Ay: Mart 2012

los lunes al sol . 2002

los lunes al sol orijinali. güneşli pazartesiler birebir çevirisi. “bu film gerçek bir hikayeden değil, binlerin hikayesinden uyarlanmış” diyor, gerçekten de öyle. 7 işsiz adamın – arkadaşın hikayesi. anlatılmaz izlenir. hem belki hepimizin ihtiyacı olan pazartesileri güneşin altında geçirmektir.

“dostum, çok kötü bir şey farkettim. bize komünizmle ilgili anlatılan her şey yalanmış.” – “ben daha kötüsünü farkettim. bize kapitalizmle ilgili anlatılan her şey doğruymuş”

 

eblek hardcore #21

“cinnet geçirenlere adam öldürmede yardım” sloganı ile yola çıkan eblek hardcore bu sayısında da fast! bu sayısında da easy! punk olmak isteyenlere çengelli iğne hediye eden bu sayı pop art hardcore fanzine diye kendini adlandırmış oldukça da doğru konuşmuş. pop art kolaj tasarımın en güzide örneklerin olmuş. ne demişler;

dergiyi ilk kez okuyacak olanlar lütfen ilk olarak 21. ve 22. sayfalardaki yazıları okusunlar. dergiyi ezzelden beri okuyanlar – gerçi meraktan onlarda aynı yazıları okuyacaklar, bir nevi ne yazmış acaba merakıyla-da paşa gönül misali istedikleri yerden başlayabilirler.

eblek hardcore – aperiyodik – kodu mu oturtan cinsinden – fanzine (diye yazılır fanzin diyemde telafuz edilir)

muhteviyat:
– hardcore topten
– eblek hardcore new
– ne diyorlar
– bilmece
– terror is eblek hardcore
– onur-simit ilişkisi
– super yazısıyla carlos almodevar
– 2be5Z dansı
– grup kızılırmak
– tampon – suikast – regorge gitanes bar konser kritiği
– ebleh hardcore
– emecan tulüş iftiharla sunar – pop yazıları serisi
– eblek hardcore faşolarla mücadeleyi öğretiyor
– eblek hardcore iftiharla sunuyor
– bir şeyler

2Be5z dansı

beze dansı metal kafaların gerizekalı maço danslarına alternatif olarak çıkmış ve ilk olarak 2/5BZ grubunun şarkılarında Eblek HC militanları tarafından yapılmıştır. (ismini de zaten bz’nin okunuşundan almaktadır.) beze dansı genelde 2-3 kişi ile yapılan, müzikle pek alakası olmayan bir anti-danstır. dans olmayacak her hareket, figür beze dansı olabilir. fakat yine de beze dansının bazı özellikleri vardır. öncelikle kesinlikle şiddet yoktur. hareketler belli bir kompozisyon içindedir ve dansı (!) yapanlar aynı ya da o hareketi tamamlayacak hareketleri yaparlar. beze dansı aslında içeriğini 77 punkından alır. figürler yine onda olduğu gibi hayali bir topa kafa vurma, sıçrama, kör adam taklidi, ayağın bir yere saplanması gibi… hızlı, tempolu şarkılarda genelde sıçrama, zıplama, hayali bir kaykayla olie en çok yapılan hareketlerdendir. yavaş tempolu şarkılar ise beze dansı açısından tam bir şenliktir! bu sıralarda insanların size karşı sinir katsayıları ya da gülüşleri gittikçe yükselir. sizi izleyenler fiziki olmasa bile görsel olarak epey rahatsız olurlar. robot şeklinde yürümek, pekmen oynamak, ışıktan korkmak, hayali bir bıçakla cinnet geçirmek, hayali bir uzi ile insanları taramak… tipik beze figürlerindendir. yorulduğunuz zaman, hayali bir joy stick’le salak salak dans edenleri (beze dansı dışında tüm danslar salakçadır – süleyman demirel) “oynatabilrisiniz” haydi hemen şimdi kendi beze dansınızı yaratın!

eblek hardcore
21
1995
a5 – 20 sayfa
fast! easy!

