Menü Kapat

Ay: Mayıs 2013 (sayfa 1 / 3)

#direngeziparkı

diren gezi parkı

çok fazla bilgi kirliliği var. boyalı basının yansıtamadıklarını yansıtıp ve sayfayı güncel tutup doğru kaynaklardan bilgi paylaşıyor olacağız.

Beyoğlu ve etrafında oturan insanlar WI-FI şifrelerini kaldırınız.

 

Meşru Eyleminizdeki Haklarınızı Bilin!

 taksim gezi parkı eyleminiz, anayasal bir haktır!
anayasa madde 34: herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.taksim gezi parkı eyleminiz, anayasal bir ödevdir!
anayasa madde 56: çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.taksim’deki mahkeme kararı olmadan gerçekleştirilen yıkım, hukuk dışıdır. kanunsuz emri yerine getiren kolluk güçleri sorumluluktan kurtulamazlar.
anayasa madde 137: konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.taksim gezi parkındaki orantısız polis şiddetinden dolayı maddi-manevi zarar görmeniz durumunda devlete ve kask numarasını tespit ettiğiniz polis’e karşı idare mahkemesinde dava açabiliriniz. en kısa sürede sağlık raporu almayı, tutanak tutmayı ve cumhuriyet savcılıklarına dilekçe vermeyi unutmayın.
anayasa madde 40: kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, devletçe tazmin edilir. devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.

Hukuki destek: 0507 222 72 88
Astım ilacı: 0533 655 53 85
Tıp öğrencileri: 0530 923 51 20
Doktor: 0505 894 90 54
Gaz maskesi: 0212 244 43 44

Biber Gazından Korunmak İçin

biber gazından korunmak

 

russell-einstein manifestosu

9 Temmuz 1955’te Londra’da Bertrand Russell tarafından okundu.. Einstein’ın belki de ölmeden önce yaptığı son şey, bu manifestoyu imzalamaktı.

“İnsanlığın karşı karşıya kaldığı bu trajik durumda, bilim insanlarının kitle imha silahlarının geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkan tehlikeleri değerlendirmek üzere bir konferansta bir araya gelmesi ve ekteki taslağın ruhuna uygun bir kararı tartışması gerektiğini düşündük.

Biz burada bugün; o veya bu ulusun, kıtanın veya inancın üyeleri olarak değil, birer insan olarak, varlığının devamı şüpheye düşen İnsan türünün üyeleri olarak konuşuyoruz. Dünya çatışmalarla dolu ve tüm küçük çatışmaların üzerinde Komünizm ile Komünizm karşıtları arasındaki o büyük mücadele var.

Siyasi bir bilinci olan hemen herkes bu konuların biri veya daha fazlası hakkında kuvvetli fikirlere sahiptir; ancak sizden, yapabilirseniz şayet, söz konusu düşünceleri bir kenara koyup kendinizi dikkate değer bir geçmişi bulunan ve yok oluşunu hiç birimizin arzu etmeyeceği biyolojik türün üyeleri olarak düşünmenizi istiyoruz.

Herhangi bir tarafı kayıracak tek bir söz bile söylememeye çalışacağız. Hepsi, aynı oranda tehlike içerisindeler ve şayet bu tehlike anlaşılabilirse bunu işbirliğiyle önlemek için umut olabilir.

Yeni bir şekilde düşünmeyi öğrenmemiz lazım. Kendimize, hangi grubu tercih edersek edelim askeri zaferi sağlayacak hangi adımların atılması gerektiğini değil, tarafların tümü için yıkıcı olabilecek bir askeri mücadeleyi önlemek için hangi adımların atılması gerektiğini sormayı öğrenmek zorundayız.

Kamuoyunda ve hatta yönetimde çeşitli kademelerde bulunan insanlar bile nükleer bombalarla gerçekleştirilecek bir savaşın neler getireceğinin farkında değil. Kamuoyu hâlâ sadece basitçe şehirlerin yok edileceğini düşünüyor. Yeni bombaların eskisinden daha güçlü olduğunu ve bir Atom bombasının Hiroşima’yı yok edebildiğini düşünürsek, Hidrojen bombasının Londra, New York ve Moskova gibi en büyük şehirleri yok edebileceği anlaşılıyor.

