Menü Kapat

Ay: Ekim 2011 (sayfa 1 / 3)

fütürizm manifestosu

1. Tehlike sevgisinin, enerji ve korkusuzluk alışkanlığının şarkısını söylemeye niyetliyiz.

2. Cesaret, cüret ve başkaldırı bizim şiirimizin önemli öğeleri olacaktır.

3. Şimdiye değin edebiyat dalgınca bir durağanlığı, şehveti ve uykuyu göklere çıkardı. Biz saldırgan hareketleri, ateşli bir uykusuzluğu, yarışçının adımlarını, ölümlü sıçrayışı, yumruğu ve tokadı göklere çıkarmaya niyetliyiz.

4. Dünyanın muhteşemliğinin yeni bir güzellik tarafından daha da zenginleştirildiğini onaylıyoruz: hızın güzelliği. Patlayıcı nefesli bir yılan gibi kaportası büyük borularla süslenmiş bir yarış arabası – kükreyen bir araba Semadirek’in Zaferi’ne kıyasla daha güzeldir.

5. Ruhunun mızrağını dünyaya doğru yörünge halkası boyunca fırlatmış insanoğlunu yüceltmek istiyoruz.

6. Şair kadim öğelerinin heyecan dolu arzularını artırmak için kendisini şevk, ihtişam ve cömertlikle harcamalıdır.

7. Gayret gösterirken karşılaşılanın haricinde, güzellik yoktur. Saldırgan bir karakter olmadan gerçekleştirilen hiç bir iş başyapıt olamaz. Şiir bilinmeyen güçlere karşı, onları azaltacak ve insanın önünde diz çöktürecek sert bir saldırı olarak tasarlanmalıdır.

8. Asılların son ucunda duruyoruz!… Yapmak istediğimiz İmkansızı ve gizemli kapılarını yıkmakken neden geriye bakalım? Zaman ve Uzam dün öldü. Zaten mutlaklıkta yaşıyoruz, çünkü sonsuz, her yerde hazır ve nazır hızı yarattık.

9. Savaşı yücelteceğiz-dünyanın tek hijyenini-militarizm, vatanseverlik, özgürlük getirenlerin yıkıcı hareketleri, ölmeye değer güzel fikirler ve kadınların hor görülmesi.

10. Müzeleri, kütüphaneleri, her tür akademileri yıkacağız, ahlakçılıkla, feminizmle, her çeşit fırsatçı ya da faydacı ödleklikle savaşacağız.

11. Çalışmayla, zevkle ve isyanla heyecanlanmış büyük kalabalıkların şarkılarını söyleyeceğiz; modern başkentlerdeki devrimin çok renkli, çok sesli gelgitlerinin şarkılarını söyleyeceğiz; vahşi elektirikli bir ayla parıldayan cephaneliklerin ve tersanelerin titrek gece heyecanlarının şarkılarını söyleyeceğiz; dumanla süslenmiş yılanları yiyip yutan hırslı demiryolu istasyonlarının; dumanlarının çarpık çizgileriyle bulutlar yaratan fabrikaların; bıçakların pırıltısıyla güneşte ışıldayan, dev jimnastikçiler gibi nehirleri aşıveren köprülerin; ufkun kokusunu alan maceraperest buharlı gemilerin; koca tekerlekleri devasa çelik atlar gibi rayları arşınlayan geniş göğüslü demir başlıklarla zapt edilmiş lokomotiflerin ve pervaneleri rüzgarda bayraklar gibi salınan ve heyecan dolu bir kalabalıkmışçasına bağrışır gibi görünen uçakların sessiz uçuşlarının şarkılarını söyleyeceğiz.

Tomasso Marinetti
1909

bukowski – sansür üzerine


Charles Bukowski, bir okuyucusundan 1985’te Hollanda’nın bir kütüphanesinden  bir kitabının kaldırıldığı yönünde bir mektup alır…

Sevgili Hans van den Broek,

Nijmejen Kütüphanesi’nden kitaplarımdan birinin kaldırıldığını haber veren mektubunuz için teşekkür ederim. Kitabım siyahlara, kadınlara ve eşcinsellere ayrımcılık yapmakla itham edilmiş. Sadist olmak için sadist olduğu söylenmiş.

Ben en çok mizah ve gerçekler konusunda ayrımcılık yapmaktan korkarım.

