Menü Kapat

Ay: Nisan 2011 (sayfa 1 / 2)

yasağı yasaklamak

hamlelerini taparak takip ettiğimiz sevgili telekomünikasyon iletişim başkanlığımız harika bir uygulamaya daha geçti. taşak yazımını yasaklamayarak bir nevi biz sizinle taşak geçiyoruz demeye çalışan güzide kurum hosting kurumlarına bir takım kanun maddelerini belirttikten sonra şu yazıyı iletti.

Buna göre barındırdığınız alan adlarında İlgili kanun ve yönetmeliğe aykırı içeriklerin bulunmaması gerekmektedir. Aşağıda İlgili kanun ve yönetmeliğe aykırı içerik bağlamında değerlendirilebilecek kelime gurupları verilmiştir. Bu kelime guruplarını barındıran içeriklerin çıkarılması ile ilgili alan adlarının hizmetine son verilmesi ve son durumun mail ile tarafımıza iletilmesi gerekmektedir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ilgili CEZAİ müeyyideler ile karşı karşıya kalınabileceği unutulmamalıdır.

ilgili kelime gurupları ve tam metne ulaşmak için: alan adı yasakları

listede gerçekten harika kelimeler mevcut “adrianne, çıtır, etek, beat, fire, free, gerdek, gizli, hatun, haydar, hayvan, hikaye, itiraf, kalça, külot, nefes, olgun, oral, partner, sarışın, yasak, yerli, yetişkin, sıcak, zoo, tube, terbiyesiz …”

olayın saçmalık boyutu bir yana, öğrendiğim kadarıyla bazı hosting firmaları bu tebliğin aslında birkaç aydır gönderildiğini ve talep edilen işlemin teknik olarak mümkün olmaması sebebiyle yasal olarak geri dönüş yaptıklarını belirtmişler. birçok hosting şirketi artık yutdışı şirketler kurarak şirketin varlığını yabancı ülkelerde gösterme yöntemiyle çözüm arıyorlarmış ki bu da gereksiz maliyet anlamına geliyor.

güzel ülkemiz çoktan avrupadaki her ülkeden daha fazla siteye sansür uygulan ülke konumunda – rakamın 12.000 civarında olduğu düşünülüyor. bir yandan avrupa birliği normlarını sağlamak derdindeyken, bir yandan “freedom of press” lafını içerisinde “free” kelimesi geçtiği için yasaklı olduğundan bilmiyor sanırım sevgili tib.

dünyayla yarışmak için hala yapmamız gerekenler var. woork up 2010 raporuna göre türkiye skorunu göremiyoruz ama bir mısır, iran, suriye burma, vietnam değiliz. çin gibi insanları hapise de atmıyoruz henüz. 2010 yılında 6.79 milyar insanın 1.72 milyarının sansüre maruz kaldığı bildiriliyor. özgür internet.

devletler tarafından yapılan sansür 3 şekilde ilerliyor.

  1. ISP (Internet servis sağlayıcıları) erişimi engelleyin şu sitelere deniyor, bizim yaşadığımız engellemeler ISP’lerin belirtilen sitelerin IP’lerini bloklamasıyla gerçekleşiyor.
  2. Hosting şirketleri bu yazıda incelediğimiz durum. hosting şirketlerine bu tarz içeriği barındırırsanız cezanızı keseriz deniyor
  3. Web sayfaları doğrudan siteye yönelip, bu içeriği kaldırın ve akıllı olun deniyor.

en çok engellenen içeriğin başında bloglar geliyor.  korunmaya çalışıldığı söylenilen şeyler de “geleneksel kültürel değerler”, “siyasi istikrar” ve “ulusal güvenlik” yalanları.

bu yazıyı yazdıktan sonra btk bir açıklama yaptı. oldukça yetersiz ve saçmalığı kurtarmak adına olduğunu düşünüyorum.