Hidrojen bombalarıyla yapılacak bir savaşta büyük şehirlerin yok edileceğine şüphe yok. Ancak bu karşı karşıya kalınacak felaketlerin en küçüğü olacaktır. Londra, New York ve Moskova’daki herkes ortadan kaldırılırsa dünya kendini birkaç yüzyılda toparlayabilir. Ancak, özellikle Bikini testinden beri artık biliyoruz ki bu nükleer bombalar, yıkımı öngörülen bölgenin dışına, daha geniş bir alana aşamalı olarak yaymaktadır.

Bir yetkilinin belirttiğine göre yeni nesil bir bomba Hiroşima’yı yıkan bombadan 2,500 kat daha güçlü bir şekilde üretilebilmektedir. Böyle bir bomba yerde veya su altında patlatıldığında üst hava katmanlarına radyoaktif parçacıklar göndermektedir. Daha sonra yavaş yavaş çökerek dünyanın yüzeyine öldürücü toz ve yağmurlar olarak inmektedirler. Japon balıkçıları ve yakaladıkları balıkları zehirleyen işte bu tozdur.

Böyle öldürücü radyoaktif parçacıkların ne kadar geniş bir alana yayılacağını kimse bilmiyor ancak saygın yetkililerin tümü Hidrojen bombalarının kullanılacağı bir savaşın insanlığın sonunu getirebileceği konusunda hemfikirler. Birçok Hidrojen bombasının kullanılmasının, küçük bir azınlık için mutlak ve ani bir ölüm, çoğunluk içinse hastalıklar ve çürümeyle gelen yavaş bir azap olacağından korkuluyor.

Seçkin bilim adamları ve askeri strateji alanındaki yetkililer tarafından birçok uyarıda bulunuldu. Hiç biri en kötü sonuçların kesin olduğunu söylemiyor. Söyledikleri bu sonuçların mümkün olduğu ve hiç kimse bunların gerçekleşmeyeceğinden emin değil. Uzmanların bu soruyla ilgili görüşlerinin kendi siyasi görüşleri veya ön yargılarıyla herhangi bir düzeyde ilgisi olup olmadığını bilmiyoruz. Şimdiye kadar yürüttüğümüz araştırmalara göre görüşler o belirli uzmanın bilgisiyle sınırlıdır. En çok bilenlerin en ümitsiz olanlar olduğunu anladık..

Şimdi size sunacağımız soru kati, ürkütücü ve kaçınılmazdır: İnsan ırkının sonunu mu getireceğiz? Yoksa insan ırkı savaşmaktan vazgeçecek mi? İnsanlar bu alternatifle yüzleşemez çünkü savaşmaktan vazgeçmek çok zordur.

Savaşmaktan vazgeçmek ulusal hakimiyet üzerinde tatsız sınırlamalar gerektirir. Ancak durumun anlaşılmasını her şeyden daha çok engelleyecek olan, “insan türü” ifadesindeki belirsizlik ve soyutluktur. İnsanlar sadece belli belirsiz tarif edilmiş insanlığın değil kendilerinin ve çocuklarının ve torunlarının da tehlikede olduğunun ancak farkına vardılar. Kendilerinin ve sevdiklerinin ıstıraplı bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğu fikrini ancak idrak edebiliyorlar. Bu sebeple, modern silahların yasaklanması şartıyla belki savaşların devam etmesine izin verilebileceğini umuyorlar.

Bu umut yanıltıcıdır. Barış zamanında hidrojen bombalarının kullanılmayacağına dair hangi anlaşma yapılırsa yapılsın savaş zamanında bunların hiç bir bağlayıcılığı olmaz ve savaş patlak verir vermez her iki taraf da Hidrojen bombası üretmeye girişir; bir taraf bombayı üretir diğer taraf üretmezse bombayı üreten taraf kaçınılmaz olarak galip gelecektir.

Genel olarak silahların azaltılması kapsamında nükleer silahlardan vazgeçmek için yapılacak bir anlaşma kesin çözüm sunmasa da bazı önemli amaçlara hizmet edebilir. İlk olarak Doğu ile Batı arasında yapılacak herhangi bir anlaşma gerilimi azaltacağı için iyidir. İkinci olarak termonükleer silahlardan vazgeçilmesi, taraflar birbirlerinin samimi olduğuna inanırsa, Pearl Harbour tarzı ani bir saldırı olacağı korkusunu azaltacaktır ki, halihazırda bu durum her iki tarafı da gergin bir bekleyiş durumunda tutmaktadır. Bu nedenle böyle bir anlaşmayı ancak bir ilk adım olarak hoş karşılanabilir.

