Menü Kapat

Ay: Kasım 2013 (sayfa 1 / 3)

marcos: anarşistleri memnuniyetle karşılarız

anarchy

Subcommandante Marcos, son bildirisinde Meksika medyası ve solun bir kısmı tarafından yürütülen anti-anarşist kampanyaya yanıt vermek için biraz zaman ayırmış. Marcos, Zapatistalardan anarşistleri kabul etmemelerini, üstelik “bir özür ve kayıtlarının silinmesini beklediklerini” belirten Escuelita’ya kayıtlı olanların okulda hoş karşılanmayacaklarını açıkladı. Zapatistalar Meksikalı anarşistlerden onlara karşı yapılan suçlamalara yanıt verecek ve EZLN’nin websitesinde yayınlanacak metinler göndermeleri çağrısında bulundu.

ÖZEL DURUMLAR: Anarşistler

“Rahat vicdanlı” ve terbiyeli solcuların, sistemle mücadele eden (güna anarşizmin başka seçeneği varmış gibi) anarşistleri, genciyle yaşlısıyla, suçlamak için başlattıkları kutsal bir haçlı seferinde birleştiği ve onların gösterilerini kaldırmayı içeren (bu anarşistlerin görünmemesi için ışıkları söndürmek gibi bir şey) anti-anarşist kampanyalar ve “anarko-uyuşmazlar,” “anarko-provokatörler,” “anarko-haydutlar,” “anarko-vesaire” (bir yerde “anarko-anarşist” nitelemesini okuduğumu hatırlıyorum, muhteşem değil mi?) gibi tekrar tekrar kabak tadı veren hakaretler göz önünde tutulursa, Zapatista kadın ve erkekleri çerçevelere (tezgahın arasında -kölece çalışma koşulları, hijyenin olmayışı, düşük kalite, düşük besin değeri, kara para aklama, vergi kaçakçılığı ve sermayenin kaçırılması- ne olup bittiğini gözler önüne sermektense onu gizleyen pencereler: ) kararlı bir şekilde saygı talep eden bir histeri iklimini gözardı edemezler.

Çünkü şimdi, “yapısal reform” olarak yeterince maskelenememiş soygun, öğretmen sendikasına saldırı, ulusal mirasın “pazarda” satışı, vergilendirmeyle yönetenin yönetilene dayattığı hırsızlık ve mali boğulma – sadece büyük tekelleri destekleyen– anlaşılan, anarşistlerin suçuymuş.

Bu, şimdi “saygın insanların” artık protesto etmek için sokaklara çıkmadığı gerçeğinin (“peki ya yürüyüşlere, oturma eylemlerine, yol blokajlarına, yazılama ve el ilanlarına ne demeli…” “Evet, bunlar öğretmenler, otobüs şoförleri, satıcılar, öğrenciler yani taşralılar ve gerçekten Federal Bölgeden insanlardan bahsediyorum.” “Efsanevi orta sınıf, tüm politik görüntü ve medyanın tamamı tarafından o kadar yaltaklanmıştır, o kadar küçümsenmiştir ve o kadar aldatılmıştır ki…” ), kurumsal solun protesto yürüyüşlerini bırakması gerçeğinin, “rejime tek muhalefetin” isimsizler nedeniyle tekrar tekrar gölgelenmesi gerçeğinin, keyfi zorlamanın şimdi “diyalog ve müzakere” olarak tanımlandığı gerçeğinin, göçmenlerin, kadınların, gençlerin, işçilerin ve çocukların katledilmesi gerçeğinin inkar edilmesini içerir- tüm bunların suçlusu anarşistlerdir.

Mücadele edenlerde ve bir ulusu veya sınırları olmayan bir bayrağı ve çember içerisinde “A”yı sahiplenenlere ve SIXTH’in bir parçası olanlara -bir moda veya geçici heves için değil gerçekten mücadelenin içinde olanlara, dayanışmanın kucaklanmasına ek olarak, özel bir rica.

