Menü Kapat

Ay: Eylül 2011 (sayfa 1 / 3)

biz futbolu onlardan daha çok seviyoruz

onlar;

kelime anlamıyla, biz olmayanlar, bizim gibi olmayanlar. futbol ulemaları, kısıtlı bigli ve dünya görüşleriyle ahkam kesen, kelle kopartan, vezir ve rezil etme mercileri. güzel oyunumuzu her gün televizyonlarda ve gazetelerde acemi bir cerrah misali parça parça eden ama bir türlü bir araya getiremeyenler. yargılayan, ceza veren, kimi kez yalancı kahraman kimi kez sistemin tetikçileri. eminim biz futbolu onlardan çok seviyoruz. ihtirasları ve açgözlülükleriyle kulüp başkan ve yöneticileri. yönetiminde olduğu takımın taraftarı dahi olmayan, daha yüksek mevkiler için futbol kulüplerini basamak olarak kullanan… kimi kez para aklayan, kimi kez maç alan satan; yeri geldiğinde kendi takımının taraftarına ya da futbolcusuna zorbalık etmekten çekinmeyen; bu oyunda belki de en karanlık karakterler. biz kesinlikle futbolu onlardan çok seviyoruz.

anlamı hakkında hiçbir fikri olmamasına rağmen “profesyonel” futbolcular. futbolun tüm manevi değerlerini yıkarak; bir gecede kulüp değiştiren, hatır veya para için maç satan, rakibine kasten faul yapan, sakatlamaya çalışan, hakemi her fırsatta yanıltan, tribüne oynayan, televizyon demeçlerinde iki lafı bir araya getiremeyen, getirdiklerinde de kendilerine ait bir cümle bile edemeyen bu oyunun en önemli ama en cahil aktörleri. büyük ihtimalle biz futbolu onlardan çok seviyoruz.

ve seyirciler. gönül ister ki onlara “futbolsever” densin. hayatlarında bırakın taraftarı oldukları kulübün canlı bir maçını, tribünde herhangi bir maç dahi seyretmemiş olan sözüm ona futbol seyircileri. özellikle “üç büyük” taraftarlığına soyunan, futbol bilgileri de taraftarlık kültürleri gibi az gelişmiş, güdük kalmış, futbol ulemalarının sentetik cümleleriyle doldurulmuş, derinliksiz, sığ, her daim manipülasyona müsait “digitürk taraftarları”. bir kısmı ise tribünlerde olan, ancak sahada oynananı bir oyundan çok kazanılması gereken bir savaş olarak gören; evet savaşan ama nedenine dair bir fikri de olmayan, bir yerlere saldırmaya hazır olanlar ve bu iş için beslenenler. onlar bir komutla yan tribüne taarruza geçenler, statlarına misafir olarak gelenleri taşlayanlar, rakip takımın otobüslerine ellerine geçeni atanlar. biz her halükarda futbolu onlardan çok seviyoruz.

çünkü biz oyunu seviyoruz. atılan şahane bir çalımı, doksandan çıkartılan bir şutu, hakemin kötü düşen futbolcuyu koruyuşunu, bayram yerine dönen tribünleri, aynı anda sallanan atkıları seviyoruz. biz renkleri, bayrağı, logoyu, marşları seviyoruz. biz biliyoruz ki rakip takım oyuncuları ve taraftarı da bizim gibidir, bu yüzden onları da seviyoruz. bu güzel oyun hakkında okuyor, yazıyor, tartışıyor ve paylaşıyoruz.

herkese ve her şeye inat, biz bu oyunu çok seviyoruz.

mustava | anavarza zine 

sean hart

yes future

sean hart. 1981 yılının baharında doğdu. tumblr’da gördüğüm bir çalışmanın tokatı vurmasının ardından sahibine ulaşmaya çalışırken ulaştım kendisine. ve ondan sonra bütün işlerine hayranlık duymak kaldı bize. takibe aldık. bu güzel insandan anlamsız cevap beklemek zaten absürd olurdu. olmadı. lütfen vakit ayırın. gelecek onun gibilerle mümkün. teşekkürler sean.

p.s: kimdir sorusuna verdiği cevap fransızca yazının görebileceğiniz google translate çevirisi üzerine yapılan yorum ile oluşmuştur. fransızca bilen bir kul varsa ve saçmaladıysak belirtebilirseniz sevinirim

kimdir?

