Menü Kapat

Ay: Ocak 2012 (sayfa 1 / 4)

top

Çocuktuk, top oynardık. Yırtık, patlak, içine paçavra basılmış toplarla koşup dururduk tarlalarda. Çamurda, tozlu arazilerde, yaban otlu çimenliklerde… Günün birinde bir top gelirdi mahalleye. Siboblu, sarı güzel lastikten içliği olan. Dışı boyasız parçalı meşin. Makinayla dikilmiş, dikişleri güven veren bir top gelirdi mahallemize… Lastikçi el pompasıyla özenle sişirirdi topumuzu. Hem överdi hem havasını basardı. Basıldıkça pompa, büyürdü top, yusyuvarlak olurdu. Denerdi şöyle eliyle yerde zıplatarak. Dimdik sekerdi top yukarıya doğru, sağa sola kaymam şut atanı aldatmam der gibi. Sibob bağlanır, ülük meşinin altına gömülürken heyacan, umut ve sevinç son noktaya gelirdi. Biraz sonra Rıfkı’nın arazisine gidilecek, biraz sonra takımlar kurulacak, biraz sonra mahallede maç yapılacak… Ama o son anda hep biri çıkardı öne. Şöyle şişmanca, gözlüklü, kırmızı yanak, büzük dudaklı. Hep bir memnuniyetsizlik yüzünde. Bu çocuk hiç mutlu olmazdı. Züccaciyeci Vehbi’nin oğlu, Aziz mi, Adnan mı bişeydi adı… Bu çocuk bizi hep aşağılardı. Yukarıdan bakardı, bıdı bıdı hep bişeyler mırıldanırdı. Bu irice, güzel kazaklı, mahalledeki tek spor ayakkabılı çocuk topun sahibiydi ve Fener’liydi…

Benim adım Zeki’ydi, öbür kavruk arkadaşımın adı Ahmet. Ama o bize hep kara derdi. Ahmet’i arada bir affeder kaleye geçirirdi ama beni hiç sevmezdi, hiç affetmezdi. Kara derdi, sen dışarıya… Ne Ahmet, ne öbür arkadaşlarım Vehbi’nin oğluna hiç itiraz etmezdi. Takımlar yapılır, kaleler kurulur, oyun başlardı. O sarı içlikli, dışı boyasız makina dikişli top bir öbür kaleye uçardı bir Ahmet’in kalesine. Yağmur da yağardı bazen, çocuklar yağmurda top oynardı. Çocuklar yağmurda mutlu, çocuklar yağmura hiç aldırış etmeden ıslanırken ben uzaktan onlara bakar hayaller kurardım. Niko’yu düşünürdüm, Sanlı’yı, Vedat’ı düşünürdüm. Ama en çok da kör Tuğrul’u. Kör Tuğrul’a hayrandım, hastaydım…Cikletlerden çıkan fotoğraflarını kimse beğenmediğinden ben yerlerden toplardım…

Sonunda bir gün dayanamadım, gözlüğü okulda yakaladım. Bak gözlük dedim o topla ben de oynayacağım, senin takımını istemiyorum zaten, zaten iyi oyuncuları seçiyorsun, gol yiyince değil diyorsun, atmadığın golleri yazıyorsun, bari karşı takımda oynayayım, oynatmazsan topunu keserim dedim. Nah kesersin dedi bana, iyi o zaman dedim. O gün bir bıçak aldım evden. Kale arkasındaki yokuşa gidip bekledim. Top auta ilk gittiğinde de yakalayıp kestim. Hem de ülüğünden, hem de bir daha tamir olmamacasına…

O günden sonra böyle çok top kestim. İçim yana yana çok top patlattım. Kırmızı yanaklı, büzük dudaklı çocukları çok ağlattım. Çok da dayak yedim ama, çok şikayetçi geldi kapımıza.. Ben böyle böyle büyüdüm, oyuna böyle dahil oldum. Böyle böyle karardım, böyle Beşiktaş’lı oldum…

zeki demirkubuz

pişmemiş sevenler toplaması . 1997

etilen sosyete türk sanat tarihinin en önemli eserlerinden biri olan pişmemiş sevenler toplaması ile karşınızda. her er kişinin arşivinde bulunması gereken bu eser punkerland tarafından bir araya getirilmiş olup biz sadece aracı olmanın mutluluğunu yaşamaktayız. iştahla tüketiniz:

bu split punkerland prodaksin tarafından dünya sanat tarihine armağan edilmiş olup bu kompakdiskde bulunan eserler oturma odalarımızda 1997 model gitarlarla ilkel yöntemler kullanılarak kaydedilmiş ve beğeninize sunulmuştur.

