Menü Kapat

Ay: Kasım 2011 (sayfa 1 / 3)

sapık inek

Sapık İnek elemanları olarak biz her şeyde bir mizah öğesi bulmayı pek severiz. Açık sözlülükten dürüstlükten samimiyetten pek hazzeder; rock star havalarını, müziği çok ciddiye alanları, eğlenmeyi bilmeyenleri, ciddi insanları sevmeyiz. Herkesle dalga geçeriz, lakin yanlış anlaşılmasın kendimizle de dalga geçeriz. Amacımız hep asık suratlı siyahlar içinde ki metalci imajını yıkmak, metal konserlerine gelen insanları gülümsetmektir. True Metal miş, metal dinlemiyorsan arkadaşım değilsin gibi beylik lafları da hiç sevmeyiz. Gerektiğinde düğünde göbek atar clubta kıvırtırız. Rakı içip Orhan Gencebay dinleyip hüzünlendiğimiz de olur, Angelo Badalementi dinleyip felsefe tartıştığımızda. Tek arzumuz her ne kadar David Lynch sevse de insanlar, bir gün kabul etsinler ki en çok izledikleri film Hababam Sınıfı’dır.

sapık inek “otdü” çıkışlı güzide grindcore, porn grind ya da abi niye sınıflandırmaya kasıyorsunuz grubu. bakınız kendileri de öyle diyorlar. fakat burada -di’li geçmiş zaman kullanmak daha doğruydu; “punk yapıyoduk sonra punk death yaptık sonra death yaptık sonra death grind yaptık bi ara grind yaptık şimdi napıyoz bilmiyom. yolumuzu saşırdık noldum delisi olduk. ”

şarkı isimlerinden görebileceğiniz gibi lirikal anlamda – böyle bir anlam varsa – oldukça başarılı bir grup. 2004 yılında çıkarttıkları ilk ve son demodan sonra muhtemelen hala takılmaya devam ediyorlardır. bu tarz gruplara bir şey yazmanın zorluğunu yeterince yansıttığımın ve lafı uzatmaya çalıştığımın farkına vardınız bence. buyrun demoyla devam edelim;

Orgasmic Moron Generation

Now they’ve set
Your ugly fate
Then they’ll feed
To skin them all
Watch your fate
And don’t faint

They have taken all your life
Let them take all your belief
Let them take your only truth
And they’ll take that look from your

Eyes

Why you do not forgive your self?

You’re an orgasmic moron

Go fuck yourself!

Fill their brain
Fill their ass
Fill their hands
With nothing
Only nothing

And teach them how to become
An orgasmic moron
Moron

Culture

Use the sex
Use the money
Use the tvs(mtv)
Use the cellular phone

But culture?

sapık inek . mu-sik for the orgasmic moron generation – 2004

1. Intro & Semisolid Grape Molasses
2. Karıdırdırı
3. Orgasmic Moron Generation
4. Kadının Tadı Yok
5. Am-jelika
6. Immolation Of Innocence Part II
7. Post Pornografik Anal Çümbüs
8. Smells Like Teen Pussy
9. Don’t Stop Bleeding
10. Virgin Whore
11. Attack Of The Tattack
12. Immolation Of Innocence Part I
13. Genetical Genital Love
14. Tezek & Outro
15. Don’t Stop Bleeding (Promo Kayıt 2000)
16. Smells Like Teen Pussy (Demo Kayıt 1999)
17. Kadinin Tadi Yok (mix)

download . sapık inek – mu-sik for the orgasmic moron generation

pan-anarşist manifesto

A.L ve V.L. Gordin
Manifest pananarhistov (Moskova, 1918)