Bu sözcüklerle ilgili yasaklama söz konusu olmayıp, yer sağlayıcıların katalog suçlardan birini işleyen siteleri tespit etmelerini kolaylaştırmak için sunulmuş anahtar sözcüklerden ibarettir.

sansür karşıtı hareketler;

linder sterling

linder sterling liverpool’lu performans sanatçısı aynı zamanda görsel sanatçı ve müzisyen kimliği de mevcut. kendisine kısaca linder diyoruz. radikal bir feminist ve manchester punk cemiyetinin tanıdık bir siması olan linder, pornografik dergilerden aldığı görselleri moda ve kadın dergilerinin görselleriyle kolajlayarak kadın bedeninin ticari bir meta haline gelmesini eleştirmesiyle tanınıyor. bir çok işi secret public adlı punk/kolaj fanzininde yayınlanmış. en çok bilinen çalışması da buzzcocks‘ın orgasm addict kapağı. sola bakınca sen de görüyorsun ve görmüştüm zaten diyorsun. bu çalışması hakkındaki yorumu şöyle;

bu noktada erkek dergileri DIY, arabalar ve porno üzerine. kadın dergileri ise moda ve ev işleri ile ilgili. bu sebeple ortak paydayı tahmin etmek zor değil – kadın vücudu. ben de bu dergilerden kadın vücudunu aldım ve o zamanlar hissetiğim çeşitli kültürel hilkat garibelerini vurgulayarak bu tuhaf dekupajları yaptım.

linder ayrıca buzzcoks’tan ayrılan sevgilisinin kurduğu magazine adlı grubun real life albümünün kapağını da tasarlamış. factory records için hazırladığı ve hiç bir zaman üretilmeyen “menstrual egg-timer” adını verdiği abaküs tarzı menstrüal döngü zamanlama takip “şeysi” de mevcutmuş. diy olayına her daim inanan linder; kapitalizm, cinsellik, şiddet, feminizm, şehvet, hastalıklılık ve umudu harmanlayarak punk tarihinin en bilinen ürünlerini ortaya koyup atarını da yapmıştır; “damien hirst ve tracey emin gibi “şok” sanatçıları, öz hakiki punk çocuğu değildir”

ayrıca ludus adında bir post-punk grubu da varolmuş kendisinin. grooveshark vasıtasıyla dinleyebilirsiniz. jazz, avangard, new wave, punk altyapılı sınıflandırması çok zor olan bir tarza sahip. şarkıların temasını tahmin etmeniz zor değil. linder’ın da ara sıra çığlık, ağlama, histerik kahkahalar ve garip seslerden oluşan vokalini de atlamanız mümkün değil. 82 yılında the haçienda‘da grubun verdiği konserde her masaya kağıt tabak üzerine kırmızı “lekeli” bir tampon ve sigara izmariti koyulmuş. linder da çiğ et giyip takı olarak da siyah bir dildo kullanmış. et ve tampon kadın olmanın gerçekliğini yansıtıyormuş, dildo ise görünmez erkek pornografisini. konseri dinleyen kesin linder dildoyu çıkarınca 2-3 adım geri gitmişler, bunu yapmaları yeterliydi diyor.

linder sterling

biraz da popüler kültür üzerinden devam edip dedikodu yapalım. linder’ın morrissey ile bir karşılıklı kur durumu ve yakın arkadaşlıkları mevcut. morrissey’nin your arsenal ve beethoven was deaf albümlerinin kapak fotoğraflarını linder çekmiş. linder’ın ayrıca morrissey shot isimli bir fotoğraf kitabı var. the smiths’in cemetry gates şarkısında buluşulan şahıs da linder. morrissey bir de fanzin için linder ile röportaj yapmış. değişik kafalarda oldukları kesin. buyrun buradan okuyun. röportajın sonunda da şöyle bir not düşmüş.

