Menü Kapat

Ay: Mayıs 2011 (sayfa 1 / 2)

geç saatlerin denizinden fanzin

son dönemlerde soyu tükenme tehlikesi altında bulunan fanzinlerden yeni bir tanesi daha dolaşımda görüldü geç saatlerin denizinden. A5 boyutunda 20 sahife olarak hazırlanan bu fanzinin bol bol boktan şiir, yazı, resim ve berbat bir dizgisi olduğu yazılmış. bir kısmına katılmamak mümkün değil. oradan buradan şuradan yazı kolaj ve ilüstrasyonların toparlanmasıyla oluşturulmuş. biraz aceleye geldiği söylenebilir. düzeni tokatlamak için güzel bir başlangıç fakat ilk sayı sadece o tarz bir elin varlığını ortaya koyuyor. iki gelsin bir de öyle bakalım diyoruz.

muhteviyatı:

  • kaza süsü
  • kaç kere kaçmak
  • cyberspace’i kullanma kılavuzu
  • yıkım 2011
  • düşjel atık
  • gece ütopyaları

oku . indir . bas ya da muhtelif yerlerden ulaş.

“samast” – hiçbir şey imkansız değil

hiçbir şey imkansız değil (nothing impossible) bildiğiniz gibi bir markanın sloganı. bunun samast ile ne alakası var diyorsanız “samast” artık bir marka. ogün samast’ın yakın akrabası orhan samast, samast ismi piyasada çok fazla yer alınca değerlendireyim demiş. google trends o kadar da değil diyor. özel samast lisesi ile kenan evren lisesi kardeş okul olsun. bu olay üzerine ne söylenebilir ki?

Türk Patent Enstitüsü, patent başvurusu onaylayınca, “Samast” artık marka oldu. Peki marka nerelerde kullanılacak? Samast ailesi, TPE’ye yaptığı başvuruda, Samast markasının eğitim ve öğretim hizmetleri, sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, kültür hizmetleri, dergi, kitap yayımlama hizmetleri için kullanılacağını bildirdi.

Hrant Dink’in katil zanlısı olduğu gerekçesiyle dört yıldır yargılanan Ogün Samast’ın ailsei ilginç bir başvuru yaptı. Ogün Samast’ın yakın akrabası olan ve bilgi iletişim teknolojileri alanındaki şirketiyle hizmet veren Orhan Samast, cinayetin ardından Samast isminin medyada fazlaca yer alması üzerine harekete geçti. Ailenin onayıyla Türk Patent Enstitüsü’ne yapılan başvuru Patent Enstitüsü tarafından da onaylandı.

MARKA NEREDE KULLANILACAK?
Orhan Samast, Türk Patent Enstitüsü’ne yaptığı başvuruda, Samast isminin kullanılacağı mal ve hizmet listesini de sundu. Listede, Eğitim ve öğretim hizmetleri, sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri, spor, kültür ve eğlence hizmetleri yer aldı. Listeye, dergi, kitap, gazete yayımlama hizmetleri, film, televizyon ve radyo programları, haber muhabirliği, fotoğrafçılık hizmetleri de dahil edildi. Samast markası ayrıca bilimsel inceleme ve araştırma hizmetleri için de kullanılacak.

porno

porno: isim (po’rno) Fransızca porno
Amacı cinsel dürtülere yönelik olan, ahlaki değerlere aykırı düşen yayın, resim vb., pornografi.

üstteki alıntı tdk‘dan. yani genel türkçe sözlük içerisinde geçen bir kelime. “ahlaki değerlere” aykırı düştüğü belirtiyor. ahlak kavramını burada tartışmaya gerek yok. konumuz “ölüm pornosu” orijinali “snuff” – çevirmen funda uncu neden böyle bir çeviriyi tercih etti o da ilginç geldi. chuck palahniuk’un ayrıntı yayınları tarafından çevrilen kitabı. karşımızda yinemuzır neşriyattan koruma kurulu“. bu sefer diyorlar ki:

