Menü Kapat

Ay: Mart 2011

nasıl manifesto yazılır?

merhaba

bugün, nasıl manifesto yazıldığını öğreniyoruz.

bugün, ikinci cümlemiz ilk cümlenin ilk kelimesi ile başlıyor.

kısa cümleler yazıyoruz.

ardından daha kısa.

ardından gerçekten ama gerçekten uzun bir tane – anlamsız olabilir ama hemen ardından gelecek

bir

kelime

cümleler

ardından parçalanmış edatsı ifadeler

ve ilk edatı tekrarlayarak

ve bunu toplamda üç kere yaparak

ana fikrimizi açıklıyoruz.

ve ardından her şeyi kapsayan konseptimiz için bizi heyecanladıran ve herhangi bir anlamı olmayan bir sözcükle sonlanan yine gerçekten uzun bir cümle yazıyoruz.

ebegümeci.

x, libya, y, tunus, z, mısır

people before profit Efendiler, muhalif kimliğimizden olsa gerek, bir süredir OrtaDoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmeleri yakından takip etmekteyim. Tabii bunda daha 2 sene önce Ruslar tarafından az daha işgal edilmiş bir ülkenin başkentinde olmamın ve insanların savaş gerçeğini ne kadar kanıksayarak yaşayabiliyor olduklarını gözlemleyebilme fırsatı elde edebilmemin de etkisi büyük. (Bilmeyenler için belirteyim, takribi 2 sene önce, Rusya tam 5 saatte Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e ulaşmıştı. Daha sonra alacağını aldığından emin olarak (ki bunların arasında Putin’in gözde sahil kasabası Gagra’da bulunmakta) ve bir kez dahabu topraklara en büyük benim mesajı vererek çekilmişti. Bu arada yine bilmeyenler için belirteyim son model bir arabayla Rusya sınırından Tiflis’e hiç mola vermeden gelmeniz de yaklaşık 5 saat tutacaktır.)

Tunus, Mısır, biraz biraz Ürdün ve şimdi de Libya “muhalif” olarak adlandırılan güçlerin etkisiyle kaotik günler geçirmekte. Bu topraklardaki her gelişme gibi Batılı ülkeler nasıl nemalanabilirizin derdine çoktan düştü. Bu ülkeleri birer birer inceleyecek olursak:

Tunus: Zeynel Abidin Bin Ali, yaklaşık 23 senedir demokrat-diktatör gibi uydurma bir kalıpla ülkeyi yönetmekteydi. Zeynel Abidin ayaklanmaların sonucunda takribi 6 milyar dolarlık servetiyle ülkeyi terk etmek durumunda kaldı. Ayaklanmalara ön ayak olan ise En-Nahda, İlerici İslamcılar, Selefiler, Hizb et Tahrir, Tebliğciler, Şii akımlar ve İlerici Müslümanlar gibi İslami gruplar. İran’ın otoritesini arttırmak adına son 30 senedir Şiiliği Tunus’ta yayma çabası ve buna karşılık Sunni’lerin başını çeken En-Nahda’nın arzuladığı Sunni-İslam devleti ideolojisi önümüzdeki yıllarda karşı karşıya gelecek gözükmekteler. Batılı emperyalistler, daha önce kontrolleri altında bulunan Zeynel Abidin Bin Ali’nin tahtının sallanmaya başlamasının ardından, en büyük kozları olan iç karışıklık kartını oynadılar ve kazandılar. Şu anda geleceği belli olmayan, muhtemelen bir Şii-Sunni çatışmasına duhül edilecek bir Tunus var elimizde. Bu arada önemli bir not, En-Nahda Taliban’ın Tunus’taki projesinin adıdır. Yani Amerika ve batılı ülkeler dünyayı başlarına yıkmakla tehdit ettikleri Taliban’la demokrasi adına aynı taraf oldular!

Mısır: Hüsnü Mübarek 30 senedir hüküm sürdüğü Mısır başkanlığından devrildi. (65milyar dolara yaklaşan servetine zeval gelmedi Allah’tan.) İslami Cihad Hareketi ve bu hareket tarafından beslenen Ordu devrimde başroldeydi. Yıllarca Amerika’nın Türkiye’ye alternatif olarak tuttuğu yegane kozu Mısır’ın başrolündeki insan devrilmiş oldu. Taliban’ın zafer çığlıkları attığı şu sıralar, Amerika ve batılı ülkeler de çok gecikmeden Hüsnü Mübarek’i karalamaya başladılar. Afganistan’da güya savaştıkları Taliban’ın ve onların deyimiyle “şeytani” İran’ın örgütlediği insanları “demokratik” olarak atfetmektende geri kalmadılar. Sorumuz şudur: Demokrasi ülkeden ülkeye değişen bir olgu mudur? Aynı görüşteki insanlara Irak’ta Afganistan’da Amerika’da terörist diyen sizler, ne oldu da şimdi onlara Mısır’da “demokrasi savaşçıları” demeye başladınız?