I shall love you till that final stretch of sand that the sea never quite reaches is finally swathed by crashing waves. Or, perhaps longer . . . if there’s time.

bu yazımızda her pank tarihi neşriyatında bir şekilde adı geçen linder ablamızı tanımış olduk. ben biraz daha bakayım diyenlerin yolu açık olsun;

 

tasarım yarışması: medyada yasaklar ve sansür

doğum gününü çılgılar gibi kutlayan <art href= yememiş içmemiş behance network kişilerini örgütlemiş bir de sansür ve yasaklar üzerine yarışma organize etmeye kalkmış. ne güzel de iş yapmış. ödül, ıvır ve zıvır kaygısı olmadan destekleyiniz. tasarım kaygısı olmadan da üretiniz derim. başarısızlıklar. şimdi söz onlarda;

medyada yasaklar ve sansür

Tüm dünyadan ilham almalık en güncel işleri ve başta Türkiye’den farkedilmemiş yetenekleri tanıtabilmek amacıyla kurulan <art href=’in 1. yaşını kutlarken; hem <art href= ‘i sadece bir blog olmaktan bir adım öteye taşımak, hem de Türkiye temsilciliğini yaptığım Behance Network’ün amaçladığı gibi “fikirleri gerçeğe dönüştürmek” adına bir tasarım yarışması için kolları sıvadık…

En hatırlanabilir örneği olarak YouTube yasağı ile başlayıp birbirinden farklı binlerce sitenin bazen politik, bazen usulsüzlük sebebiyle bazen de sebep bile belirtilmeden yasaklanmasıyla devam eden ve en son Blogspot sitelerini de kurban verdiğimiz sansür; geleneksel medyada da etkisini giderek artırmakta. Alkol ürünlerine gelen reklam düzenlemelerin yanı sıra, son dönemlerde bir çok yayın “toplum düzenini bozucu”, “örf ve adetlere aykırı” ya da “provoke edici/aşağılayıcı” bulunarak ya yayından kaldırıldı ya da baskı uygulandı, cezalar geldi. Öyle ki, neyin iyi neyin kötü, neyin uygun neyin aykırı olduğuna karar verme hakkını kendisinde görenler sadece kurumlar değil kişilerdi, sergiler basıldı, sanatçılar ve sanat severlere saldırıldı.

Yarın kapatılacak başka bir siteyi, yazısı kırpılacak bir gazeteciyi veya gelecek yeni bir kısıtlamayı düşününce, bir çok kez yapılmış olsa da bu konudan vazgeçemezdik…

YARIŞMANIN KONUSU
Medyada Yasaklar ve Sansür

YARIŞMANIN DALI
Poster Tasarımı

BRIEF
12 Haziran’daki Genel Seçimleri’in iddialı partilerinden <art href=’in en büyük kampanyalarından birisi, Türkiye’de oluşan bu kısıtlayıcı anlayışı düzeltmek vaadini taşımaktadır. Parti yönetimi, tasarımcılardan klasik/sıkıcı seçim afişi şablonları unutmalarını ve vaatlerini en iyi anlatabilecek şekilde kendi tarzlarını ortaya koymalarını istemektedir.

Logoyu indirmek için.

ÇALIŞMALARIN TESLİMİ
A3 boyutlarında ve 300dpi çözünürlükle hazırladığınız çalışmanızı, uzun kenarı 2000px olacak şekilde boyutlandırırak 15 Mayıs 2011 Pazar saat 23:59‘a kadar ad-soyad, adres ve telefon bilgilerinizle birlikte arthref@gmail.com adresine ulaştırmanız gerekmektedir.

Yarışmanın tüm kurallarını okumak için PDF dosyasını indirip, her türlü soru ve düşünceleriniz için iletişime geçebilirsiniz.

JÜRİ
Bigumigu kurucusu Aygül Pembecioğlu, OgilvyOne Worldwide İstanbul Yaratıcı Yönetmeni David Kalvo, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ebru Baranseli, Yıldız Teknik Üniversitesi İnteraktif Medya Tasarımı Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Asım Evren Yantaç ve McCann Erickson İstanbul Sanat Yönetmeni ve Elmaaltshift.com kurucusu Fırat Yıldız‘dan oluşan 5 kişilik jürinin oyları yarışmanın kazananlarını belirleyecek.