İncelenen ve değerlendirilen Ölüm Pornosu isimli kitapta yer alan yazıların halkın ar ve duygularını incittiği, cinsi arzuları istismar eder nitelikte olduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 226.Maddesini ihlal ettiği, dolayısıyla müstehcen bulunduğu, kitabın süresiz yayın olması nedeniyle 1117 sayılı kanuna 3445 sayılı yasa ile ilave edilen Ek-2. Madde kapsamına girmediği oybirliği ile mütalaa edilmiştir.

chuck palahniuk’un 12 tane kitabı var. ölüm pornosunu okumadım ama diğer okuduğum 6 kitabından neye takılmış olabileceklerini tahmin etmek güç değil. bunu yazıya döküp mantıksız diye belirtmek mantıksız olmaya da devam ediyor. merak ettiğim diğer nokta bu 8 kişilik kurulun çalışma mekanizması. bu abiler kitapları neye göre seçiyor, tamamını mı okuyorlar, yazarın diğer kitaplarını da okuyorlar mı, halkın duyguları nerede yazıyor ve bu 8 adam neye göre karar veriyor? irvine welsh’in “porno”su istismar etmedi mi? boris vian’ın “pornografi üzerine” kitabı halkın ar ve duygularını yeterince incitmedi mi? de sade hakkında bir fikriniz var mı? sanırım yok, çünkü olsaydı ilk başta onu yasaklardınız. “sodom’un 120 günü”nü şu an sipariş verebiliyorum bir yasal alışveriş sitesinden. bir yandan da faydalı görüyorum aslında böyle haberleri. william burroughs duyulmamaya ve okunmamaya devam edecekti ülkede, şimdi biraz bilinirliğe kavuşmuş olabilir. chuck palahniuk da ona keza. bu tarz konuların twitter’da trend olması da bir titreme getiriyor üzerimize halkımızın dahiyane yorumları çerçevesinde. “ölüm pornosu trend olmuş ne kadar iğrenç bir ülkeyiz yaaaa” yorumlarının oranı baya yüksek.

palahniuk abi vakti zamanında şöyle buyurmuştu;

I don’t care what they do with my book so long as the flippin check clears.

ayrıntı yayınlarının konu ile ilgili açıklaması şöyle:

“Ölüm Pornosu’nun (Snuff) yazarı Chuck Palahniuk’un bütün kitapları dünyada olduğu gibi ülkemizde de yakından takip ediliyor. Neredeyse bütün kitaplarının film hakları alınmış olup, birçoğu zaten başarıyla sinemaya da uyarlanmıştır. Dövüş Kulübü’nü duymayan yoktur. Ayrıca yazar eleştirmenler tarafından ‘çağımızın en büyük yüz yazarı’ arasında gösterilmektedir.

Başta Almanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Çekçe olmak üzere dünyanın belli başlı dillerine çevrilmiş ve onlarca ülkede yayımlanmış, Türkiye’de ise Ayrıntı Yayınları’ndan yaklaşık iki ay kadar önce yayımlanan Ölüm Pornosu, Chuck Palahniuk’un diğer romanları gibi okur tarafından hemen benimsenmiş ve kısa sürede iki baskı yapmıştır. Kitap ayrıca yayımlandığı ülkelerde de hemen dikkati çekmiş ve hakkında oldukça fazla değerlendirme yazıları çıkmıştır.

Ancak bu kitapla ilgili sizlere üzüntüyle duyurmak zorunda olduğumuz bir durumla karşı karşıyayız: İstanbul Basın Savcılığı’nın Ayrıntı Yayınlarına gönderdiği yazı ve ilişiğindeki Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu imzalı sekiz sayfalık bilir kişi raporuyla kitap ve yayınevi hakkında bir soruşturma yapıldığını ve yayınevi sorumlusuyla çevirmeninin ifadesine başvurulacağını duyuruyor.

Ayrıntı Yayınları Genel Müdürü Hasan Basri Çıplak açılan soruşturma kapsamında dün basın savcısına ifade verdi.