Pan-anarşizm teorisine niteliğini veren geçmişin şiddetle reddedilmesi, İç Savaş dönemindeki belli başlı anarşist merkez olan güneydeki Harkov kentinde üslenmiş bir grubun, Anarko-Fütüristlerin manifestosunda daha belirgindir. Gordin kardeşler gibi, Anarko-Fütüristler de kurulmakta olan burjuva sonrası evreye uygun yeni bir sözlük ürettiler. Bakunin’le birlikte, evrensel yıkımın havarileriydiler; onun, “yıkma tutkusu yaratıcı bir tutkudur” inancını ve yeni bir dünyanın, eskisinin yıkıntılarından doğacağı inancını paylaşıyorlardı. Eskiden nefret ederek ve yeniyi yücelterek, bilinçli sarsma ve zorlama çabalarıyla, sanat ve kültürün toptan yıkılması çağrılarıyla, 1909’da Filippo Marinetti tarafından yayınlanan ünlü Fütürist Manifesto’yu yansıtıyorlardı.

Zaman zaman, onların dili Marinetti’ninkiyle, onun kısıtlandırılmış imgelemi ve çağlayan metaforlarıyla gerçekten de, adeta özdeşleşiyordu: “İtalya çok uzun zamandan bu yana, büyük bir ikinci el mal pazarı olmuştur. Sayısız mezarlıklarıyla, onu kaplayan sayısız müzeden kurtulmak istiyoruz…Yanmış parmaklarıyla o iyi kundakçılar gelsin! İşte onlar! Kitaplıkların raflarını ateşe verin! Müzelerin depolarına kanallar açın! Saygıdeğer kentlerin temelini yıkın!”

Pan-anarşizm sözlük anlamı olarak, her şeyi kapsayan anarşizm anlamına gelir; “pan” Yunanca’da “tüm” demektir. Pan-anarşizm kapsamlı ve eklemli bir anarşizmdir. Hükümetin olmaması idealinden, yani asıl anarşizmden ayrı olarak, başka dört ideali daha içerir: “herşeyin herkese ait olması”yla komünizmi; pedizmi, ya da çocukların ve gençlerin kölece eğitim cenderesinden kurtulmasını; kozmizmi (ulusal kozmopolitizm), ezilen milliyetlerin tümden kurtuluşunu ve son olarak da, jineantropizmi, yani kadınların kurtuluşunu ve insanileştirilmesini…Hepsi birlikte bu beş ideal, genel “pan-anarşizm” başlığı altına girerler.

Pan-anarşizm tüm toplumun –ekonomi, aile, okul, uluslararası ilişkiler ve hükümet kurumlarının- temelden yıkılmasını ve yeniden yapılandırılmasını amaçlayan ilkesel düzeydeki tüm toplumsal ideallerin, eylemlerin ve özlemlerin bir sentezini dile getirir. Ekonomik alanda pan-anarşizm, kapitalizmin yerini komünizmin almasını; toprakta, üretim araçlarında ve tüketim mallarında özel mülkiyetin kaldırılmasını getirir. Ailede, çokeşliliğin ve kadın ticaretinin yerini, birey olarak erkek ve kadın arasındaki gerçek sevginin alması; ayrıca da, ailede ve bir bütün olarak yaşamda, hem fiilen, hem de hukuken, erkek egemenliğinin sona ermesi, kadınların tüm çalışma ve sanat alanlarına özgürce katılımı ve onların, toplumun tüm nimetlerinden eşit olarak yararlanması demektir bu.

Okulda ise bunun anlamı, çocuklarımızı ve gençlerimizi dinsel ve bilimsel önyargılarla doktrinize eden şimdiki kitabi öğretimin yerini, gündelik yaşamda yararlı olacak; onlara özgürlük, özgüven, nesneleri özgünlük ve kafaca bağımsızlıkla yaratma yeteneği verecek pratik bir teknik beceri eğitiminin almasıdır. Ayrıca bu, anayurtlarıyla, devlet sınırlarıyla, ulusal ve özel toprak sahipliğiyle varolan toprak sisteminin yerini; ne anayurtların ne de sınırların olacağı, yalnızca bütün yeryüzünün ortaklaşa kendilerine ait olduğu özgür insanların özgür birliklerinin yer alacağı bir ulusal-kozmopolit düzenin alması anlamına da gelmektedir. “Bütün yeryüzü bütün insanlığa” –“bütün yeryüzü benimdir” diye ilan eden yağmacı ulusların toprak ve bölge taleplerine ve emperyalizmine karşı, pan-anarşizmin sloganı işte budur.