Eğer siyahlar, kadınlar ve eşcinseller hakkında kötü şeyler yazıyorsam, bunun sebebi benim tanıştıklarımın öyle olmasıdır. Hayatta “kötü” çok – Kötü köpekler, kötü sansür; hatta “kötü” beyaz adamlar bile var. Tek fark, ben “kötü” beyaz adam hakkında yazınca, onlar bundan pek şikayet etmiyor. Bunun yanı sıra, “iyi” siyahlar, “iyi” eşcinseller ve “iyi” kadınların da var olduğunu söylememe bilmem, gerek var mı?

Bir yazar olarak çalışmalarımda, sadece gördüklerimin fotoğrafını kelimelerimle çekmeye çalışırım. “Sadistlik” hakkında yazıyorsam, bunun sebebi sadistliğin var olmasıdır. Bunu ben icat etmediğim gibi, eğer yazılarımda korkunç davranışlardan bahsediyorsam, bunun da sebebi yaşamlarımızda böyle şeylerin oluyor olmasıdır. Ben şeytani bir kötülüğün yanında değilim, eğer gerçekten öyle bir şey var ise. Yazdığım her davranışı onaylıyor olmadığım gibi, sırf yapmış olmak için çamurlu sularda oyalanıyor da değilim. Ayrıca, çalışmalarıma karşı çıkan insanların, sevgi ve umuttan bahseden kısımları görmezden gelmelerini de ilginç buluyorum çünkü böyle kısımlar da var. Günlerim, senelerim ve hayatım iniş ve çıkışlarla, karanlık ve aydınlıklarla dolu. Sürekli olarak, sadece aydınlığı anlatsam ve diğerinden hiç bahsetmesem, bir sanatçı olarak yalancı biri olurdum.

Sansür, kendilerinden ve başkalarından bazı gerçekleri saklamak isteyenlerin aracıdır. Korkuları, kendilerinin gerçekle yüzleşme konusundaki beceriksizliklerinden kaynaklanır sadece. O insanlara öfke duymuyorum. Sadece derin bir üzüntü hissediyorum. Yetiştirilişlerinde bir yerlerde, varoluşumuzun gerçeklerine karşı bir kalkan altına alınmışlar. Bir çok yön varken, sadece bir yöne bakmaları öğretilmiş.

Kitaplarımdan biri hedefe konup, yerel bir kütüphanenin raflarından kaldırıldığı için cesaretim yıkılmıyor. Hatta bir anlamda, düşünmeyi bilmeyen derinlikleri uyandıracak bir şeyler yazabildiğim için gurur duyuyorum. Ama üzülüyorum, evet. Başka birilerinin kitabı sansürlendiğinde üzülüyorum çünkü o kitaplar büyük çoğunlukla harika kitaplar oluyor, sayısı çok az olan harika kitaplardan ve seneler içinde klasiklik mertebesine ulaşmayı da başarıyorlar, bir zamanlar şoke edici ve ahlaksız diye nitelenen, şimdilerde ise üniversitelerimizin mecburi okuma listelerinde yer alan o kitaplar…

Benim kitabımın o kitaplardan olduğunu da söylemiyorum, sadece bu zaman diliminde, şu anda, pek çoğumuz için son an olabilecek bir anda yani, hala aramızda küçük, buruk insanların, cadı avcılarının ve gerçeği reddedenlerin yer alması çok ama çok üzücü diyorum. Ancak; onlar da bize ait, onlar da bütünün bir parçası ve bugüne kadar onlar hakkında yazmadıysam, belki de yazmalıyım, hatta belki de burada yazdım bile ve bu kadarı yeter.

Hep beraber iyileşmemiz dileğiyle,

Charles Bukowski

sakatat + lifelock + anarres @ peyote

konser 22 ekim peyote - anarres + sakatat + lifelock

istanbul bu cumartesi kulaklarının pasını alacak, kültür fizik turlarında olacağımızdan katılım gösteremesekte imkanı olan kaçırmasın diyoruz.

SAKATAT (Grindcore, Ankara/İstanbul)
Eski NAPALM DEATH, AGATHOCLES, WARSORE ve S.O.B. damarında eski usül grindcore çalan SAKATAT, şimdiye kadar yedi 7″ yayınladı, it ayağı yemiş gibi turladı ve Avrupa’nın en hasta festivallerinde çaldı; bu konserin hemen akabinde de 2012 baharında yayınlanmak üzere ilk uzunçalarlarını kaydedip uzunca bi’ Avrupa turnesine hazırlanacaklar.

sakatatgrindcore.com
www.myspace.com/sakatat

LIFELOCK (Punkrock, İstanbul)
2001 yılında İstanbul’da kurulan LIFELOCK, 3 kişiliksiz bir punk rock grubudur. 2005 yılında “Under Pressure” isimli bir EP çıkaran grup, 2012 yılında çıkarmayı planladıkları LP için çalışmalarına devam etmektedir.