Amerika daha da ileri giderek yılların tarikatı İslami Cihad hareketinin demokratik bir parti olarak temsil edilmesi gerektiğini, bu yüzden de bir an önce parti seçimleri yapılarak daha anlamlı bir biçimde temsil edilen bir hareket haline dönüşmesinin önemini vurguladı. Bekliyorlar pusuda, aradan birkaç adamımızı nasıl sıkıştırırız yönetime diye.

Libya: Tunus ve Mısır’ın ardından artık Batılılar hiç tereddüt etmeden 42 senedir hüküm süren Kaddafi’nin karşısında yer aldılar. Kaddafi’yle dertleri olduğundan değil; devrilmesine kesin gözüyle baktıkları liderin karşısındaki hareketi bir anca önce nasıl kendi lehimize çeviririz gayesiyle. Umdukları, buradaki muhalif hareketin de başarı eldeetmesi ve Kaddafi’nin yerine geçecek yeni gücün de yine kendi belirleyecekleri bir isim olmasıydı. (ta 1961 yılında Kadaffi’yi Libya’nın başına getiren batılılara selam olsun). Bu uğurda yine Taliban’ın örgütlediği muhalif kesimle aynı tarafta bulundular ve Kaddafi’yi açık açık tehdit etmekten çekinmediler. Ancak Kaddafi geri adım atmadı ve muhalifleri püskürtmeyi başardı. Ve sonuç olarak ne oldu? Çoktan saflarından kaybettikleri Kaddafi’nin hükümranlığının devam edeceğini anlayan Batılılar buna izin vermeyerek, NATO denilen mevcut güç dengelerinin Batılıların aleyhine değişmemesi dışında hiçbir halta yaramayan uluslararası orduyla Libya’yı bombalamaya başladılar. Kaddafi’yi ileri demokrasi için devirmek adı altında, ona Tunus ve Mısır gibi karşı çıkmayan çoğunluk halkı da bombalamaktan geri kalmıyorlar. Libya’da halka rağmen halk için savaşan Batılılar!

Efendiler, muhalif kimliğimizden ötürü tek kişilik hükümranlıkları savunacak değiliz.Ancak kuru kuruya muhalefet etmekte acziyetten öteye gidemez! Muhalif olmak ne olursa olsun mevcut gücün değişmesini değil, mevcut gücün yerine geçecek gücün de ölçülüp biçilmesini gerektirir. Yoksa Bosna’da, Cezayir’de, Tibet’te, Çeçenistan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Gürcistan’da, Kırım’da, Afrika’nın her bir ülkesinde, Güney Amerika’da, Viyetnam’da katliyamları gerçekleştiren ya da buna göz yuman Batılıların ekmeğine “nutella” sürmekten öteye gitmez yaptığınız. İki tarafı tartmadan, muhalif olunmaz, bu böyle biline!

copyright, copyleft, cc ya da alayını siktir et

copyright sürekli tartışılan konulardan biri, özellikle internette paylaşım ortamlarının artması ile birlikte açılan davalar ile sürekli karşımıza çıkıyor. copyright neden cici değildir, alternatifleri nelerdir biraz özet geçelim, isteyen vatandaş detayına girsin istedim. tarihine baktığımızda 1700’lere dayanan bir durum söz konusu, öncelikle kitapların izinsiz olarak kopyalanmasını engellemek üzere kanunlar çıkartılıyor. ardından bütün eserlere yansıyor.