Hasan Basri Çıplak ifadesinde, Palahniuk’un dünyanın önemli edebiyatçılarından biri olduğunu, dava konusu olan kitabın içeriğinin de iddia edilenin aksine, kadın vücudunun metalaştırılmasına karşı şiddetli bir eleştiri içerdiğini belirtti. Çıplak, Ölüm Pornosu’un her anlamıyla edebi bir eser olduğunu savundu.”

bu senin seçimin değil?

seçim aşamasında düşünmeniz gereken bir diğer boyut:

Zamanı geldi çattı. Çağımızın en büyük yalanı “Seçme hakkı” her türlü kitle medyası ve araçlarıyla panayır havasında bizi hipnoz etmeye ve kandırmaya başladı. Her dört yılda bir kendini tekrar eden bu tiyatro oyunu oyuncuları değişse de aynı rollerle bizi kandırmaya devam ediyor. Değişen onlarca seçim, onlarca parti, onlarca kişiye rağmen bizlerde her şey olduğu gibi kaldı. Hiçbir zaman ülkenin nimetlerinden faydalanan zengin kesim değişmedi. Yoksul yoksulluğuyla kaldı, zengin servetine servet kattı. Hiçbir zaman sosyal adalet sağlanmadı. Ama her zaman zenginler korundu, her zaman işçiler ezildi, her zaman halk dolandırıldı, her zaman halk kandırıldı, her zaman milletvekilleri ve şirketler zenginleşti. Evet, değişen bunca kişiye partiye rağmen halkın nezdinde hiçbirşeyin değişmemesi tesadüf değildir. Çünkü seçilen kim olursa olsun değişim istemez. Onların istediği şey belli. Güç, iktidar ve zenginlik. Bunlar için her zaman kim seçilirse seçilsin her zaman halktan çalacak ve hiçbir zaman halkın yanında olmayacaklar.

Sen bu yazıyı okuyan işçi kardeşim. AKP, CHP, MHP fark etmez, tüm milletvekillerine, seni yönetmek için can atan bu kişilere iyi bak. Onlar senden değil, onların en büyük yalanı halkın içinden olduğunu söylemeleri. Onlara iyi bak. Tekrar tekrar bak. Onlar senin için istemiyorlar bunu. Onlar kendileri için istiyorlar. Onlar asgari ücret nedir bilmezler. Onlar her sabahın köründe kalkıp, belki işe hiçbir zaman uğramayan patronun için gününün tamamını feda etmek nedir bilmezler. Onlar pamuk tarlalarında insanlık dışı bir şekilde çalışmak nedir bilmezler. Onlar Tuzla’da, maden ocaklarında, ölmek nedir bilmezler. Bilmezler çünkü onlar senden değil, onlar senin üzerinizden geçinmek bir de yüzsüzce senin adınıza kararlar almak isteyen asalak insanlardır. Onlar seçildikleri andan itibaren seni unutacaklar.

Onlar senin için değil patronlarınız için çalışacak. Onlara fayda sağlayacak zengin kişiler için çalışacak. Sen okuyucu; iyi hatırla! Onlar seni sadece seçimden önce düşünmedi mi? Sen onlar için sadece birer oysun. Seçim vaatlerine bak hepsinin. Sana hak ettiğinizden çok küçük bir bölümünü sadaka, bir sus payı gibi önünüze sunmuyorlar mı? Ve biz kalbimizdeki tüm enerji ve üzüntüyle söylüyoruz; kendini senden kopmuş olanlardan ayır. Ayrılık yoluyla kazanacaksın, temsilci yok, milletvekili yok, parti yok.

Sen bu yazıyı okuyan vicdan sahibi kardeşim. Seçtiğin kişiler halka ihanet ettiğinde, halka eziyet çektirdiğinde bunun sorumluluğunu alabilecek misin? Senin seçtiğin asalaklar insanların ölümüne sebep olduğunda sen o ölen insanlara karşı suçlu duruma düşmeyecek misin?