www.myspace.com/lifelock
www.facebook.com/pages/Lifelock/7608586521

ANARRES (Neocrust, İstanbul)
RADICAL NOISE, SAKATAT, PROUDPILOT ve YOUR KINGDOM IS DOOMED elemanlarının oluşturduğu yeni bir crust projesi olan Anarres 3. konserini Peyote’de vermeye hazırlanıyor.

www.facebook.com/pages/ANARRES/206308236074783

konser 22 ekim peyote - anarres + sakatat + lifelock22 Ekim 2011 Cumartesi
23:00 @ Peyote, İstanbul
10 TL

Etkinlik bağlantıları:
Facebook
Last FM

OccupyDesign

occupy wall street eyleminden 1 hafta önce yazdığımda açıkcası bu kadar yayılacağını ve medyada yer edineceğini düşünmemiştim ama gayet iyi gittiğini biz değil basındaki yansımaları söylüyor.

eylem bir çok ülkeye yayıldığı gibi global bir hareket haline gelmek üzere. bu noktada tasarımcılar da bir araya gelelim, “occupy design” diyelim demiş. %99’u bir araya getirmek için tasarımı kullanalım amacındalar. yöneldikleri tarz da infografikler ve ikonlarla hareketin mesajlarını basit, net ve kolay anlaşılabilir bir biçimde yaymak. işgalcilere görselleri nasıl kullanılabilecekleri açık bir biçimde anlatılırken aynı zamanda tasarım isteğinde bulunanlara da cevap veriliyor. görsel mesajların yanında eylem alanlarında kullanılabilecek işaretler de mevcut an itibariyle.

yakın zamanda hareketin daha da genişleyeceğine emin olarak imkanı olanların katkıda bulunması dileğiyle. ya da atalarımızın dediği gibi if the kids are united

japon bilim adamları bunu da yaptı

japon bilim adamları

Japon bilim adamları laboratuvar ortamında kız kesmeyi başararak bilim tarihinde çığır açtı

Japonya’da yapılan bir araştırma sonucunda mini etekli kızlar ile laboratuvar ortamında kız kesme mevzusu gerçekleştirildi. Bilim adamları yaklaşık 200 farklı mini etekli kızı kullanarak, ilk kez bu kadar gelişmiş bir kız kesme eylemi elde etmeyi başardı.

Japonya’nın Kobe kentinde bulunan RIKEN Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirilen çalışmada, mini etekli kızlarımız, kesme potansiyeli olan bir grup erkekle bir araya getirildi.

Sonuç olarak gözleriyle yedi aşamasında kız kesimini elde eden uzmanlar, deney geliştirilebilirse tüm sevişmelere çözüm olabileceğini belirtti. Araştırmayı yürüten Yoshiki Sasai, “Geliştirilen uygun kız kesme açısı ile kişinin yeniden rahatlıkla kız kesebilme ortamını sağlamayı umuyoruz” dedi.

Çalışmayı değerlendiren İngiliz Profesör Robin Ali, “Bu çok büyük bir gelişme. Bu testlerin yaklaşık 5 yıl içinde karşıt cinsler üzerinde uygulanabileceğine inanıyorum. 10 ila 20 yıl içinde ise toplumda herkesin uygun kesme açısı sayesinde yeniden kur yapabilmeleri sağlanabilecek” diyor.

cam kent

cam kent paul auster’in new york üçlemesi serisinin ilk kitabı oluyor. herkesin içinde belirli sayıda sözcük vardır diyen auster, kendisinin içinde biraz daha fazla sözcük olduğunu ortaya koyuyor. siz de okumaya başlıyorsunuz; her şey bir yanlış numarayla başlamıştı; gecenin sessizliğinde telefon üç kez çalmış ve adamın biri ona başka biriyle görüşmek istediğini söylemişti…

her şey yanlış bir telefon numarasıyla başladı. aranan kişi o değildi. fakat aynı yanlışlık ertesi gece de yapıldı. ve böylece oyun başladı. kişi, aranan kendisi olmadığı halde, öyleymiş gibi davranırsa ne olur? bu rastlantı onu nereye götürür? rastlantıların onu götürdüğü yere sürüklenmeye neden razı olur? bu soruların cevabı yok. suda yayılan halkalar gibi birbirini izleyen olayların peşi sıra, kişinin ardına düştüğü şey, sonunda kendi hayatı, kendi geçmişi, içindeki ben, içindeki öteki olabilir.

cam kentcam kent
metis yayınları
çeviri: yusuf eradam
143 sf ~ 14×20 cm
istanbul . 1991
isbn: 9789753420471

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.