bu eserler sahibinden ziyade dinleyene aittir ve öylede kalacaktır. 80lerde doğmuş, 90larda pişmiş, 2binlerde ise ruhunu kirletmiş türk gençliği muhakkak bu şarkılarda birşeyler bulacaktır diye umuyoruz ve son olarak diyoruz ki bu splitteki parçalar samimi katkısız saf sade pişmemiş ve biz pişmemiş seviyoruz bu basite almak değil basiti sevmektir.

güzel bir tını var kulağımda bekliyorum güzel bir aşk var kalbimde büyütüyorum sadece olanı sevmek sadece olanı hissetmek öyle büyük ışıklar da yok güzel ağdalı notalar sadece ben varım  punk nedir diye sorsalar bana ya da pop hepsi aynı herkes kendinin yıldızı herkes kendinin yaptığı usulca dokundum sadece gitarıma ve yol aldım tüm dertlerimle anla ki bu gerçek bu asıl bunda yapay tatlandırıcı yok bunda göz boyama yok bunda ben varım ve var olma sebebim ben sevdim bu yolu bu bozuk yolu ve anladım gerçek bu var olma savaşım bu ben çırılçıplak karşınızdayım katkısız ve hür ben buradayım her şeyimle ben her şeyinizle siz / adem kurt

muhteviyat:

testere necmi and the katılımcılar
– devam et
– bekliyorum
– köye dönelim
– bir zamanlar
– işim gücüm
– çuku adamın macerası
– makarna
– fuutbol

 

bunu sen istedin

– büyük adam olacam ben
– tokat
– tren gelir hoş gelir
– hak tu
– mükemmel ol sevgilim
– alçak gönüllü bir öneri

 

 

ceni gitar

– param var param yok
– her şey oldu maç çıkışında
– bir gecelik hikaye
– süpriz
– o an orda olsaydım
– belki bir şey vardı aklımda
– cuma ve sokak
– saçma
– ve tren

boya bombası

merhaba sevgili sanat severler. sanatsal çalışmalarınzda kullanabilmeniz için hızlıca ve kolayca nasıl boya bombası yapabilirsiniz noktasına etilen sosyete olarak katkıda bulunmak istedik. ihtiyacımız olan malzemeler: ampül (patlak olsun, israf yapmayalım) küçük çekiç, tornavida, maket bıçağı, sağlam bant, istediğiniz türde boya.

1. ampülün altındaki metal atraksiyonu kesip çıkartıyoruz. dikkat edin elinizi kesmeyin.

2. ampülün içindeki küçük cam silindiri çekip alın – ne gerek var.

3. ampülün altına kazak neyin yumuşak bir şey koyun, ardından tornavidaya çekiçle vurarak ampülün içini kırıp temizleyin.

4. boyayı dökün artık ampülün içine.

5. artık bir zahmet deliği kapatın söktüğünüz metalle vs. bantla da sıkıca kapattınız mı tamamdır.

6. bombanız atıma hazırdır. sakın yaramazlık yapıp güzel duvarlarımıza atmayın, sanatsal çalışmalarınızda kullanın.

kaynak wooster.

furuğ ferruhzad

iranlı bir şair furuğ. sanatın muhtelif dallarına konarak yaşamış bu kimsenin en mühim derdi kadın olmaktı belki de. ya da iran’da kadın olmak demeli. adını zikredince bile insanı hüzünlere gark eden bu kadından bir şiir paylaşalım dedik. “yeryüzü ayetleri” isimli şiir derlemesinin “yeniden doğuş” kısmında yer alan, en az ibrahim tatlıses’in, kadın topukları için olduğu kadar vurucu bir şiir!
buyrunuz;

Ey İnci Dolu Ülke

fethettim
kaydettirdim kendimi
bir adla, bir kimliği süsledim
ve varlığım somutlandı bir numarayla
öyleyse yaşasın 678 sayılı, Tahran’ın 5 nolu bölgesinde kayıtlı sakini

her yönden içim rahat artık
anavatanın şefkatli kucağı
gurur dolu geçmişin emziği
medeniyetin ve kültürün ninnisi
ve yasanın çıngırağının şıkırtısı
ah
her yönden içim rahat artık

içime sığmayan sevinçle
pencerenin önüne gittim
ve tozan hayvan pisliklerinin
çöp ve idrar kokularının birbirine karıştığı havayı
içime çektim istekle
678 kere
ve 678 borç makbuzuna
678 iş dilekçesine yazdım:
Furuğ Ferruhzad

gül, bülbül ve şiir ülkesinde
yaşamak bir nimettir
hele ki
varlığın, yıllar sonra kabulleniliyorsa