 

Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder. Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur…

Birinci Kıtalararası Neo-liberalizme Karşı İnsanlık Buluşması İçin

Hava Çok yağışlıydı. Rüzgar onu belinden yakaladğında, yağmur bir yandan öbür yana savruluyordu neredeyse. O gece Koca Antonio’yle beraber ava çıkmıştık. Koca Antonio, tarlasındaki yeni filizlenen mısırlara dadanan bir porsuğu öldürmek istiyordu. Biz porsuğu beklerken onun yerne yağmur vebizi boş bir kulübe-dükkana sığınmak zorunda bırakan rüzgar geldi. Koca Antonio bir köşeye çekilip oturdu, ben de eşiğe iliştim. İkimizde sigara içtik. O kestirdi, bense yağmurun, her zamankinden daha kaprisli olan rüzgarın etkisiyle nasıl bir yerden bir yere doğru eğildiğini izlemeye daldım. Yağmurla rüzgarın dansı bitti ya da başka bir yere gidip orada devam etti. Kısa süre sonra yağmurdan geriye kalan tek şey, cırcırböcekleri ve kurbağalar arasındaki insanın kulağını sağır edecek rekabetti. Koca Antonio’yu uyandırmayayım diye ses çıkarmamaya çalışarak dışarı çıktım. Hava, tıpkı arzunun tatmin edildiği ve birbirine kenetlenen bedenlerin dansı sona erdiği zamanki gibi, hala ıslak ve nemliydi.

“Bak,” dedi Koca Antonio, batıdaki bulutların arasından zorlukla görünen bir yıldızı işaret ederek. Yıldıza bakıp içimde hüznün ve acı yalnızlığın ölü ağırlığını hissettim.

Yine de gülümseyip Koca Antoino bana sormadan anlatmaya başladım: “Bir atasözünü hatırladım, galiba şöyle bir şeydi: Parmak güneşi gösterdiğinde, yalnızca aptallar parmağa bakar.”

Neşeyle güldü Koca Antonio, “Güneşe bakıyorsa daha da aptaldır. Kör olur,” dedi. Koca Antonio’nun bu çarpıcı mantığı, ben tam atasözünün ne anlama geldiğini açıklamaya hazırlanırken kekelememe neden oldu. Koca Antonio gülmeye devam etti; bana mı, açıklamama mı, yoksa güneşe değil de güneşi gösteren parmağa bakan aptala mı gülüyordu, anlamadım.

Koca Antonio yere oturup silahını bir kenara koydu ve o eski kulübe-dükkandan aldığı aletle sigarasını sarmaya başladı. Susmanın ve dinlemenin zamanının geldiğini anladım. Yanına oturup pipomu yaktım.

Koca Antonio sigarasından birkaç nefes çektikten sonra başladı sözcük yağmuruna. Sözcükler ağzından dökülürken duman yüzünden yumuşuyorlardı sanki. “Az önce parmağımla yıldızı göstermiyordum. Elimle ona değebilmek için ne kadar yürümem gerek diye düşünüyordum. Tam sana elimle yıldız arasındaki mesafeyi hesaplar mısın diye soracaktım ki, sen şu parmak ve güneşle ilgili atasözünü patlattın. Senin atasözündeki aptalın daha zeki bir alternatifi yok. Eğer güneşe baksa, kör olmasa bile mutlaka tökezleyip düşecek. Çünkü yukarıya bakıyor. Parmağa baksa, kendi yolunda gidemeyecek. Ya olduğu yerde kalacak ya da parmağı takip edecek. İki yol da gayet aptalca; güneşe bakmak da, parmağa bakmak da. Gördün mü, büyük güçleri takip ederek ilerleyemez, yaşayamazsın. Çünkü ölçtüğündünde tahmin ettiğin kadar büyük olmadıklarını görürsün. Güne ulaşmak için yürüdüğümüz gece gelecek. Eğer sadece elin çok yakınına bir yere bakarsak, çok uzağa gidemeyiz. Ama çok uzaklara bakarsak da tökezleyip düşeriz. Yolumuzu kaybederiz.”

Koca Antonio sustu. “Peki, elin çok yakınına ve çok uzağına basıl bakabiliriz?” diye sordum.

Koca Antonio birkaç nefes çekti sigarasından ve yeniden konuşmaya başladı: “Konuşarak ve dinleyerek. Hem yanımızda hem de çok uzaklarda olanlarla konuşup, onları dinleyerek.”