Hükümet (yönetim) örgütleri ve onların bireyle ilişkileri alanında pan-anarşizm, otoritenin, devletin ve her türlü zorlama biçimlerinin –mahkemeler, zindanlar, milisler, vb.- kaldırılmasından ve toplumun, gönüllü anlaşmalar ve dayanışmalar yoluyla yönetilmesinden yanadır.

Pan-anarşizm, Ezilen Beşler Birliği’nin idealidir. Tüm ezilenleri, baskının bu beş biçimi üzerinde yükselen şimdiki düzenin yıkılması için dünya çapında bir örgüt, bir Ezilenler Enternasyonali, bir Dünya Ezilen Beşler Birliği yaratmak için bir araya gelmeye çağırmaktadır. Pan-anarşizm, çağdaş toplumda ezilen beş grubun tümünün bir İşçi-boştagezer İşçi Enternasyonali, bir Gençlik Enternasyonali, bir Ezilen Milliyetler Enternasyonali, bir Kadınlar Enternasyonali ve bir Bireysel Kişilikler Enternasyonali içinde birleştirilmesinde ve ayrıca giderek tüm ezilenlerin eşitliği ilkesi temelinde kurulan ortak bir Ezilenler Enternasyonali’nin oluşumunda inisiyatif üstlenmektedir.

Pan-anarşizm bir toplu-yıkımdan, varolan toplumdaki bu beş baskı türünün tümünün ortadan kaldırılmasından yanadır. Bu yüzden, pan-anarşizmin amacı ezilenlerden bir grubun, öbürlerinin ezilmesi yoluyla, örneğin bir proletarya diktatörlüğü getirilmesiyle kurtulması değil; tüm ezilenlerin, tüm insanlığın, tüm aşağılanan öğelerin kurtulmasıdır. Üstelik, pan-anarşizm insanlığın kapitalizmin ve devletin boyunduruğundan, biçimsel eğitimin ve ev işlerinin boyunduruğundan, milliyetçiliğin boyunduruğundan da kurtulmasıdır.

Pan-anarşizm, çağdaş toplumdaki beş baskı biçiminin hepsini yıkacaktır: (1) ekonomik, (2) politik, (3) ulusal, (4) eğitsel, ve (5) ev-içi. Daha yalın olarak, pan-anarşizm ne zengin ne de yoksul, ne yönetici ne de yönetilen, ne köleleştirici öğretmenler ne de köleleştirilmiş öğrenciler, ne erkek efendiler ne de kadın köleler olmasını savunmaktadır. Pan-anarşizm için, bu taleplerden her biri eşit önemdedir. İster önderlik, ister tahakküm yoluyla olsun, biz ezilen öğenin bir başkası üzerindeki üstünlüğünü, pan-anarşizm insan varlığının özel bir sınıf ya da grup adına sömürülmesi olarak damgalamaktadır.

Ama, pan-anarşizm yalnızca, baskının bu beş biçiminden kurtulmak anlamına gelmiyor. Ezilen insanlığın şu iki aldatmacadan kurtulması anlamına da geliyor; dinin aldatmacası ve bilimin aldatmacası ki, bunlar özünde, aynı aldatmacanın, yani ezenlerin ezilenleri aldatmasının iki biçimidir. Pan-anarşizm din ve bilimin, dikkati baskı ve gerçek, somut dünyadan uzaklaştırmak; bunun yerine, kavranılamaz bir dünyayı, ya doğaüstü (din) ya da soyut (bilim) bir dünyayı koymak amacıyla uydurulduğunu açıklıyor. Pan-anarşizm, bilimi, yeniden şekillendirilmiş bir din ve doğayı da yeniden şekillendirilmiş bir Tanrı olarak görüyor. Bilim burjuvazinin dinidir; tıpkı, dinin soyluların ve köle sahiplerinin bilimi olması gibi.