PUANLAMA
2 aşamadan oluşan puanlamanın ilk aşamasında jüriden en çok kabul oyu alan 50 çalışma ikinci tura kalarak 1 ile 10 arasında puanlandıktan sonra, toplam puanlarına göre sıralanacaklar. Aynı puanı alan çalışmalar, kendi aralarında tekrar oylanır.

ÖDÜLLER
Jüri oylaması sonunda birinci olan çalışmanın sahibi 1 yıllık ComputerArts üyeliği, ikinci çalışmanın sahibi Behance’ten “Making Ideas Happen” kitabıyla birlikte Action Method’dan Action Book ve IdeaPaint‘in, üçüncü çalışmanın sahibi ise TASCHEN’den “Andy Warhol Treasures”ın sahibi olacak. Ayrıca ilk 10′a giren çalışmalar, yarışma sonunda Milk Gallery & Design Store‘da sergilenmeye hak kazanacaklar.

TEŞEKKÜRLER
Enerji ve tecrübeleriyle ilham veren ve yardımlarını esirgemeyen jüri ekibine, Milk Gallery & Design Store’a, sansüre karşı bir bilinç oluşturmak adına tüm emekleri için SansüreSansür ekibine, tüm katılımcılara ve yarışmanın yayılmasında katkıda bulunacak olan herkese bir kez daha teşekkürler…

burroughs hakkında tutuklama emri

william burroughs

başlık alttaki haber metni ile aynı saçmalık oranına ulaşmak için yazılmıştır. Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu – bu şaka değil gerçekten böyle bir kurul var – emsal teşkil edecek bir karar almış. kurul üyelerinin kim olduğuna baktım ama bulamadım, bilgisi olan varsa paylaşabilirse sevinirim. kanuna göre başbakanlık tarafından en az onbeş yıl kamu hizmeti yapmış kişiler arasından seçiliyorlarmış. olay hakkında sel yayıncılığın açıklamasını okumak yeterli olacaktır üzerine tartışmaya çalışmak bile saçma. yapabilecek ilk şey kitabı alıp okumak. okuduktan sonra da çıplak şölen ve canki ile yola devam edersiniz. bu arada william abi konu hakkında basın açıklamasında bulundu;

– A paranoid is someone who knows a little of what’s going on.
– How I hate those who are dedicated to producing conformity.

Ama Sayın William Burroughs Yazmayın Öyle, Burası Türkiye!

Sonunda bu da oldu; yüce Türk yargısı Beat Kuşağı’nın ahlakını da yargılamaya başladı. Yumuşak Makine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya uğratıldı, davayı açmak için ise bilirkişi raporu da yine o muazzam Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’ndan alındı.

Kurul yine kitabın orasından burasından “Cut-up” tekniğiyle metinler kopardı ve bunlar Türk toplumunun ahlak yapısına uymaz diyerek cezalandırılmasını istedi.

Savcılığa verdiğimiz ifadede alıntıladığımız bölümler raporun genel yapısı ve kurulun kafa yapısı hakkında yeterince fikir vermesi bakımından yeterince açıklayıcı olacaktır:

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosunun isteği üzerine Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’na incelenmesi için gönderilen William S. Burroughs’un Yumuşak Makine adlı kitabı için adı geçen kurul bir rapor düzenlemiştir. Yetişkinler için hazırlanan ve piyasaya sürülen kitapların ‘çocuk’ kurullarına gönderilmesinde ısrarı anlamak mümkün değil, zira bu pencereden bakarsak televizyonlar, haber bültenleri gibi medya araçları ve binlerce kitap hakkında onlarca rapor yazılabilir.