zaman çizelgesine göre savaşta doğdum, ben yaşlandıkça da isyan ve devrim büyüdü. ama hala ayakları yere basan ve alçak dünyayı gezen sıradan bir insanım. ama aynı zamanda yıldızlarla birlikte güzellikleri de görüyorum. ufuk çizgisi hiç bir zaman açık değil; mesafe tanımaksızın yapılan yolculuk, gözlerimi açık tutmamı sağlayan kompleks ve meraklı zihin ya da araştırmalarda denildiği gibi kelimenin tam anlamıyla “uyandım”.

kelimelerin ve konseptlerin arkasında yaşamak için bir yol olduğunu biliyorum. ödün vermeden, kendi kendimi sansürlemeden, icat ederek, kendi dilimi bile yeniden icat ederek yaşıyorum. benim şiirim – benim “mesajlarım”,  yazdıklarım benim için günlük tutmak gibi.

neden?
can sıkıntısını öldürmek için

düşlerde ne var?
barış – aşk – özgürlük ve daha azı değil

ilham verenler?
bir çok sıradan ve ünlü olmayan insan. ünlüler arasından: muhammed ali, malcolm x, la rumeur, coluche, jean luc godard, huey p. newton, tupac shakur, john cassavetes, angela davis, dead prez, chris marker, noam chomsky, takeshi kitano, wu tang, jim morrison, jerry rubin, fela anikulapo kuti, antonin artaud, jim jarmush, william s. burroughs (…)

ne yapmalı?
ne yapmak istiyorsun?

ne okuyalım?
1984 (Nineteen Eighty-Four) – George Orwell – 1949

ne dinleyelim?
bu aralar top 10;

  1. Love Is The Blues – Dj Mehdi – Album : Megalopolis
  2. Visions – Outlines – EP : I cannot think
  3.  I Get Out – Lauryn Hill – Album : MTV Unplugged No. 2.0
  4. Me And The Devil – Gil Scott Heron  – Album : I’m New Here
  5. People get up & drive your funky soul – James Brown – Album : There it is
  6. Natural Mystic – Bob Marley – Album : Exodus
  7. Pas l’ temps pour les regrets – Lunatic- Album : Mauvais œil
  8. In the city – Chromatics – Album : Night Drive
  9. Day ‘n’ Nite – Kid Cudi –  Album :  Man On The Moon: The End Of Day
  10. Running Away – Nneka- Album : No Longer At Ease

ne izleyelim?
Dead Man – Jim Jarmusch – 1995.

bize ne sorarsın?
mutlu musun?
<etilen>mutlu olmak için yaşıyorken mutsuz olmak için henüz bir sebep yok</etilen>

<etilen>bu soruyu kendin sorup, kendin cevaplar mısın?</etilen>
ne yapmak istersin?
hareket etmeye, ve seyahate devam


no dream no hope

sean hart. born in spring 1981. when i saw a picture that slaps me hard in tumblr, i try to reach the owner of it and met with sean. after that all i have to do is admiring his works. i started to follow him. waiting for a meaningless answers from this smart guy would be foolish. this didn’t happen. please take your time. future is possible with the people  like him. thanks sean.

who?

( sorry i write this text in french – i don’t have the time to translate )

A l’ échelle du temps je suis né en guerre, j’ai grandi en révolte et je vieillis en révolution et en même temps je suis un être ordinaire, qui parcours le monde, les pieds sur terre, dans le sordide, dans la beauté également, et la tête bien plus haut, avec les étoiles.
La ligne d’horizon n’ est jamais nette et le voyage quel que soit la distance parcourue, a sa logique complexe et curieuse qui permet de stimuler mon regard de me tenir en mouvement, en recherche, avec la nervosité des sens en “réveil”.
Sachant que derrière les mots, derrière les concepts il y en une façon de vivre sa vie.
Vivre sa vie – sans concession, sans autocensure, en inventant, re-inventant sans cesse un langage bien à soi. Ma poésie – Mes “messages”, textes sont pour moi une façon de tenir journal intime, un carnet de route.

google translate

At the time scale I was born in war, I grew up in revolt and revolution in I get older and yet I am an ordinary being, who travel the world, down to earth, in the sordid, the beauty too, and head much higher, with the stars. The horizon line is never clear, the trip regardless of distance, a complex and curious logic that can stimulate my eyes keep me in movement, in research, with the nervousness of meaning “awakening.” Knowing that behind the words, behind the concepts there a way to live his life. Live life – without compromise, without self-censorship, inventing, re-inventing ever language on your own. My Poetry – My “messages”, text are for me a way to keep diary, a log book.

why?
To Kill the boredom…

what do you have in your daydreams?
Peace – Love – Freedom and nothing less

what should we do?
What do you want to do ?