Pan-anarşizm evrensel devletsizliği, kozmik anarşiyi, her yerde anarşiyi ilan etmektedir! Din ve bilimin her biçimi yalnızca burjuvazinin baskı buluşları, ezilenler için birer tuzak ve kapan, birer yem ve ökse olmakla kalmıyorlar. Bunlar ayrıca düzenbazca ve barbacadır, dar ve ahmakçadırlar, naif ve komiktirler, karmakarışık ve çelişkilidirler. Bilim, Avrupa vahşetinin ahmaklıklarından biridir; tıpkı, dinin Asyatik vahşetin bir ahmaklığı olması gibi…Bunların her ikisi de tek bir karışıklıklar ve çelişkiler dokusu oluşturmaktadır: Tanrı ve Tanrısızlık, neden ve nedensizlik; gerçek kurucu Tanrı ve “hiç”ten vareden, dolayısıyla olan, Tanrı-olmayan Tanrı; ilk nedene uzanan neden, böylece kendi kendinin nedeni olan ya da nedensizlik olan neden.

Tanrı ve Doğa insanın hayalinde yapılmıştır, antropomorfiktir. Eskimolar bunları bir beyaz ayı şeklindeki kendi avlarından türetmektedirler (dünya beyaz ayıdan türemiştir); İbraniler ise kendi mesleklerinden (marangoz, terzi Tanrı)…Newton, Kant ve Laplace doğayı Avrupa mekaniğine göre, Darwin ve Spencer İngiliz at yetiştiriciliğine göre (doğal seçme İngiliz at yetiştiriciliğindeki yapay seçme modelini izliyordu) öngördüler. Göklerin yönetimi ile doğanın yönetimi –melekler, ruhlar, şeytanlar, moleküller, atomlar, eter, Tanrı, ilahi yasalar ve doğa yasaları, güçler, bir bedenin bir başkası üzerindeki etkisi- bütün bunlar toplum tarafından bulunmuş, oluşturulmuş, yaratılmıştır (sosyomorfik).

Tanrı mutlak Asya hükümdarlığının bir imgesidir. Göksel yasalar, yıldızların yasaları, Asur ve Babil astrolojisi –bunlar imparatorların yasalarıdır. Doğa yasaları devletin yasalarıdır; doğal güç zorlamadır. Doğa’nın güçleri Avrupa’nın anayasal hükümdarlıklarını ve anayasal bürokrasiyi andırmaktadır; hatta doğa zaman zaman demokratik bir cumhuriyetin başkanını da andırmaktadır!

Pan-anarşizm evrenin ne insan, ne de toplum olduğunu öğretiyor. Onun ne başı ne sonu, ne kökeni (kozmogoni) ne nedeni, ne yasaları, ne kamçıyı andıran güçleri var. Evren ve her doğal görüngü her zaman “kendisi”dir; deyiş uygunsa, anarşist-bireysel ya da anarşist-komünisttir. Evren ve onun tüm görüngüleri kendiliğindendir. Evrende ve her görüngüde dışsal hiçbir şey, hiçbir zorlayıcı düzen yoktur; ama daha çok, anarşi, yani içsel (içkin) düzen, bağımsız ve kendiliğinden bir düzen vardır. Doğal güç yok, yalnızca eylemler ve çekimler vardır; nesneler, eylemler ve çekimler özdeştir.