140 sayfalık kitabın yirmi ayrı sayfasından bazen bir cümle bazen birkaç paragraf alarak “işte bu yazılanlardan dolayı müstehcendir” sonucuna ulaşmak bir edebiyat metnine yapılmış koskoca bir haksızlıktır. Tüm dünyanın okuyup bir öncü yazar olarak kabul ettiği William Burroughs’u Başbakanlığa bağlı edebiyatçı, estet, eleştirmen, çevirmen gibi sıfatlardan yoksun bir kurulun incelemeye kalkması böyle “ucube” bir durumu ortaya çıkarmıştır. Çünkü edebiyat ve karşı-edebiyat metinlerinin hiçbirinde kurulun yazdığı üzere; “konu bütünlüğü”, “anlatım bütünlüğüne riayet” aranmayacağı gibi, “tarihi mitolojik unsurların yaşam tarzlarından örnekler vererek kişisel ve objektif olmayan gerçek dışı yorumlarda bulunmak” ve “argo ve amiyane tabirlerle kopuk anlatım tarzının benimsenmesi” de bir suç teşkil etmez. Bu kurallar ancak resmi yazışmalarda, raporlarda ya da ders kitaplarında dikkate alınabilecek genel kurallardır. Oysa sanat ve edebiyat kavramları bu kalıpların hiçbirine oturtulamaz, böyle yapmayan yazar bir soruşturma konusu haline getirilemez. Kimsenin mitolojik unsurlara dair objektif bir yorumda bulunmak gibi bir zorunluluğu yoktur. “Mezkûr kitabın bu haliyle edebi eser niteliği taşımadığı, okuyucu haznesine ilave katkısının olmayacağı, kriminolojik açıdan da kitapta, insanın bayağı, adi, zayıf yönlerinin işlenmesinin okuyucu üzerinde suça izin verici tavırları geliştirmektedir.” Ayrıca hiçbir yazarın insanın her koşulda güzel yönlerini göstermek gibi bir mecburiyeti olmadığı gibi, okuyucu haznesine katkısının ne olacağının ve edebi nitelik taşıyıp taşımadığının ölçütü de resmi bir devlet kurumu değildir, kitabın okurudur.

Hak ve özgürlükler, özgür bireylerin, edebiyatçıların, sanatçıların, düşünürlerin fikirlerini, eserlerini hiçbir baskı, yasak ve tabunun olmadığı ortamlarda ortaya koydukları zaman gelişir. Yine çağdaş, sorgulayıcı, yaratıcı bireylerden oluşan toplumlar en uç örnekler sayılabilecek edebi metin ve sanat eserlerini okuyarak, görerek oluşur.

Başbakanlığa bağlı bu kuruldaki kişiler bilmiyorlarsa dahi basit bir internet araştırması yapsalardı yazarın “Beat Kuşağı” (Beat Generation) isimiyle anılan bir akımın öncülerinden biri olduğunu göreceklerdi. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’da hakim olan statükocu orta sınıf ahlakına bir başkaldırı olarak doğan Beat Kuşağı, her türlü toplumsal hegemonyaya karşın bireysel başkaldırıyı düstur edinen, her türlü kural ve baskının karşısına hem hayat tarzları hem de eserleriyle dikilen, ortaya çıkışlarından bugüne dek bir çok yazarı, müzisyeni, sinemacı ve sanatçıyı etkilemiş bir sanat ve hayat akımıdır. Halen tüm dünyada bu yazarların kitapları sürekli yeni baskılar yapmakta, haklarında inceleme kitapları yayınlanmakta ve filmlere konu edilmektedir.

Yumuşak Makine ise W. Burroughs’un, edebiyat çevrelerinde büyük bir yenilik olarak kabul edilen ‘Cut-up’ ‘Kes-yapıştır’ tekniği ile yazmış olduğu bir kitaptır. Burroughs, yaşam biçimindeki yerleşik kalıplara karşı çıkmakla kalmaz edebiyattaki yazma biçimlerine de bir karşı koyuş geliştirir bu teknikle. Hal böyleyken ve zaten kitabın yazılış amacı, sınırların dışına çıkmak iken “kitaptaki yazıların normal sınırlar içinde kaldığını ve toplumun sosyal normlarıyla çatışmadığını iddia etmek mümkün değildir” gibi ifadelendirme ve suç unsuru aramanın absürtlüğü aşikârdır. Üstelik raporda belirtildiği üzere Milli Eğitim Kanununun “Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, maddi ve manevi kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan;” gibi saikleriyle yetişmemiş Willam S. Burroughs’tan bu çerçevede bir metin ortaya çıkartmasını beklemek de anlamsızdır.

