Post-modern şahıslar, belli bir akım, paradigma ya da ekol kurmak için fazla heterojenler. Bu da postmodern olmanın bir getirisi.
Post-modernizm içkinliği ve belirlenemezliği (saptanamazlığı) içinde barındırır.

Postmodernizme Dair destek ve köstek niteliğinde problemler:
1. Postmodernizm kelimesi, başlı başına tuhaf, aşmak ya da yok etmek istediği şeyi içinde barındırıyor gibi. Ayrıca terim bir “gecikmişlik” hissi uyandırıyor. (post- ekinden mütevellit)

2. Post-yapısalcılık, modernizm ve romantisizm gibi postmodernizm de belli bir anlamsal istikrarsızlıktan muzdarip. Akademisyenler arasında, kavramın kapsamı hakkında bir fikir birliğine varılamamış. Bazı insanlar, bir olguyu ya da olayı postmodern olarak algılarken, bazıları ise avantgardizm, neo avantgardizm ve hatta modernizm olarak bile tanımlayabiliyor.

3. Birçok kavram gibi modernizm ve postmodernizm de anlam kaymalarına maruz kalıp birbirinin içine geçiyor ve birbirinden ayırt edilemiyor.

4. Modernizm ve postmodernizm, demir perde ve Çin Seddi ile ayrılmıyor birbirinden. Kavramlar, birbiri içinde asimile olmuş. Bir olay aynı anda hem Viktoryen, modern ve postmodern olabiliyor.

5. Apolloncu görüş daha soyuttur ve tarihi benzerlikler üzerine kuruludur. Dionysoscu tarih ise daha dar ve benzerlikler üzerine kuruludur.(kafası karışanlar buraya) Postmodernizm her ikisini de kapsar. Ayrılık ve farklılık, birlik ve ayrılık, ayrışma ve uzlaşma, tarihin konusuna dahil olmalıdır.

6. Romantisizm ve modernizm gibi, postmodernizm de tarihi ve teorik bir tanıma ihtiyaç duyar. 1939 Eylülünde açılış yaptığını söyleyebiliriz ama ondan önce de postmodern eğilimli insanlar vardı.

7. Postmodernizm, bizi dört katlı bir anlayışa sevk ediyor:
tamamlayıcılıklar
süreklilik ve süreksizlik
diakroni
senkroni

Postmodernizm tanımlanırken, çoğulcu ve diyakektik olunmalı. Benim daha sonra yapacağım gibi “gayri-resmi, anarşik ve yaratıcı olmayan”* gibi tanımlamalardan kaçınmalıyız.

8. Bütün bu sorunlar, bir dönemselleştirme sorununa sebebiyet veriyor. Nasıl bir değişim söz konusudur? Heraklitoscu? Darwinci? Marksist? Freudcu? Kuhncu? Derridacı? Ya da değişim teorisinin kendisi zamanın belirsizliklerine en uygun, ideolojisiz bir oksimoron mu?

9. Postmodernizm sadece sanatsal bir eğilim midir yoksa sosyal bir olgu mudur? Yoksa sadece batı hümanizmindeki bir mutasyon mudur? Bu durumda, olgunun psikolojik, felsefik, ekonomik, siyasal -birlikte ya da ayrı ayrı ele alınabilir – özellikleri nasıl olacaktır?

10.”Postmodern” sıfatı, yazarları değerli kılmak için kullanılan onur verici bir terim midir yoksa onları aşağılamakta mıdır?

Postmodernizmin tanımlanması kapsamında ortaya çıkan sorunlar ve belirsizlikler ele alınırken, çözümü konusunda da ortalığı saran muğlaklık, postmodernizmin fıtratında var. Birçok akademisyen, şimdilik bir isim koymayalım, takılalım tadında. Yine fıtratı gereği, temelci olmayan ve saptamalar yapmaktan uzak duran postmodern eğilimli insanlar için bu muğlaklıktan ziyadesiyle keyif aldıklarını umuyoruz.

 

 

* Yazar, burada temelci olmayan demek istemiştir.

marquis de sade: tanrıya karşı söylev

Ey sen, dünyada mevcut her şeyi yarattığı söylenen: hakkında en ufak bir fikrim olmayan sen; ancak lafta tanıdığım ve her gün yanılan insanların bana söyledikleri kadar bildiğim sen; tanrı denen acaip ve hayal mahsulü varlık, kesinlikle, gerçekten ve herkesin önünde ilan ediyorum ki sana en ufak bir inancım yok. Ve bunun da nedeni gayet mükemmel: dünyadaki hiçbir şeyin akla yatkınlığına kanıt olmadığı saçma bir varoluşa beni ikna edecek hiçbir şey bulamıyorum.

Ey yanlışın ve fanatizmin kör ettiği zayıf ve saçma faniler, tepesi tıraşlı rahiplerin batıl inancının sizi gömdüğü tehlikeli yanılsamalardan vazgeçin! Onların size bir Tanrı sunmalarındaki müthiş çıkarı ve bu tür yalanların sizin mallarınız ve ruhlarınız üzerinde onlara sağladığı itibarı düşünün! Yüreğinizde bir ibadet ihtiyacı duyuyorsanız, tutkularınızın somut nesnelerine yönelin: gerçek bir şey sizi en azından bu doğal saygı içinde tatmin edecektir.

Ama tanrıya yönelik iki, üç saatlik sofuluğun ardından ne hissediyorsunuz? Sizin duyularınıza hiçbir şey sağlamayan soğuk bir hiçlik, tiksinti verici bir boşluk. Düşlere ve gölgelere tapmış olsaydınız da duyularınız aynı durumda olurdu! İndirin batıl inanç ağacına son darbeyi; dalları budamakla yetinmeyin: Etkileri bu kadar bulaşıcı olan bir bitkiyi tamamen kökünden söküp atın!

Tanrıları devirerek, aşıralım gök gürültülerini onların ve yıkalım bu ışıltılı şimşekle ürkütücü bir dünyada hoşumuza gitmeyen her şeyi!

indir . tanrıya karşı söylev (.pdf)

Tanrıya Karşı Söylev
Marquis de Sade
Çevirmen : Işık Ergüden
Versus Kitap

sessizlik . silence

ölüm hakkında sorgulamalar ya da sessizlik.

our daily bread . 2005

endüstriyel besin üretimine ve yüksek-teknoloji tarıma hoşgeldiniz! taşıyıcı bantların ritminden, muazzam makinelere bakmadan bu film avrupada besin üreten yerlere yorum yapmadan yaklaşmış; anıtsal alanlar, gerçeküstü manzara ve tuhaf sesler – bireyler için küçücük bir alan bırakan kuul endüstriyel çevre. insanlar, hayvanlar, ürünler ve makineler günümüz toplumunun standartlarının oluşmasını sağlayan sistemde sadece destekleyici bir rol oluyor.

“our daily bread” hepimizin bir parçası olduğu – sindirimi çok kolay olmayan bir geniş-ekran şöleni. seyircinin kendi düşüncelerini oluşturmasını sağlayan, titiz, saf ve kesinlikle izlenmesi gereken bir baş yapıt. izledikten sonra bir süre bir şey yemeyeceğinizi unutmayın.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.