şeref bey bizimdir direkleri sizindir

 “Çocukken.. Aslında yazıma bu kelime ile başlamak istedim fakat beceremedim. Yazıp, sildim; yazıp, sildim. O yıllara dair aklımda kalan anıların teker teker silindiğini fark etmek, bende önce “yaşlanıyor muyum acaba” endişesi yarattı. Yaşlılıkla ilgili olmadığını anladım; ama keşke anlamasaydım da yaşlılığımdan kaynaklanıyor diye düşünmeye devam etseydim. O çocukluğumdan kalan güzel anıların hepsi yok oluyor, evet; ama bu sorun benim hafızamla ilgili değil, sorun bende o güzel anıları yaratan değerlerin teker teker silinip gitmesi. Örneğin, çocukluğumun geçtiği mahallede Mahmut Amcanın bakkalı yok artık. Yerinde süpermarket var ya da Fatma Teyzelerin içi meyve ağacı dolu olan bahçesi.. Orada da 8 katlı koca bir apartman var, üstelik bahçesi de yok..

Bunları bana düşündürten şey, çocukluk anılarımın en güzel yerinde duran Şeref Bey Stadı için çıkan “yıkılacak mı ?” tartışmaları oldu. Senelerdir sürüp giden bu tartışmalarda hemen her ihtimal kendine taraftar topladı. Siz, hangi ihtimale karşı çıksanız karşınızda o ihtimali savunan birini buluyorsunuz. Ya da tam tersi. Hangi ihtimali savunsanız, birileri muhakkak o ihtimale karşı çıkıyor. Geçtiğimiz ay, Suat Kılıç’ın yaptığı “Beşiktaş’ın stadı Beşiktaş’ın semtinden koparılmamalı” tadındaki açıklamaları yüreklere su serpmişken, Ertuğrul Günay’ın “tarihi dokuyu bozuyor” ve “altında tüneller var” açıklamaları yeniden endişelenmemize vesile oldu. Kültür Bakanı’nın “altında tüneller var” söylemi doğru. Dolmabahçe Sarayı yapılırken, tepelerden gelecek suların saraya zarar vermemesi için bu tüneller inşaa edilmiş ve stadın ilk yapıldığı dönemlerde bu tünellerin bir kısmı da zarar görmüştür. Bunların hepsinde sayın bakanla hemfikiriz. Fakat bakanın hesaplayamadığı bir şey var. Şeref Bey Stadı’nın özellikle eski açık tribünü artık tarihi eser niteliğindedir. Arkeolojinin olmazsa olmazı, bir bölgede kazı yaparken, başka bir tarihi değere zarar vermeden kazı yapmaktır. Sayın bakan “biz buradaki tünelleri koruyacağız” derken, acaba başka bir tarihi esere zarar verileceğinin farkında değil midir ?

İkinci olarak, arkeoloji bilimi bugünkü modern kazı tekniklerini altmışlı yılların sonlarından itibaren kullanmaya başlamıştır. Stadın yapıldığı otuzlu yılların sonunda bugünkü gibi arkeoloji bilinci mevcut değildir. Kazılar, daha çok bilimsel veri elde etmek yerine değerli şeyler bulmak amacıyla yürütülmektedir. Yani stadı tünellerin üstüne yaptı diye kimse suçlanamaz, çünkü bugünkü bilinç düzeyi yoktur. Nasıl ki Fatih Sultan Mehmet’e Topkapı Sarayı’nı tam da Bizans Sarayı üzerine inşa ettirdi diye kızma şansımız yoksa, bu stat tünellerin üstünde diye dönemin yetkililerine de kızma şansımız yoktur. Aynı zamanda alttaki Bizans Sarayı’nı ortaya çıkaracağız diye, Topkapı Sarayı’nı yıkamayacağınız gibi tünelleri ortaya çıkaracağız diye stadı yıkamazsınız.

Bakanın ikinci iddiası ise, stadın tarihi dokuyu bozduğu iddiasıdır ki bu tamamen asılsızdır. Cumhuriyet döneminden seksenli yıllara kadar, yani ülkemizde neo-liberal saldırıların bu kadar yoğun yaşanmadığı dönemlerde yapılan mimari eserlere dikkat edilirse, şehrin dokusunun korunmaya çalıştığı açıkça görülmektedir. Örneğin İMÇ Çarşısı, Süleymaniye Camii’nin siluetini bozmayacak şekilde inşa edilmiştir ya da GATA Hastanesi, bugün Haydarpaşa Hukuk Fakültesi olarak kullanılan binaya zarar vermeden inşa edilmiştir. Şeref Bey Stadı’nın da aynı şekilde çevreye ve tarihi dokuya zarar vermeden inşa edilmesine dikkat edilmiştir. Şeref Bey Stadyumu’nun mimarı olan Paolo Vietti Violi İtalyan asıllıdır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, uluslaşma sürecine giren İtalya, Mussolini dönemi ile birlikte Roma kökenine daha fazla sahip çıkmış ve Roma’ya ait tüm eserlerin korunmasına azami gayret göstermiştir. Böyle bir eğitimden geçen mimar Violi, stat planını çizerken, stadın çevresindeki hiçbir tarihi yapıya zarar vermemeye azami gayret göstermiştir. Mesela stad Dolmabahçe Sarayı’ndan, saat kulesinden ya da camisinden daha yüksek değildir. Bugün bile Üsküdar’dan Kabataş’a deniz yoluyla geçerken, stadı fark edebilmeniz için Kabataş sahiline kadar gelmeniz gerekmektedir. Sizi o sahilde ilk olarak saray, cami, ve saat kulesi karşılar. Stadı fark ettiğinizde çoktan karaya ayak basmış olursunuz.