Ayrıca belki kurul farkında değil ama Beat Kuşağı’nın Willam Burroughs, Jack Kerouac, Allen Ginsberg gibi temsilcilerinin kitaplarını bu ülkede satın alan, okuyan, hakkında kültür-sanat dergilerinde yazılar yazan, arkadaşına tavsiye eden binlerce insan var. Bu raporda defalarca kez geçen “ahlaki normlarla bağdaşmazlık” ve “halkın ar ve hayâ duygularını incitmek” tabirleri ile bu “halkın” bir kesimine ahlaksız sıfatı yapıştırılmış olmuyor mu? Devletin herhangi bir kurumunun toplumun genel ahlak çerçevesinin sınırlarını çizmek, bu sizin için ahlaklıdır ve bu da değildir gibi bir hüküm vermek, üstelik halkın haberi olmadan onun ar ve hayâ duygusunun incindiğine dair karar çıkartmak gibi görevi mi var? Üstelik böyle bir mantığa toplumsal sorumluluk atfetmeye çalışılarak, nasıl bir mühendisliğe soyunulmaktadır? Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu bir edebiyat metni için aşağıdaki tespitleri yaparken cahilliğini göstermekle kalmıyor gülünç de oluyor: “Zira insanlar ilkel hayatlarından bugüne kadar dünyanın her yerinde ve her toplumunda cinsi uzuv bölgelerini kapalı tutmayı ve cinsi münasebetin gizliliğini vazgeçilmez kural olarak uygulaya gelmişlerdir. Bu, toplumumuzda da böyledir. Toplumumuzun ahlak anlayışı ve kuralları ile örf ve adetleri cinsi münasebetin aşikarlığını kabul etmez. Toplumlar varlıklarını koruyabilmek ve toplum organları bizzat bu normlara uymak zorunda oldukları gibi, toplumu bu konuda yönlendirme, ikaz etme, hatırlatma görev ve sorunluluğu ile de yükümlüdürler. Bu görev ve sorumluluk toplumsal niteliktedir. Söz konusu kitapta yayınlanan yazıların bu toplumsal görev ve sorumluluk ile bağdaşması mümkün değildir. Kitapta asıl ağırlığın cinselliğe yöneltilmiş olduğu, kitabın toplumun ahlak yapısıyla bağdaşmadığı ve halkın ar ve haya duygularını incittiği, genel ahlaka aykırı olduğu müşahede edilmelidir. “

William S. Burroughs’un bir kitabını ele alarak orada kelime avına çıkmak bilimsel insan aklının geldiği yere saygısızlık olmaktan öte, bir kuşağa haksızlıktır da. Bireysel hak ve özgürlüklerin sürekli tartışıldığı ve herkesin “kendi düşüncesini ifade etmesi” “başka yollara sapmaması” teşvik edilen 2011 Türkiye’sinde yaklaşık elli yıl önce yazılmış ve edebiyatta öncü bir akım olarak kabul edilen Beat Kuşağı’nın önemli bir temsilcisinin kitabını “halkın ahlakını bozar” düsturu ile yargılamaya kalkmak, “bize özgü” gülünçlüklere bir halka daha eklemekten öteye gitmeyecektir. Ve bu davanın ülkemiz sınırları dışında hiçbir hükmü, saygınlığının olmadığı da çok açık ve nettir.