günümüzdeki olayın asıl döndüğü nokta olan amerika’da, amerikanın kurucularından thomas jefferson copyright’ı özellikle istenmeyen fakat gerekli olan bir şey olarak görmesine ve tercih ettiği şeyin sadece yaratmaya yetecek kadar teşvik edici bir unsur ve ondan sonra fikirlerin doğada olduğu gibi özgürce aktarılması olmasına rağmen günümüzde işler biraz farklı bir noktaya kaydı. yaratılan bütün çalışmalar copyright ifadesi kullanıp kullanmamasına bakılmadan otomatik olarak copyright kanunları ile korunuyor. copyright korumasının ömrü yaratıcının yaşam süresi artı 70 yıl olarak tanımlanıyor (bizde de böyle). copyright nedir diye baktığımızda bizdeki fikir ve sanat eserleri kanunu amacının şöyle belirtiyor; “kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.”

copyright neden sıkıntılıdır:

  • entelektüel birikimin korunmasına gerek yoktur çünkü az bulunur bir şey değildir. bir fikrin alınması onun orijinalinden bir şey eksiltmez, bu sebeple hırsızlık değildir.
  • ücretsiz kültürün, eğitimin ve iletişimin engellenmesi toplumun yararına değildir ve bunu engellemek insan haklarına aykırıdır
  • copyright içerisinde ilk satış hakkı tartışmalı bir noktadır. ürünü satın alan kişi entelektüel birikimin kullanım elde etmektedir. bu da yaratıcılığa teşvik etmez
  • copyright üreticiyi değil yapımcı-yayımcı-basımcı-dağıtımcı firmaların çıkarlarını korumaya yönelik bir kurallar bütünüdür

gibi gibi sebepler mevcuttur. detaylarını okumak isteyenlerin “anti copyright” şeklinde araştırma yapmaları yeterli olacaktır.

copyright’ın alternatiflerine baktığımızda ise copyleft akımını görüyoruz. GNU (GNU’s Not Unix)‘ya göre “copyleft, bir programı veya başka bir çalışmayı, tüm değiştirilmiş ve genişletilmiş sürümleri ile birlikte özgür yapmak. copyleft, değiştirerek ya da değiştirmeyerek yazılımı dağıtan kimsenin, yazılımı kopyalamak ve değiştirmek isteyen kimselere bu özgürlüğü aktarmaları gerektiğini söylüyor. copyleft, her kullanıcının özgürlüğe sahip olmasını garantiliyor. copyright çalışmaların kopyalanmasını, tekrar üretilip dağıtılmasını engellerken, copyleft bunu belirli lisanslarla özgür kılıyor. bu özgürlükler şöyle;

  • herhangi bir amaç için yazılımı çalıştırma özgürlüğü (özgürlük 0)
  • yazılımın nasıl çalıştığını öğrenme ve ihtiyaca göre uyarlayabilme özgürlüğü (özgürlük 1)
  • kopyaları dağıtma özgürlüğü. böylece komşunuza yardım edebilirsiniz (özgürlük 2)
  • yazılımı geliştirme ve değişiklikleri yayınlama özgürlüğü. böylece herkes faydalanabilir (özgürlük 3) – kaynak kodlara ulaşmak bu şart için gereklidir.

copyleft’ten esinlenerek, biraz da wikipedia sayesinde ortaya çıkan copyright ile copyleft arasında bence biraz sıkıntılı olan creative commons (cc)’da mevcut. özetle creative commons “her hakkı saklıdır” demek yerine “bazı hakları saklıdır” diyor. hangi hakların saklı olduğunu da eser sahibi belirliyor.

kendisi ne kadar sallıyor bilmiyorum ama bütün eserleri bir şekilde copyright ibaresi içeren ya da aslında içermek zorunda olan jim jarmush abimiz bence olayı özetliyor.

hiçbir şey orijinal değildir. hayalgücünüzü gazlayan, sizi ilhamla titreştiren heryerden çalın. eski filmlerden, yeni filmlerden, müzikten, kitaplardan, resimlerden, fotoğraflardan, şiirlerden, rüyalardan, rastgele sohbetlerden, mimariden, köprülerden, tabelalardan, ağaçlardan, bulutlardan, sulak havzalardan, ışık ve gölgelerden beslenin. sadece ve sadece ruhunuza seslenen şeyleri malzeme alın. bunu yaparsanız işiniz (ve hırsızlığınız) özgün olur. özgünlük paha biçilmez, orijinallik safsatadır. bunları yaptıktan sonra da hırsızlığınızı saklamakla uğraşmayın, tam tersine değerini bilin. jean-luc godard’ın “nerden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir.” sözünü hep aklınızda tutun.”

detaylı yazmak istemedim, okumaya devam diyenlere kaynaklar şöyle;

birdirbir’den koray löker‘in konu ile ilgili on numara sunumunu muhakkak izleyin derim.