Pan-anarşizme göre dinin ve bilimin temel hatası, birincisinin fantazinin, ikincisinin de aklın (zihinsel şekillendirmeler ya da soyutlamalar) ürünü olmasıdır. Bu yüzden, pan-anarşizm yalnızca duyguların hatta daha çok, adalelerin ve tekniğin hakiki olduğunu savunur. Pan-anarşizm yalnızca tekniği –sözün geniş anlamıyla tüm zanaatları, tüm pratik işleri vb. kapsayan tekniği (buna tüm-teknik denilmektedir)- halkın, çalışanların, ezilenlerin kültürü olarak kabul eder.

Toplumun incelenmesi bakımından, pan-anarşizm tüm sosyolojik yasaları ya da toplumsal evrimi ve gelişmeyi reddetmekte; bunların yerine, sosyo-tekniği, toplumun toplumsal deney yapma, iyileştirme ve yenileme hakkıyla kurulmasını koymaktadır. Teknikçiliğe bürünmüş olan pan-anarşizm, yalnızca tümden ve evrensel anarşi değil, aynı zamanda, şimdiki anarşi anlamına da gelir. Sosyal demokratik evrim ve reform yerine, sosyal devrim sloganını ileri sürer; şu altın anarşist kuralı savunur: Dosdoğru hedefinize gidin!

Öyleyse,
Yaşasın Pan-Anarşi!

Kaynak: Paul Avrich, Kendi Belgeleriye Rus Devriminde Anarşistler, Metis yay, 1992 , sayfa 57-61
Çeviren: Celal Kanat

dead elvis / bunu sen istedin türkiye turu!

Asta Diyavolo iftiharla sunar!

Dead Elvis tek kişilik mezarıyla, Çin ve Japonya turnesinin hemen öncesinde Bunu Sen İstedin’le Türkiye turnesinde!

İstanbul’da Arkaoda ve Peyote’de, Ankara’da ve İzmir’de ise dostlarımız ğ, binkunduz ve f91w’nun katkılarıyla Eskiyeni ve Entourage’da olacak 4 konserin tarihleri:

Dead Elvis and His One Man Grave (Disgraceland)

Kimine göre «KRAL», kimine göre rocknroll’un babası. Ne derseniz deyin, o öldü. Ama toprağın altında pek rahat etmemiş olacak ki geri döndü. ‘One man band’ camiasının en önemli isimlerinden biri olan Dead Elvis gitarı ve iki parça davuluyla diriyken çalmadığı toprakları dolaşıyor. Japonya, Çin, Avrupa ve Güney Amerika turnelerini tamamlayan ölü Elvis, tek kişilik mezarını şimdi de bu topraklara taşıyor. Squoodge Records imzalı LP ve 45 liklerini de yanında getirecek olan zombi Elvis, herkesi homurtulu zombi rocknroll gecesinde birlikte titremeye, çalkalamaya ve sallanmaya çağırıyor !!

Bunu Sen İstedin

Gecenin açılışını 2-akorlu şarkılarını büyüleyici sesi ve kendine has akort düzeniyle çalıp söyleyen mütevazi eski okul teklisi Bunu Sen İstedin yapacak. Akortsuz olabilen gitarı ve minimal ritimleri ile çiğ ve olağan bir dünyadan seslenen Bunu Sen İstedin parçaları harika sözleriyle hayatı saniyeler içinde tersyüz etmeyi başarıyor. Bundan seneler önce kaydedilmiş olmalarına rağmen geçtiğimiz bir yıl içinde sınırlı kez canlı çalınan bu parçalar, yine çok kısa bir süre önce muciti tarafından CD-R formatında bir araya getirilmişti.

İstanbul ve İzmir konserlerinde Trash Wave one man band de yer alacak!