Biz tüm dünyada sanat ve edebiyat çevrelerinde bir yeri olan bu akımın temsilcilerinin eserlerini Türk okurunun da okumaya hakkı olduğunu düşünen aracı bir kurumuz; sizler bu dava ile yazarın düşüncesini mi, Beat Kuşağı’nın ahlakını mı, bizim faaliyetimizi mi yoksa bu projede sözleşmeli olarak çalışan ve yalnızca kitabı Türkçeye aktaran çevirmenini mi yargılıyorsunuz?

Sel Yayıncılık, yirmi yıldır yerli ve yabancı birçok ünlü yazarın edebi eserlerini okura sunan saygın bir kurumdur. Yine yurtiçinde ve yurtdışında faaliyetlerinden dolayı birçok saygın ödüle layık görülmüştür. Faaliyetlerimizi zora sokan soruşturmalara ve kitapların herhangi bir nedenle yargılanmasına son verilmesini istiyoruz. Saygılarımızla.”

boşluğa savrulan şişeler ya da fanzin

fanzin, denize içinde pusula olan bir şişe fırlatmak, ağaç dikmek, duvara grafiti yapmak, karşılıksız sevmek gibi kişisel daha doğrusu ruhsal bir etkinliktir. eğer boşluğa attığınız çığlığa başka sesler karışırsa; sessizlik ikliminde küçükte olsa bir gürültüye sebep olunursa mutlu olunur. ama bu olmasa, fanzin bir içsel monolog olarak kalsa da üzülmez, devam edersin. çünkü fanzin yapmak, kültür endüstrisinin yani imajların, gösterinin, piyasanın kurallarının belirlediği genel sanat ya da edebiyat ortamına dahil olmamak, içsel bağımsızlılığına tutunmak, var olmak, var etmek demektir.

yüzeyin üstündeki yayıncılar, toplum içinde ‘a priori’ kaliteli bir okur kitlesi olduğu kurgusuna inanırlar ve bu okur kitlesine yönelik bir yayıncılık yaparlar. fanzin yayıncısı ise böyle bir elitizmin boş bir umut olduğunun bilincindedir. yalnız ve huzursuz bir yürektir, yazdıklarının ya da yayınladıklarının bırakın toplumu, okuyan seçkin azınlık için bile anlam ifade etmediğini, edemeyeceğini; çünkü ‘gösteri’nin bir parçası olmuş insanların anlama önem vermediğini bilir. yayılmak, tanınmak, çok okunmak istemez; kalabalık içindeki şizofrenik yalnızlığını kabullenmiştir ve de bu yüzden öfkelidir.

sadece yazdığı tinsel monologların yaydığı paranormal dalgalara ulaşabilecek ruh ikizlerini ya da suç ortaklarına ulaşmaya çalışır. büyük harflerle ‘kültür’ün aynı zamanda bir barbarlık olduğunun bilinci ile bir sığınak, çölde vaha ya da okyanus ortasında ada olarak kendi yeraltı kültürünü kurar. tiyatrodan plastik sanata kadar boyundan büyük bir çok konuda konuşur, gerilla tarzı eleştirel patlayıcılar döşer genel kültür-sanat alemine. bu işe soyunurken gücünü sokaktan ve sadece bir manifestoya, fanzine ya da düşe inananlardan alır…

yazmak, nasıl bir koşudur? aslında yazmak bir koşu değil; belki de bir ayakta durmaya çalışma, dibe vurmama, sendeleme eylemi olmuştur. içindekinin beynindekilerin seni daha fazla rahatsız etmemesi için yapılan, bir nevi mecburi etkinliktir. bu açıdan delirmemek için yapıldığı da söylenebilir.

bu yüzden ayakta kaldıkça, çıldırmadıkça; sürekli yazmaya, üretmeye devam edilecek.