gerçekçi ol.

bir zamanlar büyük ve ihtişamlı bir ülkeyi yöneten bir kral varmış. kralın ilgilendiği konuların başında da çok gurur duyduğu kraliyet ressamı bulunmaktaymış. herkes bu yaşlı ihtiyar ressamın ülkedeki en iyi resimleri yaptığını kabul eder ve kral saatlerce onun eserlerine bakmaktan kendini alamazmış.

fakat bir gün kirli ve pasaklı bir yabancı kraliyet karşısına çıkıp aslında ülkedeki en iyi ressam olduğunu iddaa etmiş. sinirlenen kral bu iki ressam arasında bir yarışma yapılmasına karar vermiş ve pek tabii ki bu serseriye utandırıcı bir ders vereceğinden eminmiş. bir ay içerisinde ikisi de bir şaheser yaratmak üzere görevlendirilmiş.

otuz gün, gece gündüz devam eden hararetli bir çalışmanın ardından iki ressam da hazırlıklarını tamamlamış. ikisinin çalışmaları da bir resim sehpasının üzerinde örtüyle kapatılmış vaziyette kalenin içerisine yerleştirilmiş. büyük bir kalabalığın toplanmasının ardından kral ilk başta kraliyet ressamının çalışmasının gösterilmesini emretmiş. herkes nefeslerini tutmuş, bu harika yağlı boya tablonun ziyafetini çekmek için beklemeye başlamış. tablonun ortasında süslü gümüş bir kasenin içinde şafak vakti sulu sulu parıldayan egzotik meyveler varmış. kalabalık hayran kalmış bir şekilde bakarken çatıda tüneyen bir serçe aniden tabloya doğru uçmaya başlayıp tablonun içindeki üzümlerden birini almaya çalışmış; fakat sert bir şekilde çerçeveye çarpıp ölü bir vaziyette kralın ayaklarının önüne düşmüş.

gördünüz mü! diye bağırmış kral. “benim sanatçım o kadar harika bir resim yaptı ki doğanın kendisini bile kandırdı; artık sizin de kabul edeceğinize eminim ki o gelmiş geçmiş en iyi ressamdır!” fakat berduş ressam bu esnada bir şey söylemeyip ciddi bir şekilde ayaklarına bakıyormuş. “şimdi senin resminin örtüsünü kaldıralım ve bizim için ne hazırladın görelim” diye bağırmış kral. fakat berduş yine hareketsiz kalmış ve bir şey söylememiş. artan sabırsızlıkla kral tabloya doğru yürümeye başlamış ve örtüyü çekmeye çalıştığında korkudan dona kalmış.

“gördünüz mü” demiş berduş sessizce; “resimi örten herhangi bir örtü yok. bu aslında sadece resimi örten bir örtünün resmi. ve sizin ressamınızın içeriği doğayı kandırmakken, ben bütün ülkenin kralını ümitsiz küçük bir dangalağa çevirdim.

banksy / wall and peace

sakatat / semih

semihle yıllar evvel ankarada bir hardkor/pank konseri sırasında malaz onur (selam olsun) vesilesiyle tanışmıştık. benimle birlikte bu tarz konserlerde çay içebilen tek insan olarak göze batan semih ve sakatat‘ı sanaldan paslaşmalar dışında ilk kez 2009 temmuzunda kemancı’da vuku bulan noizine festte (bakın fotoğraf çekmişim) canlı izleme fırsatı buldum. konser öncesinde geçen sessiz sakin diyaloglarımızın ardından sahne almalarıyla birlikte, ben “ne oluyor lan” diyene kadar 8 şarkıları bitmişti.

sakatat’a raw / oldschool grindcore grubu diyebiliriz sanırsam. uç noktalarda bir müzik, uç noktalarda bir gürültü. 2005 yılından beri aktifler. türünün sağlam gruplarıyla splitleri mevcut. yazları avrupa’da turne yapıyorlar. sitelerinden indirebileceğiniz diy plakları mevcut. bir ton konserde müziklerini icraa ediyorlar. her zaman mazlumdan yanalar. özetle güzel işler yapan, pek güzel insanlar. ben semihe sordum, o bööööaaaaarrrrghh dedi.

kimdir?
Onurcan (teller), Kayar (sopalar) ve Semih (gırtlak)

neden?
%66,6 gürültü sevgisi + %22,2 ifade etme ihtiyacı + %11,2 çünkü yapabiliyoruz.