Dead Elvis and His One Man Grave
http://www.myspace.com/onemangrave
https://www.facebook.com/onemangrave

Bunu Sen İstedin
www.myspace.com/bunusenistedin2003

emma goldman: fevkalade tehlikeli bir kadın

İş isteyin, iş vermezlerse ekmek isteyin. Ekmek vermezlerse, ekmeğinizi alın.

emma goldman. kendisini anarşik kızlarımızın feysbuk pırofil pikçırlarından ve ara ara muhakkak paylaşılan “dans edemeyeceksem bu benim devrimim değildir.” lafından tanıyorsunuz. fakat bu iki başlıkla sınırlı değil elbet.

1869-1940 yılları arasında yaşayan goldman anarko-feminzim’in kurucusu olarak kabul edilir. evlilik sözleşmesine yönelik eleştirileri ve doğum kontrolünün gerekliliğini vurgulaması ile ön plana çıkmıştır. alexander berkman – fedya ile birlikte hayatı boyunca üçlü bir ilişki yaşamıştır ve her iki sevgilisiyle de cinsel özgürlükçülük ilkelerini hayata geçirmiştir.

anarşizme olan inancı amerikada 4 anarşistin uyduruk gerekçelere dayandırılarak idam edilmesi sonrasında kuvvetlenmiş, amerikanın her yerinde ateizm, özgür aşk ve devrim savunucusu olarak konuşmalar yapmıştır. “mother earth” isimli çıkardığı edebiyat ve sanat dergisinin editörlüğünü yapmıştır. bir çok kez hapse girmiş, ardından 1. dünya savaşı sırasında düzenlediği mitingler gerekçesiyle rusya’ya sınırdışı edilmiştir. rusya’da ilk başta desteklediği bolşeviklerin durumunu görünce hayal kırıklığına uğramış ve avrupaya doğru yol almıştır. amerikayı sık sık özlediğini dile getirmiş lakin ki ancak kanada’da öldükten sonra geçiş izni almış, amerikaya gömülmüştür.

çıkarların dayanışmasıyla başlayan ve sonunda özgür bir komünizme dönüşen, birbiriyle gevşek bir şekilde birleşen üretici gruplar, topluluklar ve toplumların gönüllü işbirliğine dayalı bir toplumu savunmuştur. sendikalizme, doğrudan eylemin devrimci potansiyeline, endüstriyel sabotaja ve genel greve gönülden inanmıştır.

hayatını anarşizm mücadelesine ve kadın özgürlüğüne adamış olan emma goldman toplum tarafından tamamiyle kabul edilemez ve fevkalade tehlikeli bir kadın olarak anılmıştır. ifade özgürlüğünü her daim savunmuş, insanları düşünmeye yöneltmesi ve devleti her fırsatta eleştirmesi bir çok noktada faydalı ve ilham verici olmuştur.

henüz inceleme fırsatı bulamadığım fevkalede tehlikeli fanzin’e sanıyorum kendisi isim referanslığı yapmakta. magazinsel kısımları bir yana bırakıp kendisinin düşüncelerine odaklanmakta yarar var diyenlere “emma goldman: anarchism and other essays (1917)” ebook’unu çekilişsiz kurasız veriyoruz. ya şimdi onu kim okuyacak diyenler “emma goldman: fevkalade tehlikeli bir kadın” belgeselini izleyebilirler. banane bu kadından diyenler ise alt+tab yapıp milliyet.com.tr ile yollarına devam edebilirler.

üç adımda daha iyi kahve

“daha sert kahvelere ve daha küstah filmlere gerek var” nosyonuyla büyümüş bir nesil olarak, hepimiz daha iyi kahvelere ulaşmak için yaşıyor, çalışıyoruz. daha küstah filmlere ise çoktan ulaştığınızı biliyoruz.

ve etilen bu ihtiyacınız için de yanınızda. daha iyi bir kahve için izlemeniz gereken üç adım şöyle;