Those who inspire you?

A lot of ordinary / infamous people, and for the famous :
Mohamed Ali – Malcom X – Nina Simone – La Rumeur – Coluche – Jean Luc Godard – Huey P. Newton – Tupac Shakur – John Cassavetes – Angela Davis – Dead Prez – Chris Marker – Noam Chomsky – Takeshi Kitano – Wu Tang – Jim Morrison – Jerry Rubin – Fela Anikulapo Kuti – Antonin Artaud – Jim Jarmusch – William S.Burroughs ( … )

what should we read?

1984 (Nineteen Eighty-Four) – George Orwell – 1949

what should we listen?
Top 10 of the moment:

  1. Love Is The Blues – Dj Mehdi – Album : Megalopolis
  2. Visions – Outlines – EP : I cannot think
  3.  I Get Out – Lauryn Hill – Album : MTV Unplugged No. 2.0
  4. Me And The Devil – Gil Scott Heron  – Album : I’m New Here
  5. People get up & drive your funky soul – James Brown – Album : There it is
  6. Natural Mystic – Bob Marley – Album : Exodus
  7. Pas l’ temps pour les regrets – Lunatic- Album : Mauvais œil
  8. In the city – Chromatics – Album : Night Drive
  9. Day ‘n’ Nite – Kid Cudi –  Album :  Man On The Moon: The End Of Day
  10. Running Away – Nneka- Album : No Longer At Ease

what should we watch?
Dead Man – Jim Jarmusch – 1995.

what do you ask to us?

Are you happy?
<etilen>there is no reason to be unhappy since we live in order to be happy</etilen>

<etilen>can you please ask yourself a question and answer it?</etilen>
What do you want to do?
Keep moving – always travelling …

support your local dreamer

cin ali

cin ali, ülkemizde ilkokul öğrencilerine okumayı kolay öğretmek amacı ile geliştirilmiş hikaye serisinin güzide kahramanıdır. 70’li ve 80’li yılların baş ucu kaynağı cin ali’nin günümüzde de “güncellenerek” basılmaya devam ediyor. fişleri kullanarak okumayı heceleyerek öğrenme yerine tümdengelimci bir sistemle öğrenmenin esas olduğu cin ali serüvenleri her okuma yazma öğrenen vatandaşımızın hayatında önemli bir yere sahiptir. bunu yaparken de bütün bir ülkenin sanat damarlarından birini koparmış olması muhtemeldir. ama hepimiz çok iyi çöp adam çizeriz.

1968 yılında anadolu köylerinde öğretmenlik yapan ilkokul öğretmeni rasim kaygusuz tarafından yaratılmıştır cin ali, çocuklar kolay çizebilsin diye çöp adam şeklinde tasarlanmıştır. fakat “çöp adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır” iddiası üzerine 90’larda imaj değiştirmiş ve papyonlu, kulağı çiçekli, siyah saçlı, belirgin yüzlü, fiyonklu ve ayakkabıları olan bir çocuk olarak resmedilmeye başlamıştır. bu şekilde çocuklar yani bizler görsel sağlığımıza kavuşmuş ama ilk fırsatta çöp adam çizmeye devam etmişizdir. cin ali serisi 2005 yılında ömrünü doldurduğu gerekçesiyle ilköğretim müfredat programından kaldırılmıştır. çocukların artık ilgilenmediği ve “düzgün” resimler görmek istediği, at yerine bilgisayara bakmak istedikleri bir çağda doğal bir süreçtir. cin ali’nin yayın evi de biz de cin ali’yi bilgisayar, cep telefonu ve televizyon ile tanıştıracağız dese de bildiğim kadarıyla yalan olmuştur. ardından memo tembelçizer, cin ali’ye çük çizdiği için içeri alınmış, sonradan suçsuz bulunup serbest bırakılmıştır.

kahramanımız cin ali; yaramaz, yerinde duramayan, sürekli sorgulayan, araştıran bir çocuktur. başında sürekli bir kasket ile çizilen cin ali, giysili değildir; gövdesi bir çizgiden ibarettir. kitap okumayan kişilerin en son cin ali’nin serisini okudum işte ekieki esprisini yapmasına ve topaç kırbaç hikayesini sekse yorarak komiklikler şakalara yol açmıştır.

aslında özeti basit bir hikayenin bütün ülkeyi nasıl etkileyebileceğini göstermesi açısından sahip olduğu önemli yerdir. kaçınız aşağıdaki listeyi okuyunca bunları bilmiyorum diyebilir?