öyle bir yer ki
perdenin aralığından ilk resmi bakışımla
678 şairi görüyorum
ki bu hokkabazlar, garip dilenci kılıklarıyla
ölçü ve uyak peşindedirler çöplükte
ve ilk resmi ayak sesimden ürküp
birdenbire kara bataklıklardan havalanan
iş olsun diye karga kılığına girmiş, rumuzlu 678 bülbül
uyuşuklukla, aylak aylak gündüzün kıyısına uçuyor
ve aldığım ilk resmi nefese
heybetli Plasko fabrikalarının mahsulü
678 kızıl gülün kokusu karışıyor

yaşamak bir nimettir, evet
hızlı kemankeş Şeyh Ebu Palyaço
ve dümbelekzadelerden tanburi, şarkı mırıldanıcısı Şeyh’in yurdunda
baldır, bacak, göğüs yıldızlarından ağır topların
ve sanat dergilerinin arka sayfalarının şehrinde
“aman bana ne, boş ver!” felsefesi müelliflerinin beşiği
zeka olimpiyatları tahtırevanı, aman!
sesli, görüntülü, taşınabilir neye el atsan
sivri zeka bir aceminin korna sesi geliyor
ve milletin seçkin fikir adamları
ekabir sınıfında arz-ı endam ettiklerinde
göğüslerinde 678 elektrikli ızgara ile
ve iki bileklerinde 678 Navzer saat diziliyken
anlıyorlar ki
güçsüzlüğün nedeni, kesenin boşluğudur, cahillik değil

fethettim evet fethettim
şimdi bu fethin sevinciyle
aynanın önünde, iftiharla, 678 veresiye mumu yakıyorum
ve rafa zıplayıp çıkıyorum ve izninizle
iki çift kelam etmek istiyorum huzurunuzda
hayatımın yüksek binasının ilk kazmasını
çoşkulu alkışlar eşliğinde
kendi tepeme indiriyorum
ben yaşıyorum evet bir zamanlar yaşayan Zayenderud gibi
ve halkın tekelindeki bütün imkanları kullanacağım ben de

yarından itibaren
milli nimetlerle dolu şehrin sokaklarında
ve telgraf direklerinin akan gölgeleri arasında
gezip dolaşabilirim
“yazı yazdım eşekler gülsün diye”
yazabilirim

yarından itibaren
gayretli bir vatansever gibi
her çarşamba öğleden sonra toplumun
şevk ve heyecanla peşinden gittiği
yüce idealden bir hisseyi
kalbimde ve beynimde taşıyabilirim
o bin riyallik bin hevesperverden
buzdolabı, mobilya, perde masrafı
ya da 678 doğal oyun karşılığı sayılabilecek hisseyi alıp
bir gece 678 vatan evladına bağışlayabilirim

yarından itibaren
Haçik’in dükkanındaki zulada
birkaç gram birinci kalite halis maldan birkaç nefes çekip
birkaç kase dalavereli Pepsi cola içtikten sonra
ve birkaç ya Hak ya Hu ve vah vah ve hu hu savurduktan sonra
mütefekkir fazıllar ve münevver faziletliler
ve lay lay lom mektebi müdavimleri arasına resmen katılabilirim
ve 1678 Şems-i Tebrizi yılı dolaylarında
yoksul tezgahlarda resmen basıma yollanacak olan
hayatımın büyük romanının ilk eskizlerini
678 orijinal, özel Oşno sigara paketinin iki yüzüne yazabilirim

yarından itibaren
kendimi 678 devre için kadife kaplı bir makamda
toplanma ve geleceği garantileme meclisine
ya da hamdü bir güvenle
konuk edebilirim
zira ben
kültür-sanat-dalkavukluk dergilerinin bütün içeriğini okurum
ve “doğru yazma” kaidesini bilirim
ben gözlerimi öyle yaratıcı bir kitle içinde açtım ki hayata
ekmekleri yoktu ama ufukları açıktı, geniş meydanları vardı
ve şimdiki coğrafi sınırları
kuzeyden yemyeşil Tir Meydanı’na
güneyden kadim İdam Meydanı’na
ve izdihamın bol olduğu yerlerde Tophane Meydanı’na dek ulaşmıştır
ve emniyet ve asayişin parlak göklerinin sığınağında
sabahtan akşama alçıdan yapılmış 678 güçlü kuvvetli, yapılı
678 melek eşliğinde
-hem de balçıktan yaratılmış melekler-
sükun ve sükut projelerini tebliğ etmekle görevliler.
fethettim evet fethettim
öyleyse yaşasın 678 doğumlu Tahran’ın 5 nolu bölgesinde kayıtlı sakini
ki azim ve iradesi sayesinde

