biz futbolu onlardan daha çok seviyoruz

onlar;

kelime anlamıyla, biz olmayanlar, bizim gibi olmayanlar. futbol ulemaları, kısıtlı bigli ve dünya görüşleriyle ahkam kesen, kelle kopartan, vezir ve rezil etme mercileri. güzel oyunumuzu her gün televizyonlarda ve gazetelerde acemi bir cerrah misali parça parça eden ama bir türlü bir araya getiremeyenler. yargılayan, ceza veren, kimi kez yalancı kahraman kimi kez sistemin tetikçileri. eminim biz futbolu onlardan çok seviyoruz. ihtirasları ve açgözlülükleriyle kulüp başkan ve yöneticileri. yönetiminde olduğu takımın taraftarı dahi olmayan, daha yüksek mevkiler için futbol kulüplerini basamak olarak kullanan… kimi kez para aklayan, kimi kez maç alan satan; yeri geldiğinde kendi takımının taraftarına ya da futbolcusuna zorbalık etmekten çekinmeyen; bu oyunda belki de en karanlık karakterler. biz kesinlikle futbolu onlardan çok seviyoruz.

anlamı hakkında hiçbir fikri olmamasına rağmen “profesyonel” futbolcular. futbolun tüm manevi değerlerini yıkarak; bir gecede kulüp değiştiren, hatır veya para için maç satan, rakibine kasten faul yapan, sakatlamaya çalışan, hakemi her fırsatta yanıltan, tribüne oynayan, televizyon demeçlerinde iki lafı bir araya getiremeyen, getirdiklerinde de kendilerine ait bir cümle bile edemeyen bu oyunun en önemli ama en cahil aktörleri. büyük ihtimalle biz futbolu onlardan çok seviyoruz.

ve seyirciler. gönül ister ki onlara “futbolsever” densin. hayatlarında bırakın taraftarı oldukları kulübün canlı bir maçını, tribünde herhangi bir maç dahi seyretmemiş olan sözüm ona futbol seyircileri. özellikle “üç büyük” taraftarlığına soyunan, futbol bilgileri de taraftarlık kültürleri gibi az gelişmiş, güdük kalmış, futbol ulemalarının sentetik cümleleriyle doldurulmuş, derinliksiz, sığ, her daim manipülasyona müsait “digitürk taraftarları”. bir kısmı ise tribünlerde olan, ancak sahada oynananı bir oyundan çok kazanılması gereken bir savaş olarak gören; evet savaşan ama nedenine dair bir fikri de olmayan, bir yerlere saldırmaya hazır olanlar ve bu iş için beslenenler. onlar bir komutla yan tribüne taarruza geçenler, statlarına misafir olarak gelenleri taşlayanlar, rakip takımın otobüslerine ellerine geçeni atanlar. biz her halükarda futbolu onlardan çok seviyoruz.

çünkü biz oyunu seviyoruz. atılan şahane bir çalımı, doksandan çıkartılan bir şutu, hakemin kötü düşen futbolcuyu koruyuşunu, bayram yerine dönen tribünleri, aynı anda sallanan atkıları seviyoruz. biz renkleri, bayrağı, logoyu, marşları seviyoruz. biz biliyoruz ki rakip takım oyuncuları ve taraftarı da bizim gibidir, bu yüzden onları da seviyoruz. bu güzel oyun hakkında okuyor, yazıyor, tartışıyor ve paylaşıyoruz.

herkese ve her şeye inat, biz bu oyunu çok seviyoruz.

mustava | anavarza zine 

sean hart

sean hart. 1981 yılının baharında doğdu. tumblr’da gördüğüm bir çalışmanın tokatı vurmasının ardından sahibine ulaşmaya çalışırken ulaştım kendisine. ve ondan sonra bütün işlerine hayranlık duymak kaldı bize. takibe aldık. bu güzel insandan anlamsız cevap beklemek zaten absürd olurdu. olmadı. lütfen vakit ayırın. gelecek onun gibilerle mümkün. teşekkürler sean. p.s: kimdir sorusuna verdiği cevap fransızca yazının

cin ali

cin ali, ülkemizde ilkokul öğrencilerine okumayı kolay öğretmek amacı ile geliştirilmiş hikaye serisinin güzide kahramanıdır. 70’li ve 80’li yılların baş ucu kaynağı cin ali’nin günümüzde de “güncellenerek” basılmaya devam ediyor. fişleri kullanarak okumayı heceleyerek öğrenme yerine tümdengelimci bir sistemle öğrenmenin esas olduğu cin ali serüvenleri her okuma yazma öğrenen vatandaşımızın hayatında önemli bir yere sahiptir. bunu

punishment park . 1971

Would you like for me to define what a politician is? A politician is nothing but a debater. All that you do is debate issues, you fat pig, you meathead. That’s all that you are, because you are lying, sucker, you’re lying to the camera, you’re lying to your mama, you’re lying to everybody, but

martı jonathan livingston

martı jonathan, kumsaldaki sürüye katıldığında neredeyse gece yarısı olmuştu. yorgunluktan perişan bir haldeydi ama yine de bir takla atarak iniş geçti ve bir tüy gibi süzülerek keyifle kumsala indi… “diğer martılar başardığım şeyleri duyduklarında zevkten çılgına dönecekler,” diye düşündü. “yaşamak için ne çok neden var! balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler

ubor metenga

ubor metenga kendi tanımları da ifade ettiği üzere edebiyat ağırlıklı bir komünite. komüniteler iyidir, kalite insanlarla çok daha iyidir düsturuyla memleketin nev-i şahsına münhasır, feedlerde bulunması gereken nadide sitelerinden. onlar kadar iyi edebiyat parçalayamadığımız aşikarken uzatmanın da lüzmu yok. site sizin. sömürünüz. Ubor Metenga, Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken hikâyesinde bahsi geçen gizli örgütün adıdır. Sözkonusu