Anarşist Yoldaşlar: Biz Zapatista kadın ve erkekleri sizleri kendi eksikliklerimizden dolayı suçlamayacağız (veya hayal gücü eksikliğimizden), ne de olduğunuz kişi olmaktan dolayı size zulmetmek şöyle dursun kendi hatalarımızdan dolayı sizleri sorumlu tutmayacağız. Doğrusu, Ağustos kursuna kayıtlı bir çok davetli iptal ettirdi çünkü “anarşist olan, yırtık pırtık giyinen, punk, piercingli ve dövmeli genç insanlarla” aynı sınıfı paylaşamayacaklarını ve onlar (genç, anarşist, yırtık pırtık, punk, piercingli ve dövmeli olmayanlar) bizlerden bir özür beklediklerini ve kayıtlarının silinmesini söylediler. Bu arkadaşlar boş yere bekliyorlar.

Sizlerden rica ettiğimiz, kayıt yaptırdığınızda, çıkar amacı gütmeyen medyada sizleri hedef gösterdikleri eleştiri ve suçlamalara yanıt vereceğiniz maksimum bir sayfalık bir metin yazın. Bu metin, Zapatista yerlileri tarafından yazılan ve yürütülen web sitemizin (enlacezapatista.ezln.org.mx) özel bir bölümünde ve dergi, fanzin veya her nerede olursa olsun en kısa zamanda küre çapında okunabilecek şekilde yayınlanacaktır. İlk sayımızda sizlerin duygularınızı bizimkiyle birlikte yayınlamak bizim için bir onur olacaktır.

Ha?

Evet, “YALANCILAR!!” gibi tüm sayfayı kaplayan tek bir kelimelik bir sayfa veya “Size Anarşizmi anlayacağınız dilden anlatacağız” ya da “Anarşizm küçük beyinliler için anlaşılmazdır” ya da “Gerçek değişim önce polisin not defterinde ortaya çıkar” ya da “polis fikrine sıçayım” ya da Miguel Amorós’un “Golpe y contragolpe” kitabından şu alıntıyı yapsanız bile katkılarınız önemlidir: “Kara Blok bir örgüt değil, 1980′lerde çeşitli Alman kentlerindeki squatlar (işgalevleri) için verilen mücadelelerde liberter, “otonom” veya alternatif grupların buluşmasıyla oluşturulan “Sokak çatışmalarına [Kale Baroka]” benzer bir sokak mücadelesi taktiğidir” ve şöyle bir şey eklemişti: “Bir şeyi eleştirecekseniz, önce onu araştırın. İyi yazılmış bir cahillik iyi telafuz edilmiş bir ahmaklık gibidir: ikisi de eşit ölçüde işe yaramazdır.

Her halükarda, eminim ki, fikirlerinizi bizden esirgemeyeceksiniz.

tornistan . backward run

Gezi Parkı olaylarında yaşanan basın yayın sansürünü eleştiren bir filmin otosansüre uğraması.

Bu film Gezi Parkı olaylarından sonra tasarlanarak orjinal el çizimi ile (Hiç bir video kopyalama tekniği kullanılmadan) yapılarak ulusal ve uluslararası medya ve festivallere sunulmak üzere 18 gün içerisinde acil olarak tamamlanmış ve Gezi Parkı olaylarında orantısız güce maruz kalan, sakat kalan, hayatını kaybeden ve kalbi kırılan tüm insanlara adanmıştır.

fanzin üzerine saptamalar

Polikinik Dilemma Ara Görüngü

I. İsimlendirme

İlksel açmazlardan biridir. Çoğunlukla bu aşamada sönmüş birçok deneme vardır. Fanzin ismi önemlidir, içeriğiyle örtüşmesi gerekir ve fakat bu içerik çok fazla bağlayıcı olmamalıdır. Fanzin kendi sınırlarını belirler ya da bu sınırlar zaman içinde belirir. Zaman içinde belirlen sınırlar veya biçem, gelişim sürecinde değişebilir, belirginsizleşebilir. Değişen karakter her zaman karaktersizlik olmayacaktır.