öyle yüksek makamlara erişmiştir ki
yerden 678 metre yükseklikteki
bir pencere pervazında karar kılmıştır
ve kendini
işte bu pencereden -merdivenlerden değil-
bir çılgın gibi anavatanın şefkatli kucağına
fırlatma onuruna sahiptir
ve son vasiyeti budur:
678 altın karşılığında
Üstad Hazreti Abraham Sahba
bir ağıt yaksın kendi hayatının ağıtı olmak üzere
hassstir uyağında

furuğ ferruhzad

noviembre . 2003

noviembre yani kasım achero mañas‘ın 2003 yılında çektiği ve koca bir eyvallahı hakettiği filmi. kusur arasan bulamazsın, bok atmaya çalışsan atamazsın, oturur izler bitince yutkunursun sadece. şiddetle tavsiye etmiyorum, izlemezseniz kendiniz kaybedersiniz diyorum. aşağıda da bir spoiler mevcut. sakın korkmayın. yağmalayın.

izin verirseniz, sizlere küçük bir hikayem var. geçen gün bu sahneyi ele geçirip, sesimizi duyurmaya karar verdik. o yüzden. . . bir! iki! üç! dört! bunu yaptık çünkü bıktırdılar bizi. evet! yorulduk! tükendik! ümidimizi yitirdik! çünkü günümüzde tiyatro ve sanat gerçekten kokuşmuş halde. doğru! leş kokan genel kurul odaları, devlet memurları, ticaret, reklamcılık, tekdüzelik, rahatına düşkünlük, boş zaman, can sıkıntısı, bürokrasi ve yalan- dolan! bir tek sanat yok! zavallı sanatım! sanat artık yok! artık sadece sanat ticareti, sanat borsası, ya da sanatı teşvik ticareti olacak. bir başka banka hesabı daha, sayıları toplama sanatı. ama biz buna alet olmayacağız! çünkü bizler. . . özgürüz! bizler sanatın kalpleri değiştirebileceğine inanıyoruz. ve onlara güç verebileceğine. . . sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir. sanat, erkek ve kadın ruhuna erişebilir. sanat topluma şuur getirir. bizleri daha iyi birer birey yapar. sanat evrensel olabilir. sınırsız, her türlü dinden ve ırktan bağımsız. sanat, bir silah olabilir. ama bir dekor asla! gerçek bir silah. silah sesi duyulmalı! hedef vurulmalı!

post köpek fanzin

müşkülpesent
extraordiner
tokat gibi fanzin.

“gözünü öldürürüm” diyerek fanzin dünyasına iddialı bir giriş yapan post köpek fanzinin fanzin dünyasının umut veren genç forveti olma konusundaki yeri oldukça sağlam gözüküyor. ilk maçında rakibi sersemletici hamleleri bulunsa da ilerleyen maçlarda maymuna çeviren hareketler göstereceği konusunda tribünler hem fikir. arayan istiklal mephistoda gayet bulabilir, bulamayan ya da uğraşamayan gerzekler için de download linkine aşağıda erişilebilir. download edemeyenlerin ise bu sayfada ne işi var, yürüyün gözüm görmesin sizi.

Asitçilerin,
eziklerin,
hayalperestlerin,
küfürbazların,
İstiklal’de önüne gelen her erkeğe veren kızların,
hayatın tokadını yiyip yiyip kova vuran erkeklerin,
aşağı tırmananların,
yokuşu çıkarken kesilenlerin,
her an into the wild kafası yaşayabileceğine inanan wannabelerin,
babasıyla kavga edenlerin…

dili, sesi, dizkapağı, ensekökü

Yeraltı Edebiyatı… 

içindekiler
# you fuckin bastards!
# metrobüs yaşlıları
# sorunsal
# sperm
# doğuş küfürlü
# part time orman bekçisi
# beyaz yakalı
# anarşist şarkılar serisi: choice of evils
# yeraltı edebiyatı serisi: tokat
# iletişim

post köpek fanzin
1
2012
a5 – 16 sayfa
gözünü öldürürüm.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.