Ya sen doğayı seven kardeşim. Oy verip meclise girmesine destek olduğun asalaklar şirketlerin doğayı tahrip etmesine izin verdiğinde ne düşüneceksin? Senin seçtiğin asalakların izin verdiği, kurduğu termik santraller, HESler, nükleer enerji santralleri, doğayı katlettiği, tarihi eserleri yok ettiği insanları yerinden yurdundan ettiği ve insanları öldürdüğü zaman kendine kızmayacak mısın?

Sen insan hakları savunucusu kardeşim. Seçtiğin kişiler meclise girdiğinde, faşizan yasalar uyguladığında, kolluk kuvvetlerine direnen işçilere, emekçilere, mücadele eden tüm insanlara şiddet kullandırttığında, halkların kardeşliğini hiçe saydığında kendine nasıl hesap vereceksin? Onlar Oy için, güç için, İktidar için insan öldürüp, bu ölümleri kutsayarak göz boyamadı mı?

Ve Sen; içinde biraz olsun özgürlük isteyen, hırsı olan kardeşim, seni yönetmeye ne kudreti ne erdemi yetecek olan asalaklara yönetme kudretini kendi elinle vermekten gocunmuyor musun? Bu meclisteki asalakların senin uymak zorunda olduğun yasalar yaptıklarını bilmiyor musun?

Sen özgür olmak isteyen insan, oy vererek kendi zincirini başkasının eline teslim ettiğini görmüyor musun? Emma Golman’ın “ Oy vermek bir şey değiştirseydi çoktan yasaklanırdı” sözünü söylemesinden bu yana çok şey değişmedi. Ve bizler her seçim bunun doğruluğunu daha iyi anlıyoruz. Oy vermek bir şey değiştirmez. Seni sanki bir şeyler kontrolündeymiş gibi göstermek ve seni susturmak için uydurulmuş bir yalandır oy kullanmak. Oy vermek koyunun kasabını seçme özgürlüğüdür. Sen oy kullanacak olan kardeşim, kasabını seç-mek yerine kesilmeyi reddet. Ve sadece reddetmen yetmeyecektir. Özgür ve eşitlikçi ilişkilerin vuku bulduğu bir dünya hayalini gerçek kılmak ve bunun için çetrefilli bir özgürlük mücadelesi vermen gerekecek. Sadece ve sadece o zaman onurlu ve insana yaraşır bir hayatımız olacak.

anarşistlerden seçim karşıtı bildiri

şirketler tarafından kuşatılan net-işlem

Günümüzde kullanıcılar çok uzaklarda binlerce bilgisayarın bulunduğu sıcaklığı kontrol edilen odalardan sağlanan program ve yazılımlara erişiyorlar. Net-işlemin (cloud computing) tanıtım materyalinden alıntı yapacak olursak: “detaylar artık sizi (tüketiciyi) “bulutlarda” destekleyen teknolojik altyapıyı kontrol etmenize ya da uzman olmanıza gerek kalmayacak şekilde sizlerden soyutlandı.”

Burada durumu açığa vuran iki kelime mevcut: soyutlamak ve kontrol. Bir bulutu yönetmek için sistemin çalışırlığını kontrol eden -doğası gereği nihai tüketiciden saklı- bir denetleme sistemi bulunmalı. Bu yüzden paradoks şu ki elimde tuttuğum yeni cihazın (akıllı telefon ya da mini taşınabilir cihaz) kişiselleştirilmiş, kolay kullanılabilir, işlevinin apaçık ortada olma durumu arttıkça, bütün yapı da gittikçe daha fazla başka bir yerde yapılan çalışmaya bağlı kalıyor  – kullanıcı deneyimini düzenleyen çok geniş bir makine ağı. Diğer bir değişle, kullanıcı deneyimi daha kişiselleştirilmiş ve yabancılaştırılmamış oldukça; yabancılaşmış bir ağ tarafından düzenlenmesi ve kontrol edilmesi gerekiyor.