Kimi zaman fanzinin ismi içeriğine çok ani değip kaçabilir. Burada okuyucunun takibi önem kazanır ve bundan dolayı da, fanzin yaratıcısının hiçbir suçu olmayabilir. Söz konusu olan ister isim, ister içerik olsun, yaşama değmeyen şeyler fanzine de değmez, teğet geçerler.

II. Fanzinin Biçimselliği, Sınırları ve Sınırsızlığı

Fanzin bir çoğaltım nesnesidir, baskı nesnesi değildir. Fanzin henüz çoğaltıma geçmeden önceki haliyle, yazılarak, çizilerek, boyanarak ve kesilip yapıştırılarak yaratıcısının elinden orijinal haliyle çıkmış tuhaf bir yaratıdır ve atıldır. Çoğaltıma geçildiği anda yaratıcı kendi üretimine yabancılaşmaya başlar. Dağıtım esnasından sonra, yaratıcısı onu bir rafta veya bir başka birinin elinde gördüğünde, uzaktan kanbağı olan bir yakınını ya da eski sevgilisini görmüş gibi bir hisse kapılabilir.

Fanzin, çoğaltım teknolojilerinin olanakları göz önünde bulundurularak incelenmesi gereken bir nesne olduğundan, renkli kağıtlar üzerine kaliteli bir kopya ya da renkli fotokopi olanakları doğrultusunda çok lüks bir dergi/magazin görünümünde olabileceği gibi, gramajı düşük ucuz kağıtlara çok kötü bir fotokopi tekniğiyle geçirilerek pespaye, partal, ne idüğü belirsiz bir görünümde de karşımıza çıkabilir.

Fanzinin ebatları çoğaltım cihazlarının (cihazların sınırları çok genişlemiş olsa bile, söz konusu olan maddi imkanların sınırları da olabilir) ve yaratıcısının düşünce boyutlarının sınırları ile belirlenir.

Tüm bu sınırlamalar içinde okuyucu-takipçinin taleplerinin ayrı bir sınır koyabileceği gibi bir sorunsalın varlığı, temelde yaratıcı için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Yaratıcının her şarttan bağımsız olarak herhangi bir biçim/ebat saptama hakkı saklıdır.

Fanzin kendi koyduğu kurallara da boyun eğmemeli, kendi sınırlarında kendi sınırsızlığını yaşayabilmelidir. Bu öznel sınırsızlık fanzinin bireyselliği ile ilintilidir. Fanzin sonuna kadar bireyseldir, dolayısıyla sisteme karşı çıkarken gerek biçimsel gerek içeriksel olarak kendi içlerinde sistem oluşturan fanzinler büyük bir gaflet içindedir. Bu gaflete düşmüş fanzinler, belli bir grubun veya grupların sistemi içindeki biçimselliklerle sisteme tavır alıyorlarsa, tutarsızlık noktasında kalırlar. Bu tavır zaman içinde fanzinin sınırlarını ya da sınırsızlığını bütünüyle silikleştirerek, gittikçe komikleşir ve parodiye dönüşür.

Fanzinin bireyselliği, evrensel olmadığının da göstergesidir. Fanzin evrensel bir üretim değildir. Çünkü evrensel olmaya geçiş aşaması, aslında kalıcı nesne konumuna geçiştir. Bu türden bir boyut değiştirme, fanzinin ölümü demektir. Çünkü kalıcı durum, ölümdür.