fanzin çıkarmanın en büyük derdi, zaten kabullendiğiniz yalnızlığınızı; kabul sınırlarının ötesinde ‘reel’ hale getirmesidir. dışardan bir ses alma meselesi ötesinde, fanzine ürün verenlerin birçoğunun tepkisizliği canınızı sıkar. genelde kişisel yaşama, zorunlu ihtiyaçlara ayrılması gereken bir parayı bu işe yatırırsın ve hiçbir maddi dönüş umudu olmadığını bile bile… bu açıdan depresif ruhu söndürmek için kalkışılan iş, anksiyeteyi arttırıcı bir misyon üstlenebilir. ama takıntılı bir sabır ile bu işe ruhunu koymuş fanzin yayıncısı bu durumu bilmek ve ayakta kalmak zorundadır. eğer bizim gibi kopacak bir şafağı müjdeliyorsa; hala kaldırım taşlarının altında bir kumsal olduğuna inanıyorsa…

rafet arslan
çağdaş sanat manifestoları

yıkım . destruction 2011

destruction

Yıkım/Destruction 2011, 2010 yaz aylarında ülkenin ilk kolektif-avangard inisiyatifi Sürrealist Eylem Türkiye içinde ekolojik yıkım, Maya takvimindeki 5. güneşin gelişi, küresel kapitalist hegemonyanın geleceği, 3. Dünya Savaşı, Babil kehanetleri üzerine başlayan tartışma ve bu süreçten çıkan çağrı metni ile yola çıkmış, tamamen bağımsız bir sergidir. Serginin konsepti doğrultusunda, yurtiçi ve dışından yaklaşık 60 sanatçının, çoğunluğu direkt sergi için üretilmiş ya da ülkede ilk sergilenecek yapıtlarından oluşmaktadır. Performans geceleri, tartışma metinleri, blog, forumlar, film gösterimleri ile beslenen bir kampanya olarak yatay bir biçimde örgütlenmektedir.

Sergi künyesi/Exhibition Description
Sergi adı/Exhibition Name: Yıkım 2011/Destruction 2011
Sergi tarihi/exhibition date: 12 Mayıs/27 Mayıs 2011
Koordinatörler/Coordinators: Alper T. İnce& Rafet Arslan
Açılış/Opening: 12 Mayıs saat: 18:30/ 12 May 6,5pm
After Party: saat:22:00/10pm, Peyote

www.destruction2011.com

Yan Etkinlikler/Supplementary Activities:
-Gösterim/Film-Video Screening: Yıkım Kadrajları-Destruction Frames/Yeşilçam Sineması (14 Mayıs 2011)
-Forum: Uluslararası Yaşayan Gerçeküstücülük Paneli – International Panel on Living Surrealism/ Depo (14 Mayıs 2011)
-Forum:Yıkım Tartışılıyor- Destruction is being discussed- Fırat Arapoğlu, Emre Zeytinoğlu, Murat Germen, Burçak Konukman, Rafet Arslan /Depo (21 Mayıs 2011)
perfomances, street actions…

Katılımcılar/Contributors
Ali Mete Sancaktaroğlu
Alt Komşu
Athens Sürrealist Group
Basako
Bora Şimşek
Bounty Kill Art Group
Burçak Konukman
Bülent Demirağ
Carlos Martins
Carmen Sober
Ceren Fındık
Eric Bragg
Erman Akçay
Fulya Çetin
Gaye Su Akyol
Grupo Surrealista del rio de la Plata
Hakan Gürsoytrak
Hakan Orman
Horasan
Hüseyin Uğur
İrfan Önürmen
Marina Grzinic& Aina Smid
Martin Sastre
Mert Ülkümen
Merve Morkoç
Murat Germen
Rad
Oy Dağlar
Özgür Çimen
Şakir Özüdoğru
Sarah Maple
Sedat Türkantoz
Serra Behar
SLAG
Stockholm Sürrealist Group
Sürrealist Eylem Türkiye (OnstOn, cins, Alper T. İnce, Rafet Arslan, Yaprak Gözeker, zozan gemilerördü, Fantom)
Tayfun Serttaş
Tolga Tüzün
Volkan Kaplan& A.Erdem Şentürk
Wide
Yeşim Şahin

Katalog Yazarları/catalogue writers:
Emre Zeytinoğlu
Fırat Arapoğlu
Rafet Arslan
Mattias Forshage

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.