düşlerlerde ne var?
Sermayeyle çok içli dışlı olmadan konser yapılabilecek mekanlar ve daha “farkında” bir kendin-yapçı Türk punk/hc/grind/metal dinleyicisi olabilir. Lakin “düş” demek fazla dramatik olur sanırım.

ne yapmalı?
Daha az şikayet edip daha çok çaba sarfetmeli, dayanışmalı.

ilham verenler?
Eski NAPALM DEATH, SIEGE, S.O.B., EXCRUCIATING TERROR, WARSORE, PROPAGANDHI, AGATHOCLES, FEAR OF GOD, ASSUCK, SORE THROAT, alkol ve dahası.

ne okuyalım?
Şuan aklıma gelenler: Profane Existence eski gazete formatına geri dönmüş, yeni sayıda çok klas MDC söyleşisi falan var. Çok güncel olmamakla birlikte, Almanya’dan Mystical Music (eski tarz death metal ağırlıklı), Yunanistan’dan Mountza (MRR ayarında) ve Polonya’dan Dropout’un (grind/fastcore ağırlıklı) son sayıları da fena değil. Ayrıca henüz okumadım ama yeni Short, Fast & Loud da bayağı kalifiye bi’ sayı olmuş gibi.

ne dinleyelim?
Listeyi daraltmak adına daha güncel olan yayınlardan bahsetmek gerekirse, şuan aklıma gelenler:

  • LYCANTHROPHY “Aynı” LP (Çek grindcore/powerviolence, muhtemelen geçen yılın en iyi işi!)
  • KALASHNIKOV “Living In A Psycho-chaos Era” CD/LP (Hanım vokalli İtalyanca punkrock, son yıllarda en keyifle dinlediğim gruplardan)
  • EXCRUCIATING TERROR “Expression Of Pain” LP (Grindcore klasiği. Nihayet yeniden basıldı.)
  • WINTER “Into Darkness” LP (Muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi doom işi. Yakında yeniden basılıyor.)
  • DISPEPSIAA/VIOLENT GORGE Ortak 7″ (Brezilya’dan WARSORE tarzı grind + Kanada’dan leş grind!)
  • WARSORE/AUTORITAR Ortak 10″ (Geçen günlerde 12″ olarak yeniden basıldı.)
  • Onurcan’ın tavsiye edeceğini tahmin ettiklerim: ICTUS “Imperium” LP.
  • Kayar’ın tavsiye edeceğini tahmin ettiklerim: ICTUS “Imperium” LP.

ne izleyelim?
Çok güncel değil ama sizin sayfayı okuyanların beğeneceğini tahmin ettiğim “La Escana”yı tavsiye edebilirim. TROPIEZO elemanlarının hazırladığı, Porto Riko punk piyasasıyla ilgili çok osurtmayan fakat keyifli bi’ DVD belgesel. Eski gruplar ve uyuşturucuyla ilgili kısınlar biraz “Türkiye’de Punk ve Yeraltı Kaynaklarının Kesintili Tarihi” kitabında okuduklarımı hatırlattı bana. şu kısamsı film de çok klas, oynayanlardan bazıları arkadaşlarımız tesadüfen: http://vimeo.com/16943811

bize ne sorarsın?
Etilen fanzin niye bitti?
<etilen>tamamiye bitmiş olsa bu yazıyı yazarmıydık</etilen>

<etilen>bu soruyu kendin sorup, kendin cevaplar mısın?<etilen>
Neden fanzinler webzinlerden daha iyidir?
Çünkü fanzin yapmak ve dağıtmak çok daha fazla emek gerektirir. İnsanlar ancak çıkaracakları ürüne güvendikleri zaman bu zahmete katlanırlar, dolayısıyla çıkan fanzinin, hazırlaması çok daha kısa süren webzinlere oranla (istisnalar haricinde) daha okunur olması çok muhtemeldir. Boktan fanzinler yok mudur? Vardır, lakin her boktan fanzin için en az 10 tane daha boktan webzin vardır. Sıçarken okunulabilmesine ise hiç değinmiyoum bile. İlgin için sağ ol!

sakatat grindcore!