III. Fanzinin Aldatıcılığı

Kalıcı durum ölümdür. Fanzin dolaşımda kaldığı müddette öldürücü olduğundan, koruyucu teçhizatı olmadan incelenmemesi gerektiği okuyucu-takipçiye her görüngüde bildirilmelidir. Fotokopi uçucudur, uçar ve bir tür eşeysiz çoğalma içine girer. Fanzin, fotokopinin yansıma kurallarına göre çoğalır ve bu çoğalma yaratıcının kontrolünden çıkabilir. Yansıma ve aynalar aldatıcıdır, kandırır.

Fanzin ve fotokopi aldatıcıdır. Bir şey aldatıcı olabildiği oranda gerçektir. Fanzin de ne denli aldatıcıysa, o ölçüde gerçek olabilir. Fanzin temel olarak bir çoğaltım nesnesi olduğundan (ve temel çoğaltım tekniği olarak fotokopinin beyazı negatif, siyahı pozitif; beyazı gece, siyahı silahtır), fanzin gecenin tam ortasında doğmuş, gece-yapıntısı, gece nesnesidir. Okuyucu-takipçinin aldatıcı bir tabiata sahip olan fanzini daha iyi kavrayabilmesi için, bakış anlarını geceye göre ayarlaması gerekir.

IV. Fanzinin Ritmi

Fanzin anarşirt bir ruh taşır. Çünkü sistemin dışındadır ve orada kalmakta diretir. Sistemin dışı dinamiktir. Sistemde bürokrasi ve sansür vardır. Bürokratik düzen fikirleri yavaşlatır, kayganlaştırır, sulandırır, zaman kaybına yol açar, ezer, süründürür ve sonunda öldürür. Dolayısıyla sistem içerisinde onaylanarak basılmış nesnelerdeki düşünceler artık ölü düşüncelerdir. Sistem içerisinde, dışarıdaki dinamik ortam hiçbir zaman yer almamıştır.

Fanzin kendi içsel kurallarına sahiptir, sistemden bütünüyle bağımsızdır. Fanzin uçar, çoğalır, yeniden havalanır ve yaratıcısının aklına bile gelmeyecek yerlere ulaşabilir. Sonunda bir yerde düştüğü kesindir ancak düştüğü yeri bulamazsınız.

Elinize geçen bir fanzin, yaratıcısının kabuk bağlamış yarası olabilir. Kanayıp kanamadığını görmek için kaşıyabilirsiniz, kanar kendi kendine. Ama asla kabuğu düşüremezsiniz. Fanzin ‘an’ı çalmak için tekrar eder çünkü ‘kan’da ‘an’ gizlidir ve bu bir ‘ritim’dir. Fanzinin ritmi.

V. Fanzinin İçeriği

Fanzin bir çeşit sebepsiz–gereksiz öngörüler toplamıdır. Tıpkı çoğaltım cihazlarının birdenbire ve süratle belirli ebatlardaki kağıtlara bir takım yansıtmalar yapması gibi, içerik fanzinin yaratıcısının zihninde aniden belirir, sürat ve biçimsellik kazanır. Bu belirtiler, sokaklarda başıboş gezmekte olan ya da alakasız başka bir takım işlerle meşgul olan fanzin yaratıcısının beyniyle beş duyusu arasında gidip gelmeye başlar. Bu, ağır bir med-cezirdir.

İçerik gözlere doğru kusulduğunda, gözlerde duyumsanır ve beyne geri gönderilir. Buruna doğru kusulduğunda, burunda bir takım kokular olarak duyumsanır ve beyne geri gönderilir. Deride, dilde, kulakta ayrı ayrı bir çok etkiler yaratır. İşte bu ağır med-cezirler, sonunda veya aralıklarında kıyıya vurmuş bazı nesneler ya da kabuklu deniz hayvanları gibi gözüken şeyler, fanzini oluşturan hammaddelerdir.