Bu durum tabii ki bütün karmaşık teknolojiler için geçerli: örneğin bir TV izleyicisi genellikle uzaktan kumandanın nasıl çalıştığına dair herhangi bir fikir sahibi olmaz. Fakat buradaki ek düğüm şu ki sadece teknolojinin özü değil ayrıca seçimler ve içeriğe erişimde artık kontrol ediliyor. Başka bir değişle “bulutların” oluşumuna dikey entegrasyon süreci eşlik ediyor: bir kurum veya şirket gittikçe artan bir şekilde sanal alemin bütün düzeylerinde hisse sahibi olacak: kişisel makinelerden (PCler, iPhonelar vs.) program ve data depolama donanımlarına hatta bütün yazılım formlarına (işitsel, görsel, vs.) kadar.

Bu yüzden her şey bütün formların (yazılım ve donanım, içerik ve bilgisayarlar) sahibi şirketin aracılığıyla erişilebilir olacak. Kesin bir örneği ele alırsak, Apple sadece iPhone ve İpad satmıyor, ayrıca iTunes’un sahibi de. Apple aynı zamanda geçenlerde Rupert Murdoch ile Murdoch’un medya imparatorluğu tarafından sağlanan haberlerin Apple bulutunda yayınlanmasına dair bir anlaşma yaptı. Basitleştirecek olursak, Steve Jobs Bill Gates’ten daha iyi değil: Apple ya da Microsoft olması farketmez, global erişim gün geçtikçe bu erişimi sağlayan bulutun sanal bir şekilde monopolistik özelleştirilmesine dayanıyor. Bireysel kullanıcı evrensel açık bölgeye erişebildikçe, bu bölge daha fazla özelleştiriliyor.

Net-işlem savunucuları net-işlemi internetin “doğal evrimindeki” gelecek mantıklı adım olarak sundular . Soyut-teknolojik yöntemde bu doğru iken; global sanal dünyanın gitgide artan bir şekilde özelleştirilmesinde “doğal” bir şey yok. “Doğal” bir şey yok çünkü iki ya da üç şirketin monopol benzeri pozisyonu sadece fiyatları ayarlamakla kalmaz ayrıca bize sağladıkları yazılımı ticari ve ideolojik ilgileri doğrultusunda “evrenselliklerine” özel bir düğüm atmak için filtrelemelerine sebep olur.

Doğru, “net işlem” bireysel kullanıcılara eşi benzeri olmayan bir seçim zenginliği sunar – fakat bu seçim özgürlüğü bizim öncelikli olarak gittikçe daha az özgürlüğe sahip olmamıza sebep olan sağlayıcı tarafından yönetilmiyor mu?

slavoj zizek
çeviri etilen

 

fotokopi dergi mafyası genel bildirisi

fotokopi dergi mafyası

fanzincileri sevelim onlara koyu çekelim derneğinin katkılarıyla;

  • bundan böyle dergi yapımcıları ürünlerini piyasaya sürmeden önce bize birer numune getirecek, uygun görülürse dergi piyasaya sürülecek.
  • dergilerden elde edilecek gelirin %30’u bize verilecek.
  • a4 boyutundaki dergilere hiç iyi gözle bakmıyoruz ona göre!
  • dergiyi zamanında çıkartmayanlar yok edilecek!
  • her fotokopi dergi büyük bir gazete veya dergiden tırrık yapmak zorundadır.
  • dergilerde yapılacak geyikler belirli bir kompozisyon şeklinde olucak.
  • kötü fon kullananların 3 ay dergi yapması yasaklanacak.
  • dergilerde milliyetçi, seksist… yazı ve röportajlara kesinlikle yer verilmeyecek. aksi durumda dergilerden gereken hesap sorulacak!
  • standart a5 dergilerin fiyatları 15binden aşağı olmayacak.
  • koyu çekmeyen fotokopiciler bize ihbar edilecek, gereken işlemler bizler tarafından yapılacak!
  • dergi yapımcıları fotokopi dergiler dışında hiçbir yayını takip etmeyecek.
  • bu bildiriyi dergisinde yayınlamayan dergiler cezalandırılacak.
  • zorluk çıkartanlar yok edilecek!

mafya / 1994

 

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.