  1. kahveyi boş bir bardağa doldurun. bu noktada dikkat etmeniz gereken bardağın gerçekten boş olması ve kahveye sahip olmanız. isveçli bilim adamlarının 500 bine yakın kişinin verilerini kaynak alarak yaptıkları araştırmalara göre bardağınız olmadan kahve içmeniz, bardağı olanlara göre %88,8 daha zor. ayrıca kahveniz yoksa içemeyeceğimiz çoktan seçmeli sınavlarda aynı seçenekten üst üste 4 kere gelmesinin kafanızda yarattığı soru işaretleri kadar, kafanızı karıştırmıyor olsa gerek. ya da yanlış yere konulan bir virgül?
  2. üstüne sıcak su ekleyin. bu aşamada dikkat etmeniz gereken ise suyun sıcaklığı. ısı ve sıcaklık terimlerinin birbirinden farklı olduğunu öğreten öğretmenlerimiz, suyun deniz seviyesinde 1 atmosfer basınçta 100 santigrat derecede kaynadığını da kesinlikle öğrettiler. bu bilgiyi çok dikkatli kullanıyorsunuz.
  3. ve en önemli aşama ise bu kahveyi içmeniz. içmeyeceksen neden yaptırdın diyen anneleriniz ve bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır hakkında edebiyat dersinde yazdığınız kompozisyonlarınız her ne kadar sizi kahveyi içmemeye zorlasa da yaptığınız kahveyi içerseniz en asil duyguların insanı olduğunuzu bir kez daha kanıtlayacaksınız ve sayemizde daha iyi bir kahve içmiş olacaksınız.
afiyet olsun.
etilen sosyete mutfak birimi
3 birim. 

end:civ . 2011

END:CIV; kültürümüzün sistematik şiddete ve çevresel sömürüye olan bağımlılığını inceliyor ve sonuçta zehirlenen tabiatı ve savaş bunalımındaki ulusları derinlemesine araştırıyor. Derrick Jensen’in Endgame (Oyun Sonu) adlı kitabına dayanan END:CIV izleyiciye şu soruyu soruyor: “Yaşadığınız topraklar, ormanları kesen, suyu ve havayı kirleten ve besin kaynaklarınızı zehirleyen yaratıklar tarafından işgal edilseydi, direnir miydiniz?”… Uygarlıkların çökmelerinin altında yatan nedenleri genellikle kaynakların aşırı kullanımına dayanır. Bunu yazarken, dünya ekonomik kaos, petrolün zirvesi, iklim değişikliği, çevresel yıkım ve politik karışıklıkla sendeliyor. Hergün, manşetler skandal hikayelerini ve kamu güvensizliğini temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor. Şu anki küresel sistemin sonuna dair öfkeli taleplerde bulunmamız gerekmiyor – çünkü çok yakında çökecek gibi görünüyor. Ancak, en çok hasar görmüş yerlerde bile cesaret, merhamet ve özgecilik eylemleri kaynıyor. Savaş ve baskının ağır etkilerine maruz kalmış insanların dirençliliğini ve ilerleyen krizle yüzleşmek için öne atılanların kahramanlıklarını belgeleyerek, END:CIV bu herşeyi tüketen çılgınlığın dışında makul bir geleceğe ışık tutar. Jensen’in anlatımı ile desteklenmiş film bizleri bu toprakları gerçekten seviyorsak eyleme geçmeye çağırıyor. Film, küresel ekonomik sistemin çözümlemesini yapmak için müziği, arşivsel metrajı, hareketli grafikleri, animasyonu, güldürüyü ve hicvi de kullanarak enerjik bir tempoda ilerliyor. END:CIV, Jensen’in şiirsel ve sezgisel yaklaşımıyla örtüşen birinci elden fedakarlık ve kahramanlık hikayelerini dikkatle ve duygusal olarak heyecanla yansıtıyor. Taşrada çekilmiş ekran görüntüleri korkunç ama olağan yıkımın traşlama kanıtının yanısıra kesici doğal güzelliğin perde arkasını gözler önüne seriyor.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.