Fanzin yaratıcısı bu nesneleri bir koleksiyoncu edasıyla toplamayı başarabilirse, ki başaramaması da muhtemeldir, onları kendi kurgulamalarıyla oluşturduğu bazı yüzeyler üzerine yerleştirir. Bu açıdan fanzin, tam olarak koleksiyoncu mantığıyla bir çeşit sebepsiz gereksiz öngörüler toplamı oluşturma çabası ile fanzin yaratıcısı tarafından kurgulanmış ve yine aynı gereksiz çabalar ile toplum içindeki umarsız dolaşımın içine bırakılmıştır.

Biçim, boyut ya da içerikten bağımsız olarak, fanzin hiçliğe yönelik amaçları münasebetiyle, her okuyucu takipçide farklı noktalara temas edebilir (çünkü, yukarıda da belirtildiği üzere, yaşama değmeyen şeyler fanzine de değmez, teğet geçerler). Bu farklı temaslar (her seferinde) hayatın anlamını açıklar, çözümler sunar, yaralara merhem olur gibi görünür.  Oysa ki fanzin aldatıcıdır; yaşama fotokopinin siyah-beyazından bakar.

bella ciao

ciao

ülkemizde çav bella olarak geçmekte. italyan bir aşk şarkısının, faşist mussolini rejimine karşı dağlara çıkan partizanlar tarafından marş haline getirmesi sonucu anti-faşist, anarşist, komunist, sosyalist gruplar pek kullanır olmuştur. ne dinlesem diye dolanırken, “arşivde ne çok bella ciao varmış” efekti ve ufak bir araştırma sonucu 43 ayrı bella ciao buldum. rekorlar kitabına girebilirim korkusu sardığından araştırmayı kestim. hepinize afiyet olsun.

muhteviyat ve download linki için

muhteviyat

  • tarantela – bella ciao
  • 44 leningrad – bella ciao
  • anita lane – bella ciao
  • arja saijonmaa – bella ciao
  • aurora – bella ciao
  • banda bassotti – bella ciao
  • boikot – bella ciao
  • canallas – bella ciao
  • canti partigiani – bella ciao
  • canti popolari – bella ciao
  • canto partigiano – bella ciao
  • chumbawamba – bella ciao
  • claudio villa – bella ciao
  • commandantes – bella ciao
  • francesco de gregori – bella ciao
  • giorgio gaber – bella ciao
  • goran bregovic – bella ciao
  • grup kızılırmak – bella ciao
  • grup yorum – bella ciao
  • hannes wader – bella ciao
  • heiter bis wolkig – bella ciao
  • hungry march band – bella ciao
  • kud idijoti – bella ciao
  • la kinky beat – bella ciao
  • les ramoneurs de menhirs – bella ciao
  • manu chao – bella ciao
  • mauro zuccante – bella ciao
  • milva – bella ciao
  • mirah & the black cat orchestra – bella ciao
  • modena city ramblers – bella ciao
  • motives – bella ciao
  • muslim magomaev – bella ciao
  • nicola ciccone – bella ciao
  • pianura padana – bella ciao
  • quilapayun – bella ciao
  • rita pavone – bella ciao
  • skakofonia – bella ciao
  • spaceheads – bella ciao
  • swingle singers – bella ciao
  • thomas fersen – bella ciao
  • valtozat – bella ciao
  • yves montand – bella ciao
  • zebda – bella ciao

download @ mediafire
etilen.vol.2 {bella ciao} part 1
etilen.vol.2 {bella ciao} part 2

paris komünü üzerine tezler

1
“Klasik işçi hareketleri, hiçbir yanılsamaya kapılınmadan, özellikle de onun çeşitli siyasi ve sözde kuramsal mirasçılarına ilişkin hiçbir yanılsamaya kapılınmadan tekrar değerlendirilmelidir, çünkü bunların hepsi onun başarısızlıklarını miras almışlardır. Onun başarısızlıkları (Paris Komünü veya 1934 Asturya ayaklanması) aslında bizim için ve gelecek için şimdiye kadar ki en ümit verici başarılarıyken, bu hareketin görünürdeki zaferleri (reformizm veya devlet bürokrasisinin kurulması) onun önemli başarısızlıklarıdır” (Internationale Situationniste #7).