Yukarıdaki paragrafta, deniz üzerindeyken Dolmabahçe tarafına baktığınızda görebileceğiniz eserlerden bahsettim. İtiraf ediyorum, yanıldım. Sizi karşılayacak olan asıl eserler Gökkafes ve Swissotel isimli mimari ! harikalarıdır. Sarayın arkasından bir ucube gibi yükselirler. Üstelik Gökkafes hakkında senelerdir uygulanmayan bir yıkım kararı da mevcuttur. Şimdi bu örnekler dururken, gözünüzü stada dikerseniz, kusura bakmayın sayın bakan ama biz samimiyetinizden şüpheye düşeriz. Ben bir arkeolog ve bir Beşiktaş taraftarı olarak diyorum ki: Siz, Swiss Otel ve Gökkafes’i tarihi dokuya zarar veriyor gerekçesiyle yıktığınız gün, biz sizinle yeniden bu konuyu tartışacağız. Üstelik bu kez samimiyetinizden emin olduğumuz için bizi ikna etmeniz çok daha kolay. Fakat o güne kadar lütfen bizi çocukluk anılarımızla başbaşa bırakın.”

şairler parkı

novaya zemlya . 1990

90’lardan pankın en yalın, en çiğ hali ya da rikitiki bom bom. anlatmaya gerek yok, müzik gibi paldır küldür dinleyin.

Novaya Zemlya, Avrupa Kıtası’nın en kuzey uçlarında, Rusya Federasyonu’na bağlı takımadalar. Rusça’da Yeni Yer anlamına gelir. Arktik Okyanusu’nda bulunan Novaya Zemlya, Rusya’nın Arhangelsk Oblast’ına bağlıdır. 2002 yılı verilerine göre adanın 2.716 sâkini vardır.

Novaya Zemlya, iki büyük adadan oluşur. Severny ve Yujny Adası’nı birbirinden Matoçkin Boğazı ayırır. Bu iki ada ise Kara Denizi ile Barents Denizi’ni birbirinden ayırır. Takımadaların toplam yüzölçümü 90.650 km2’dir. Novaya Zemlya Soğuk Savaş dönemi boyunca önemli bir alan olmuş, genellikle nükleer test alanı olarak kullanılmıştır. Adalar genelde buzlar ile kaplı dağlık arazilerden oluşur.

muhteviyat:

– adanalı
– bedia
– fazla yalama
– o yaylanın çimenine
– rikitiki bom bom
– un dos tres
– yaş mı da kuru mu

akiba

özgürlük gündelik işlerden azade olmak demektir. akiba bolo’bolo ile tanıdığımız p.m’in kültürel çeşitlilik, ekolojik sürdürülebilirlik ve düşük yoğunluklu çalışmaya dayalı ütopyalarını fütürist bir bilimkurgu hikâyesine taşıyarak aktardığı gnostik romanı. arafdiyarı’nda çeşitli cennet ütopyaları – kendi cennetinizi kendiniz yaratmanız için. “düşmanlarımız kapitalistler, hükümetler ya da küresel şirketler değil. bizim düşmanımız bir matris, gezegeni ele geçiren yabancı

özür dilerim ben imparator olmak istemiyorum

Özür dilerim ben imparator olmak istemiyorum. Bu beni ilgilendirmiyor. Hükmetmek veya işgal etmek istemiyorum. Herkese yardım etmek istiyorum. Yahudi, Katolik, siyah, beyaz. Hepimiz birbirimize yardım etmek istiyoruz. Diğerinin mutluluğu hepimizi mutlu ediyor. Hiç kimseden nefret etmiyoruz. Hiç kimseyi aşağılamıyoruz. Bu dünyada herkese yer var. Dünyada herkesi doyuracak kadar zenginlik var. Hayat hür ve güzel olmalı.

fanzines en lima

globalleşen pazarda liberalleşmeden bir şeyler olmayacağını anlayan etilen okuyucu sayısını arttırmak için ilk yatırımını yaptı ve peru’da yayımlanan yerel bir fanzini bünyesine kattı. etilen’in güney amerikanan sorumlu kıdemli başkan yardımcısı, sosyeteninin yatırımlarının bununla sınırlı kalmayacağını, etilen’in, uygun koşulların oluşması durumunda izlanda’dan da fanzin satın almaya sıcak baktığını duyurdu. konuyla ilgili konuşan etilen sio’su, yeni satın alınan fanzin’in

özür dilerim

sosyeteden dev bir hizmet daha. etilen sosyete sevenler ayrılmasın platformu ilişkide yaşanacak problemleri tek celsede engelleyecek yeni buluşu ile karşınızda. ilişkinizin başında sevgilinize takdim edeceğiniz bu güzide not ile tam 42 özürü bir arada kolaylıkla dilemeniz mümkün. hem de kalitenizi göstermeniz için yüksek kalitede indirip ucuza siyah beyaz A4 çıktı alıp çaktırmadan fotokopi çekebileceğiniz formatta.