Birçoğumuz duygularımız söz konusu olduğunda tarafsız olamayız ancak birer insan evladı olarak unutmamalıyız ki Doğu ile Batı arasındaki sorunlar; Komünistlere veya Komünizm karşıtlarına, Asyalılara veya Avrupalılara veya Amerikalılara, Beyazlara veya Siyahlara; herhangi birine olası herhangi bir tatmin sağlayacak şekilde çözülecekse bu sorunlar savaşla çözülmemelidir. Bunun hem Doğu’da hem de Batı’da anlaşılmasını umut ediyoruz.

Önümüzde; seçmemiz durumunda mutluluk, bilim ve ilimde sürekli gelişim yatıyor. Kavgalarımızı unutamadığımız için bunun yerine ölümü mü seçeceğiz? Biz birer insan olarak insanlığa sesleniyoruz: İnsanlığınızı hatırlayın ve gerisini unutun. Bunu yapabilirseniz önümüzde yeni cennete uzanan bir yol açılacak; yapamazsanız önümüzde evrenin ölümü riski duracak.

Sonuç
Kongreyi ve aracılığıyla dünyadaki bilim adamlarını ve kamuoyunu aşağıdaki kararın altına imza atmaya çağırıyoruz:

“Gelecekte yapılacak herhangi bir savaşta nükleer silahların kesinlikle kullanılması ve söz konusu silahların insanlığın devamını tehdit ettiği gerçeği karşısında, dünya hükümetlerinden, amaçlarını bir dünya savaşıyla gerçekleştiremeyeceklerini anlamalarını ve kabul etmelerini ve sonuç olarak tüm ihtilafların çözümü için barışçıl yöntemler bulmalarını talep ediyoruz.”

john zerzan . gelecekteki ilkel

Madonna, “Eğleniyor muyuz bari?”, süpermarket tabloidleri, Milli Vanilli, sanal gerçeklik, “yere yapışana kadar alış-veriş edin”, PeeWee’nin Büyük Macerası, New Age/bilgisayar “takviyeli”, mega bulvarlar, Konuşan Kafalar, komik-strip filmleri, “yeşil” tüketim. Tamamen yüzeysellikten ve kinimizden müteşekkil bir varoluş. Toyota reklamı: “Yeni değerler: tüm o ıvır zıvırları koruyup taşımak;”, Details dergisi: “Tarz Meseleleri”; “Neden, Neden Sorusunu Sorarsınız? Bud Dry’ı Deneyin”; bir taraftan televizyonla alay edip bir taraftan da bakıp usanmadan televizyon izlemek. Anlam denilen nosyonun gırtlağına dayanan ve bu nosyonu bertaraf eden bir tutarsızlık, parçalanmışlık, görececilik (yoksa rasyonelliğin sicilinin bunca bayağı olmasından mıdır?); aykırılıkların ne kadar kolayca moda haline geldiğini göz ardı ederek marjinale sarılmak. “Öznenin ölümü” ve “temsilin krizi”.

İnsanın kendisini ve etrafındaki her şeyi yok etmekte sergilediği inanılmaz ve dayanılmaz yaratıcılık, medyadan saat başı akan haberlerle çeşitlendikçe, soruyoruz birbirimize; yanlışı nerede, ne zaman, nasıl yaptık? İnsan denilen canlı türü, nasıl oldu da, kendi yaşamını, dünyayı, hatta yavaş yavaş uzayı ve diğer gezegenleri cehenneme çeviren bir varlığa dönüştü?