2
Komün ondokuzuncu yüzyılın en büyük festivaliydi. O, 1871 baharındaki olayların altında yattığını görebileceğimiz şey, [ayaklanmacıların] kendi tarihlerinin efendisi –günlük yaşamları düzeyindeki kadar “yönetsel” siyaset düzeyinde olmasızın– olduklarını hissetmeleridir. (Örneğin, herkesin silahlarıyla oynadığı oyunları ele alın: onlar aslında erkle [iktidara] oynamaktadırlar). Marks “komün’ün en önemli toplumsal ölçüsü, onun fiillerindeki kendi varlığıdır” demesi, keza bu anlamda ele alınmalıdır.

3
Engels’in “Paris Komünü’ne bakınız –o bir proletarya diktatörlüğüydü” şeklindeki sözü, proletarya diktatörlüğünün ne olmadığını (proletarya adına, proletarya üstünde kurulan çeşitli devlet diktatörlüğü biçimleri) ortaya çıkarmak için ciddiye alınmalıdır.

4
Komün’ün tutarlı bir örgütsel yapıdan yoksunluğunun haklı bir eleştirisini yapmak kolaydır. Ancak bugün siyasi yapılar meselesi, Bolşevik tipteki bir yapının mirasçılarına oranla bize çok daha karmaşık gözükürken; Komün’ü, tüm hatalarının üstesinden kolayca gelinebilecek, yanlızca modası geçmiş bir devrimci ilkelliğin örneği olarak görmek yerine, bütün gerçekliği henüz keşfedilmemiş ve tamamlanmamış pozitif bir deneyim olarak değerlendirmenin zamanı gelmiştir.

5
Komün’ün liderleri yoktu. Ve bu, liderlerin gerekliliği işçi hareketleri içinde evrensel olarak kabul edildiği bir zamanda yaşanıyordu. Bu, onun mantığa aykırı gözüken başarı ve başarısızlıklarının ilk nedenidir. Komün’ün resmi örgütleyicileri (Marks ve Bakunin, ve hatta Blanqui ile karşılaştırıldıklarında) yetersizdiler. Ancak öte yandan, o anın çeşitli “sorumsuz” eylemleri, bugünkü devrimci hareketin devamlılığı için gerekli olan şeylerdi tam da (hatta koşullar tüm bu eylemleri saf bir yıkıcı düzeye mahkum etmiş olsa dahi –en ünlü örnek, şüphelenilen bir burjuva asla politikayla ilgilenmediğinde ısrar ettiğinde asinin onu şöyle cevaplamasıdır, “İşte ben de seni tam bu yüzden öldüreceğim”).

6
Halkın genel olarak silahlandırılmasının hayati önemi, pratikte ve sembolik olarak, hareketin başında sonuna değin açıkça ortaya konuldu. Halk iradesini zorla dayatma hakkından büyük ölçüde feragat edilmedi, ve [bu hak] herhangi uzmanlaşmış [askeri] birliğe bırakılmadı. Silahlı grupların bu örnek teşkil eden özerkliği, koordinasyon yokluğunda talihsiz bir yöne sahip oldu: haklın kuvvetleri, Versailles’e karşı saldırı veya savunma mücadelerinin hiçbir anında askeri etkinliğe ulaşamadı. Ancak yine akılda tutulmalıdır ki, –son kertede bir iç savaş olan– İspanyol devrimi “halk ordusu” [denilen] böylesi bir dönüşüm adına kaybedilmişti. Özerklik ile koordinasyon arasındaki çelişki, büyük ölçüde dönemin teknolojik düzeyiyle ilgili gözüküyor.