Koca Antonio yine yıldızı gösterdi. Eline baktı, “Hayal kurarken yukarıdaki yıldıza bakman gerek, ama eğer savaşıyorsan yıldızı gösteren ele bakman gerek. Yaşamak budur. Bir aşağı bir yukarı bakar durursun.” dedi.

Koca Antonio’nun köyüne döndük. Ayrıldığımızda şafak çoktan sökmüştü. Koca Antonio kapıya kadar bana eşlik etti. Dikenli tellerin öteki tarafına geçtiğimde ona dönüp, “Koca Antonio, sen yıldızı gösterdiğinde ben ne yıldıza ne eline bakmıştım,” dedim.

Koca Antonio sözümü kesti: “Aa! Demek sen ikisi arasındaki mesafeye baktın, öyle mi?”

“Hayır,” dedim. “İkisi arasındaki mesafeye de bakmadım.”

“Neye baktın o zaman?”

“Senin elinle yıldız arasında duran porsuğa baktım.”

Koca Antonio yere eğilip bana vermek üzere bir şeyler arandı. Atacak bir şey mi bulamadı yoksa ben mi fazla uzaktaydım, bilmiyorum. Her ihtimalde silahının dolu olmayışı benim açımdan büyük şanstı.

Elin yakınlarını ve çok çok uzaklarını görmeyi deneyerek uzaklaştım. Yerde ve gökte, ışık geceyi günle buluşturmaya hazırlanırken, yağmur Temmuz’u Ağustos’a ekliyor ve benim düşüşlerim canımı daha az yakıyordu. Bundan on yıl sonra, uzakta olduğumuzu düşündüklerimizle konuşmaya ve onları dinlemeye hazırlanıyorduk. Yani, sizi.

subcomandante marcos

macarena öğreniyoruz

şarkıyı zaten biliyorsunuz …

8 mart dünya kadınlar günü

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. Dünyanın çeşitli yörelerinde kutlamanın odağı kadınlara karşı saygı, takdir ve sevginin kutlanmasından kadınların ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına kadar çeşitlilik göstermektedir.

ülkemizde ise kadınlara yönelik şiddeti protesto eden gösterici kadınlara polis müdahalesi ile kutlanır. kadınların direnmesi üzerine arbede yaşanır. gözaltına alınan kadınlar polis merkezine götürülür.

bandsista’nın günün anlam ve önemine yönelik hazırladığı çalışma ile yol alınız. sokak meydan gece…

 

gelmeyen devrime şarkılar

“öcü gibi korkuyorlar mao zedong yoldaşımdan” girişiyle beni benden alan ozan rençber şarkısından sonra devrimci marşlar konusunda ön yargıyla yaklaştığım gerçeğini bir kenara bırakarak… ya da bırakamıyorum ve şarkı girişindeki metni paylaşıyorum.

başta türkiye komünistleri olmak üzere tüm dünya komünistleri yoldaş mao zedong un şahsında marksizme leninizme yönelen modern revizyonist troçkist kırması menşevik alaşımı yeni oportünist cepheyi de yerle bir edecektir. yaşasın marx engels lenin stalin ve mao zedong yoldaşların ışıklı yolu

yok canım dediğinizi bilerek alın buyrun siz de dinleyin diyorum;

[audio:https://etilen.net/wp-content/uploads/2012/03/mao-zedong.mp3|titles=mao zedong]

neyse konumuza geri dönebiliriz. paylaşımlarını severek takip ettiğimiz kolsuz kahraman wang yu, “gelmeyen devrime şarkılar” toplamasıyla yardırmış ve 70lerden bir grup sosyalist-devrimci şarkıları bir araya getirmiş ve bu toplama 3 kelimeyle aslında her şeyi anlatmış; gelmeyen devrime şarkılar – buyrun dinleyin. dinledikten sonra 70’lerden dolmuş şarkılarına da yol alın.

gelmeyen devrime şarkılar

  • Bakan Efendi – Aziz Şimşek
  • Hoşt Amerika Puşt Amerika – Aşık Ferhat
  • Yurdumuza Faşist Doldu Vurun Gardaşlar – Aşık Haydar Erdoğan
  • Sosyalizmi Örüyoruz – Aşık İhsani
  • Vurmadıkça Devrim Gelmez – Mehmet Koç
  • Vur Kardaş – Aşık Hasan
  • Bizim Gençler Yılmaz Yılmaz – Aşık Zamani
  • Katil Amerika – Abdullah Papur