ABD’li anarşist ve sosyal eleştirmen John Zerzan, 25 yıldan beridir işte bu sorulara cevap bulmaya çalışmaktadır. Zerzan’ın yıllar süren çalışmalarının başlıca ürünü olan Gelecekteki İlkel, günümüzde gezegeni bir bütün olarak yok oluşun eşiğine getiren bu ölüm yolculuğumuzun öyküsünü anlatır. Antropoloji ve arkeoloji alanlarında son yirmi yıl içinde gerçekleşen köklü dönüşümlerden hareket eden Zerzan, bugün pençesinde kıvrandığımız yabancılaşmanın kökeninin, avcı-toplayıcı yaşam tarzının sona ermesinden sonra ortaya çıkan tarımla birlikte başlayan uygarlığa dayandırmaktadır. Zerzan’a göre, evcilleştirme, tarım ve uygarlık öncesi yaşam, aslında doğayla özdeşleşmenin duygusal bilgeliğin, cinsel eşitliğin ve sağlığın hüküm sürdüğü bir yaşamdı; rahipler, krallar ve patronlar tarafından köleleştirilmeden önce, neredeyse iki buçuk milyon yıl süren bütünlüklü ve özgür bir yaşam. Ne var ki, Üst Paleolitik çağda, yani günümüzden yalnızca on bin yıl önce, adeta ani bir patlamayla başlayan uygarlık, bu özgür yaşamı yok ederek, önce doğanın, ardından da bizzat insanın tahakküm altına alınmasına yol açmıştır.

Zerzan uygarlığı bir felaket olarak değerlendirmektedir. Bugüne kadar ‘uygarlaşan insanlığın evrensel değerleri’ olarak görülen evcilleştirme, tarım, işbölümü, sanat, zaman bilinci, dil, yazı, sayı sistemi ve bir bütün olarak sembolik kültür, Zerzan’a göre, esiri olduğumuz çağdaş tahakkümün temel bileşenleridir. Bu yüzden, uygarlık kökten reddedilmediği sürece özgürleşmek mümkün değildir.

Bilim, felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanlarındaki belli başlı ilerlemeler ile tahakküm arasındaki keskin paralelliği zengin örneklemelerle ortaya koyan Gelecekteki İlkel, uygarlık karşıtı bir başyapıt olarak, günümüzün evrensel sorunlarına yepyeni bir bakış açısı kazandıracaktır.

gelecekteki ilkel

kaos yayınları
türkçesi: cem atila
303 s. ~ 14×20 cm.
istanbul . 2000
1. basım
isbn: 9789757005315