bedava lig tv izle

merhaba sevgili o veya bu şekilde digiturk çalışanı ya da ücretsiz maç izlemeye çalışan arkadaş. öncelikle maç izlemeye gelen vatandaşı fazla üzmeyelim, linkin burada mevcut değil. fakat maç saatinde google üzerinden arama yapmak yerine maçların yoğun olarak tartışıldığı forumlara ve sözlüklere göz attığın takdirde özel mesajdan çeşitli linklerin paylaşıldığını göreceksin. boşuna google ile uğraşma.

gelelim sevgili çalışana. biliyoruz sen de emir kulusun, yıl sonunda alacağın terfi ve maaş zammına bakıyorsun. yazacağın raporda şunları da içermeni tavsiye ediyoruz ve bir takım sorularımız var;

  • 321 milyon dolar ödeyerek süper toto süper ligi maç yayın haklarını satın aldığınızı belirtiyorsunuz. bu yüzden illegal yayın yapan vatandaşlara karşı savaştığınızı ekliyorsunuz. mevcut sistemin serbest piyasa olduğunu sanırım hatırlatmamız gerekiyor. siz ihaleye girdiğinizde arkanızda siz alın abi biz sizden satın alacağız diyen bir kitle yoktu. halkınızdan destek almadınız. danışmanlarınızın gazına bu kadar gelmeseydiniz. bu agresifliğinizin sebebi işlerin iyi gitmemesi olduğu biraz kampanyalarınızı erken başlatmanızdan belli.
  • dertleri o değil ki olayın yasallığı diyecekseniz, biz de farkındayız. fakat saçma sapan sansürleme yoluna gitmek yerine acaba biz nerede yanlış yapıyoruz diye düşündünüz mü? donan görüntü ve binbir zahmete rağmen vatandaş hala izlemeye çalışıyorsa ve sizden satın almıyorsa acaba fiyatlarımız mı sıkıntılı diye düşündünüz mü? digiturk web tv servisinin ücretlerinde düzenleme yaptığı takdirde emin olun kimse kalitesiz ve sıkıntılı ve kesilmeme garantisi bulunmayan sitelerden o maçı izlemeye çalışmaz. kendim ve etrafımdan genelliyorum.
  • o kadar para dökülmesine rağmen maç yayını içerisinde ekran görüntüsünü bozarak, oraya buraya sıkıştırdığınız reklamlar ile tüketicinizi hiç düşündünüz mü? tüketicinizin sizi neden beğenmediğinin farkında mısınız? sizin isteğiniz ile düzenlenen fikstür sizi yeterince tatmin etmiyor mu?
  • lafı fazla uzatmadan sadede gelelim. düşünülmesi gereken onlarca şey varken blogspot’u engelleyerek her şeyin çözüleceğini gerçekten düşünüyor musunuz? düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, hala düşünüyorsanız interneti türkiye’de yasaklatın çünkü link paylaşımını durduramayacaksınız.
  • yasaklama başvurusunu diyarbakır’da yaparak büyükşehirlerde gelebilecek itiraz başvurularını engellemeye çalışmanız acizlik değil mi?
  • bu başvuruyu yapmadan önce google ile muhtemel çözümler için görüştünüz mü? adamlar biz illegal içeriği destekliyoruz mu dedi?
  • bu karar için şikayet başvurusu yaparkan sadece illegal dağıtım yapan siteleri mi listelediniz yoksa bütün blogspot mu dediniz? yasal olmayan içeriği kapattırmak ne derece saygılı, hangi kamuoyuna saygıyla duyuruyorsun?
  • zaten sevilmiyorsunuz, iyicene nefret edilir konuma geldiniz. isterseniz yeni bir araştırma yaptırın internet kullanıcılarını baz alarak.
  • ayrıca kusura bakmayın ama malsınız, olayın kamuoyuna yayılmasını sağlayarak dreambox ve web üzerinden maçların izlenebildiğini bilmeyen büyük bir kitleye bunu tanıtmış oldunuz.
  • ve siz tüketiciler; olayın çözümü basit. #blogumadokunma yazmanın yanında digiturk aboneliklerinizi iptal etmeniz yeterli bir cevap olacaktır.

online maç izle, spor toto süper lig maçları, izle, ücretsiz, canlı, lig tv, digiturk, beşiktaş, yayın, maç, galatasaray, fenerbahçe, derbi, bedava, beleş, izle, seyret, gör, öğren, digiturk naber?, niye hala okuyorsunuz? peki, trabzonspor, gol, izle, bursaspor, bedava, lig tv, hala mümkün.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.