7
Komün, bugüne kadarki yegane devrimci şehircilik uygulamasını temsil etmektedir –yaşama hakim örgütlerin korkutucu işaretlerine gördüğü yerde saldırmak, toplumsal alanı siyasi anlamda kavramak, herhangi bir anıtın masumluğunu kabul etmeyi reddetmek. Bu saldırıyı “lümpen-burjuvazi nihilizmi”, “pétroleuses sorumsuzluğu” olarak küçümseyen herhangi birisi, bunun mevcut toplum içindeki pozitif değerine ve neden korunmaya değer olduğuna inandığını açıklamalıdır (sonuçta neredeyse herşey ortaya dökülecektir). “Tüm alan halihazırda düşman tarafından işgal edilmiştir. … Bu işgalin yokluğunun olduğu bazı bölgeler yaratıldığında, otantik şehircilik ortaya çıkacaktır. Yapı dediğimiz şey orada başlar. Bu, modern fizik tarafından geliştirilen pozitif boşluk kavramıyla açıklanabilir” (“Basic Program of Unitary Urbanism”, Internationale Situationniste #6).

8
Paris Komünü silahların gücünden ziyade alışkanlıkların gücüne yenildi. Bunun en skandal niteliğindeki örneği, paraya ümitsizce ihtiyaç duyulduğu bir zamanda Fransız Ulusal Bankası’nın ele geçirilmesi için topların kullanılmasının reddedilmesidir. Komün’ün var olduğu süre boyunca, banka sadece birkaç tüfek ve mülkiyet ile hırsızlığın üstünlüğüyle savunulan, Paris’teki bir Versailles bölgesi olarak kalmaya devam etti. Diğer ideolojik alışkanlıklar her bakımdan eş derecede feci olduklarını kanıtlamışlardır (Jakobenliğin yeniden dirilmesi, barikatların 1848 anılarında barikatların yenilgiyi hazırlayan [ing. defeatist] stratejisi).

9
Komün, eski dünyayı savunanların nasıl olup da daima devrimcilerin –özellikle de sadece devrim hakkında düşünen, ve böylece de hala bu savunmacılar gibi düşünmeye devam eden devrimcilerin– karmaşalıklarından şu veya bu şekilde faydalandığını gösterir. Eski dünya, bu sayede düşmanları arasında temellerini (ideolojiyi, dili, gelenekleri, zevkleri) yaşatmaya devam eder, ve kaybettiği alanı yeniden fethetmekte [yaşattığı bu temelleri] kullanır. (Yanlızca devrimci proletarya açısından doğal olan eylemde-oluşan-düşünce [ing. thought-in-acts] fethedilemez bir şekilde bundan sakınabilir: Vergi Bürosu ateşe verilmişti). Gerçek “beşinci kol” bizzat devrimcilerin zihinlerindedir.

10
Komün’ün son günlerinde Notre-Dame’ı yıkmaya giden kundakçıların, Komün’ün sanatçılarından oluşan silahlı bir taburla karşı karşıya gelmelerinin hikayesi, doğrudan demokrasinin oldukça etkileyici bir örneğidir. Bu, konseyler iktidarı açısından çözümlenmesi gerekecek sorunların neler olduğu hakkında bir fikir vermekte. İnsanlar kendilerini ifade etmek, ve böylece de bu tahribatı –o zafer anında bütün yaşamlarını bir sessizliğe veya bir unutuşa teslim etmek üzere olan– topluma [karşı] mutlak olarak meydan okumalarının bir sembolü yapmak isterken; o sanatçılar, ilahi estetik değerler adına –ve son kertede müze kültürü adına– katedrali savunmakta haklımıydılar? Uzmanlar olan davranan Komün’ün sanatçı partizanları, kendilerini halihazırda yabancılaşmaya karşı mücadelenin aşırı bir biçimiyle çelişki içinde bulmuşlardı. Komünardlar, silahlarının hepsinin kullanımı ile totaliter iktidar terörüne cevap vermeye cesaret etmemeleri yüzünden eleştirilmelidirler. Her şey gösteriyor ki, Komün’ün içsel şiirselliğini o anda gerçekte ifade eden şairler basitçe silinip süpürülmüştü. Komün’ün bir yığın tamamlanmamış eylemi, deneysel eylemlerinin bir “mezalim”e dönüştürülmesini ve onların [bu deneylerin] anılarına sansür uygulanmasını mümkün kıldı. Saint-Just’ın “Devrimi yarı yolda bırakanlar, sadece kendi mezarlarını kazmaktadırlar” sözü, onun kendi sessizliğini de açıklar (01).