pazar listesi

ütopya

1. Devlet dairesinde, berberde, karakolda, kahvede, okulda çerçeveli devlet büyüğü resmi yerine bir yaşını geçmemiş çocuk resimleri konmalı.
2. Her ülkede yılda bir gün bayraklar indirilip dünya vatandaşlığı günü kutlanmalı.
3. İnternet iletişim hakkıdır. Ücretsiz olmalı.
4. Herkes için yeni otomobil alınması 10 yılda bir olarak sınırlanmalı.
5. Mesai saatleri herkesin ihtiyacına göre esnekleştirilerek farklı saatlerde başlayıp bitebilmeli.
6. Çocuklar din seçiminde özgür kılınmalı. 18 yaşına kadar ibadet yerlerine, kültür amaçlı ziyaretler dışında alınmamalı.
7. İsimlerimiz cinsiyetimizle özdeşleştirilmemeli. Kimsenin isminden cinsiyeti anlaşılmamalı.
8. Bir gün uzayda canlılarla temas kurulduğunda, politikacılarla askerleri susturup, onları şairlere tanıştırmalı.
9. Evlilik kurumu belirli sürelerde yenilenebilir sözleşmelerle düzenlenmeli.
10. Meclis’te birbirlerine saldıran milletvekilleri ayda bir düzenlenecek maskeli baloda çember çevirip uzuneşek oynayabilmeli.
11. Trafik yeşil ışıkta durmalı kırmızıda geçmeli.
12. “Merhaba”, “Nasılsın?” gibi beylik kelimelere ambargo konmalı. İnsanlar tanışırken kendilerine özgün söz ve dokunuşlarla birbirlerine yaklaşmakta özgür olmalı.
13. Hapishanelerde siyasi mahkûmların 1 Mayıs’ları iktdar temsicilerinin onlara bizzat götüreceği çiceklerle kutlanmalı.
14. Sınır kapılarında pasaport polisleri renkli, neşeli sivil kıyafetler giyebilmeli.
15. Alışveriş merkezine dönüştürülen havaalanlarında müzeler açılmalı. Konserler düzenlenmeli. Film gösterilmeli. Kütüphaneler olmalı.
16. Otomobilleri şehir merkezinin dışına atmalı. Yaya yolları yürüyen kaldırımlar, yürüyen merdivenlerle döşenmeli.
17. İşveren, mesai saatleri dışında çalışanlarına internet ve cep telefonu üzerinden mesaj yolladığında onlara harf başına ücret ödemeli.
18. Hep devlete yükleniyoruz. Silah üretiminde çalışan işçiler greve çağırılmalı.
19. Çocuklara insan hakları, yetişkinlere çocuk hakları öğretilmeli.
20. Ufak çocukları ilk gördüğümüzde onlara şirinlik yapıp sonra yokmuş gibi davrananlara ne yapmalı?
21. “Seni seviyorum”un karşılığı “Ben de” olmamalı.
22. Uçakta, otobüste, trende saatlerce yan yana oturanlar neden birbirlerine “İyi yolculuklar” dilemekten çekinirken, biri lafı açarsa bardaktan yağmur boşanırcasına konuşurlar?
23. Birisine telefon ettiğinizde önce “Müsait misin?” diye sormalı.
24. “Çocuğum olmasaydı boşanırdım” deyip hayatı kendilerine ve çocuklarına cehennem edenler, bir de çocuklarının fikrini sorsalar.
25. Psikiyatristlerin ruh hastalığı diye koydukları teşhislerin diğer hastalıklar gibi klinik bulgulara dayanmadığı gerçeği, sigara paketlerinde ‘Sağlığa zararlıdır’ ibaresi gibi kitlelere duyurulmalı.
26. Tüketicilerin dikkatine!: ABD şirketlerinin ‘çağdaş’ zekâ testleri dünya psikologlarının ekmek teknesi. Testler o kadar çağdaş ki, Eflatun, İbrahim Peygamber ya da Leonardo Da Vinci muhtemelen çakardı. Ne yapmalı?
27. Çocuklarına kendilerini örnek gösterip sonra da onların yanında “Zamanımızda her şey iyiydi, dünya kötüye gidiyor” diyen yetişkinlere çikolatalı dondurma yememe cezası verilmeli.
28. Çocuklar son kölelerimiz. ‘Sahiplik’ kavramı, yuvalardan itibaren tartışmaya açılmalı. Otomobil sahibi olunabilir. Çocuk sahibi olmak?
29. Futbol anayasasının birinci maddesi: “Bahsi müşterek varsa şike kaçınılmazdır.”
30. Denizler, kutuplar ve uzay, devlet ve özel teşebbüs tekellerinden ırak olmalı.
31. Dil bilgisi sorusu: Evlenince evli, eldiven giyince eldivenli olurken, neden inanana tanrılı denmiyor?
32. 10 Mayıs 2013 tarihli New York Times haberine göre küresel ısınmanın tetikçisi, atmosferdeki karbondioksit oranı son 400 milyon yılın en yüksek düzeyinde. Alo! Beni duyuyor musunuz?

gündüz vassaf

gösteri toplumu üzerine bugüne dek yapılmış eleştirilerin -lehte ya da aleythe- reddi

etilen sosyete yayınları – 2 / guy debord / çeviri m.
fazla söze gerek yok. buyrun ve okuyun;

gösteri toplumu üzerine bugüne dek yapılmış eleştirilerin -lehte ya da aleythe- reddi

benden bilmeyin

grev gittikçe büyüyor
grevi ben istemiyorum
ben diyorum ki size
grev gittikçe büyüyor

bini boşaldıkça biri doluyor
binini ben boşaltmıyoum
ben diyorum ki size
bini boşaldıkça biri doluyor

bu düzen beyler düzeni
bu düzeni ben yapmadım
ben diyorum ki size
bu düzen beyler düzeni

ortalık gitgide karışıyor
ortalığı karıştıran ben değilim
ben diyorum ki size
ortalık gitgide karışıyor

birgün kıyamet koparsa
kıyamet kopsun istemiyorum
ben diyorum ki size
birgün kıyamet koparsa

gençler kuytularda öpüşüyorlar
marulun vakti geçti
şimdi karpuzlar kızaracak
ardından fındık fıstık
ardından ayva
ayvayı sarartan ben değilim
ben diyorum ki size
gençler kuytularda öpüşüyorlar
ayvanın vakti

hasan hüseyin

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.