  • cin ali’nin atı
  • cin ali’nin topu
  • cin ali’nin topacı
  • cin ali’nin kara gözlü kuzusu
  • cin ali’nin oyuncakları
  • cin ali okula başlıyor
  • cin ali okulda
  • cin ali ile berber fil
  • cin ali kır gezisinde

punishment park . 1971

punishment park

Would you like for me to define what a politician is? A politician is nothing but a debater. All that you do is debate issues, you fat pig, you meathead. That’s all that you are, because you are lying, sucker, you’re lying to the camera, you’re lying to your mama, you’re lying to everybody, but every time I hear you open up your mouth, all I hear is oink, you pig. That’s all I hear, oink. ‘Cause you ain’t got no humanity in you, ’cause you’re a pig, you lying punk

belgesel formatında kurgusal filmlerin adamı peter watkins 1971 yılında çekiyor bu filmi. mükemmel abd hükümeti tehlikeli gördüğü gençlere ders vermek için punishment park’a getirir ve olaylar yaşanır özeti.

bu gençler tabii ki komünist parti üyesi, antimilitarist, kadın hareketi içerisinde yer alan kişilerdendir. bu kişilerin kendi aralarında ve mahkeme üyeleri ile yaptığı konuşmalar tokatı vurur sisteme. sistem de ne oluyor demekte gecikmez tabii, ciddi tepki ortaya koyulur ve gösterimi yasaklanır.

film bu sebeple geri planda kalmıştır ve pek bilinmez. size de izlemek ve eşe dosta izletmek kalır.

martı jonathan livingston

martı jonathan, kumsaldaki sürüye katıldığında neredeyse gece yarısı olmuştu. yorgunluktan perişan bir haldeydi ama yine de bir takla atarak iniş geçti ve bir tüy gibi süzülerek keyifle kumsala indi… “diğer martılar başardığım şeyleri duyduklarında zevkten çılgına dönecekler,” diye düşündü. “yaşamak için ne çok neden var! balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. en önemlisi, özgür olabiliriz! uçmayı öğrenebiliriz!

onlarca kez karşınıza çıktı, onlarca kez okudunuz. anlatmaya gerek yok ama hatırlamakta yarar var. ne de olsa en yüksekten uçan martı, en uzağı görendir derken richard bach abimizin mavi tüy‘ü de atlanmasın isteriz. yaşar kurt 17 yıl önce anlatmıştı bu arada aslında, küçük bir martıydı jonathan.

[audio:https://etilen.net/wp-content/uploads/2011/09/yaşar-kurt-martı.mp3|titles=yaşar kurt – martı]

martı jonathan livingstonmartı jonathan livingston
epsilon yayınları
richard bach
çeviri: kader ay demireğen
96 s. ~ 14×20 cm.
istanbul . 2010
isbn: 9753310080

ubor metenga

ubor metenga kendi tanımları da ifade ettiği üzere edebiyat ağırlıklı bir komünite. komüniteler iyidir, kalite insanlarla çok daha iyidir düsturuyla memleketin nev-i şahsına münhasır, feedlerde bulunması gereken nadide sitelerinden. onlar kadar iyi edebiyat parçalayamadığımız aşikarken uzatmanın da lüzmu yok. site sizin. sömürünüz.

Ubor Metenga, Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken hikâyesinde bahsi geçen gizli örgütün adıdır. Sözkonusu hikayenin yayımlanmasının üzerinden otuz yedi sene geçmesinin ardından yeniden faaliyete geçiyor olmasının çeşitli sebepleri var:
sebep sonuç zincirlerini, sırf öykünün içinde olduğu için mutlaka patlaması gereken o paslı silahı, ana fikirleri, konuya uyumlu başlıkları, serimi, düğümü, çözümü ve can sıkıntısını ve karanfillerle domates suyu şişelerinin üzerini kaplayan o toz tabakalarını, bilimum klişeleri, kanonları kahkaha ata ata havaya uçurmak gibi…

ubor metenga

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.