11
Bu hareketin tarihini, (klasik romanlardaki gibi) tanrısal bir herşeyi bilme görüşü açısından değerlendirmek isteyen kuramcılar, Komün’ün objektif olarak başarısızlığa mahkum olduğunu ve başarılı bir şekilde gerçekleştirilemeyeceğini kolayca ispatlayabilirler. Onlar, orada gerçekten yaşayanlar açısından gerçekleştirmenin halihazırda orada bulunduğunu unutuyorlar.

12
Komün’ün cüretkarlığı ve yaratıcılığı, tabii ki günümüzle ilişkili olarak değil; ancak kendi zamanının siyasi, entelektüel ve ahlaki davranış biçimleri anlamında, paramparça ettiği bütün genel varsayımların birliği anlamında ölçülmelidir. Günümüzde hakim olan (sağ ve sol) varsayımların esaslı birliği, bugünkü karşılaştırılabilir bir patlamadan bekleyeceğimiz yaratıcılık hakkında bir fikir verir.

13
Komün’ün bir sahnesi olan toplumsal savaş (yüzeysel koşulları dikkate değer bir şekilde değişmiş olsa da) bugün hala sürüyor. “Komün’ün bilinçsiz eğilimlerini bilinçli kılmak” (Engels) görevinde, son söz henüz daha söylenmedi.

14
Neredeyse yirmi yıldır Fransa’da, Stalinistler ve solcu Hristiyanlar anti-Alman ulusal cephenin anısına, Komün’deki ulusal düzensizlik unsurunu vurgulamış ve [onun] yurtseverliği aşağılamışlardır (Bugünkü Stalinist çizgiye göre, “Fransız halkı daha iyi yönetilmek için ricada bulundu”, ve nihayetinde burjuvazinin yurtsever olmayan sağ kanadının ihaneti yüzünden vahim [çaresizlik içinde alınmış kötü] tedbirler almaya yöneldi). Bu ikiyüzlü saçmalıkları çürütmek için, Komün için savaşmaya gelen yabancıların oynadığı rolü dikkate almak yeterli olacaktır. Marks’ın dediği gibi, Komün kaçınılmaz bir muharebeydi, “tarafımızdan” Avrupa’da 23 yılldır sürdürülen mücadelenin zirvesiydi.

GUY DEBORD, ATTILA KOTANYI, RAQUL VANEIGEM
18 Mart 1962

threads . 1984

threads

threads yine çok bilinmeyen kenarda köşede kalmış ama izleyince tokat gibi çarpan filmlerimizden. yine bir distopya. 1984 yılında BBC’nin desteğiyle ortaya çıkıyor – yazan barry hines, yöneten mick jackson. belgeselimsi tarzı ile nükleer savaşın ingiltere’nin kuzeyindeki sheffield’a etkisini yanıstıyor. savaş pek tabii abd ile sovyetler arasında. tarif edilebilecek bir şey yok. izliyorsunuz.

kentsel bir toplumda her şey birbirine bağlıdır. kişilerin ihtiyaçları diğer kişilerin yetenekleri ile beslenir. hayatlarımız bir kumaş ipliği gibi birbirine bağlıdır. fakat toplumu güçlü kılan bu bağlar aynı zamanda toplumu kırılgan bir yapı haline getirir.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.