Menü Kapat

Ay: Ocak 2011 (sayfa 1 / 3)

ankara

Ankara’yı sevmeyin ulan! Bırakın bize kalsın Ankara. Bırakın sokaklarında fikirleri için dayak yemeye güle oynaya gidenlere kalsın. Bırakın kafasını benden öte biz için yoranlara kalsın. Bırakın yere düşenden şüphe etmek yerine el uzatanlara kalsın. Bırakın Anadolu çocuğuna kalsın. Bırakın “bebe” diyerek herkesi bilip bilmeden kardeş görene, kendi bilene kalsın Ankara. Ankara çocuğu bebe dediğine vurmaz, kendi bebesiyle kavga etmez. Bırakın, iki kız zorlayacağız diye birbirini satan İzmirli piçlere değil de duygu olayını kutsal görenlere, kendi melankolisinde mutlu olanlara kalsın Ankara. Bırakın o sizin gri dediğiniz şehirdeki muhabbeti görüp ona aşık olana kalsın. Denizi olan şehri seversin, tarihi sarayları hanları seversin de bu mudur sadece olay? Herkes arzular taş gibi model kızımızı da bu mudur seni özel kılan? Herkesin sevdiğini sevebildiğin sürece mi varsın? Yoksa her şeye rağmen sevebildiğin sürece mi? Bırakın bu sorunun doğru cevabını bilenlere kalsın Ankara.

en iyi slow romantik şarkılar

Her yerde aynı şeyleri dinlemekten sıkıldınız mı?
Slow romantik müziğin yeni döneminin öncüleri kim bilmek ister misiniz?
Tüm dünya radyoları ve clubleri son dönemlerde neler çalıyor merak ediyor musunuz?
Sevgilinize en romantik aşk şarkıları mı armağan etmek istiyorsunuz?
Ve sevgililer günü eğlencesini katlayacak bomba gibi bir albüme hazır mısınız?
Herhangi bir cd’den oluşmayan bu albüm son yılların aşk şarkılarına yön vermiş en iyi isimlerinden oluşuyor.
Yaptıkları başarılı çalışmalarla popüler müziğe değer katan, dünya çapında üne kavuşan güçlü isimler; allahsız tospaalar, cemiyette pişiyorum, robo murtaza, sapık inek, düz mantık ve daha fazlası ilk defa, yepyeni şarkılarıyla bu albümde bir araya geliyor!
Bunu sen istedin son dönemlerin sevilen şarkısı mükemmel ol sevgilimin  pişmemiş sevenler toplamasında yer alan yorumuyla albümdeki yerini alıyor.
Günümüzün popüler isimlerinin yanı sıra tüm zamanların efsane isimleri dethkrush ile headbangers albüme renk katıyor.
Serseri polise pandik attı ile fenomen olan ve ülkemizde de radyolarda sıkça duyduğumuz kilink tarafından yapılan sen ve ben yepyeni 2010 versiyonu ile ilk defa bu albümde yer alıyor!
En iyi slow romantik şarkılar uzun süre dinlenecek ve hiç modası geçmeyecek dopdolu içeriği ile arşivlerdeki yerini alıyor!

albümde yer alan parçalar şöyle;

  • allahsız tospaalar – brownie
  • bunu sen istedin – mükemmel ol sevgilim
  • cemiyette pişiyorum – en iyi kızlar
  • dethkrüsh – sadece sen
  • düzmantık – ananla olan münasebetim
  • fatstar – orospu
  • headbangers – suratına işemek istiyorum
  • kilink – sen ve ben
  • robo murtaza – robotsun dediler vermediler (ooy oyy anam)
  • sapık inek – karıdırdırı

etilen sosyete kalitesi ile indirin!

en iyi slow romantik şarkılar

el lissitzky

lazar markovich lissitzky olarak da bilinen el lissitzky rus artist, tasarımcı, fotoğrafçı, tipografist, grafiker gibi sıfatlara sahip. rus avangard sanatının önemli bir ismi olmasının yanında, sscb’nin propoganda çalışmalarına da katkıda bulunmuş bu abimiz kendisini konstruktivist olarak adlandırıyor – “sanat yaratıcı enerjinin evrensel ifadesidir ve insanlığın ilerlemesinin sağlanması amacıyla kullanılabilir”.

hiç bir zaman ne tam bir bolşevik ne de komünist parti’nin bir üyesi olan lissitzky; 1918 mayısında moskova kızıl meydan da taşınacak ilk bayrağın tasarımını yaptı. ayrıca 1931-1941 yılları arasında stalin’in saf komunizmi yerleştirmek amacıyla kullandığı propoganda eserlerini tasarladı.

beyaz çemberleri kırmızı kamayla yar. – en çok bilinen çalışması

yaptığı işin çeşitli “izmler” üzerine incelenmesi ve sanat tartışmaları beni çok ilgilendirmemekle birlikte isteyen vatandaşlar yazının sonunda bulunan ekte bu yorumları okuyabilirler. özetle kendisi hem tipografiye, hem de mimariye yeni açılımlar getirmiş özellikle geometrik formlar üzerine yaptığı çalışmalar pek çok tasarımcıya esin kaynağı olmuştur. siyah-beyaz-kırmızı kullanarak tipografiden mimariye bir çok alanda değişikliğe sebep olan lissitzky’nin işlerini görmenizi tavsiye ederiz.

okumaya devam etmek isteyenler için;

provo hareketi

provo hareketi 1965 yılında anarşizm, dadaizm, herbert marcuse ve marquis de sade etkisiyle yapılanan bir oluşum. adını akademik bir yazıda arıza çıkaran gençliğin “provo” olarak nitelendirilmesinden alıyor. halinden memnun tüketim toplumunu uyandırmak için farklı yöntemler gerektiğini  savunan provolar 4 gruptan oluşuyor;

  • happeners: polisi provoke etmek için, şiddet kullanmadan absürd komediyi kullanan abiler
  • beatniks and hipsters: bildiğiniz gibi bunlar ve onlar
  • thinkers: okur yazar tayfa, magazin neyin çıkarıyorlar
  • street provos: doğrudan eylem diyen aktivistler

amsterdamda basılan ve ev yapımı bomba tarifleri içerdiği için hemen toplatılmaya çalışılan provo magazinde kendilerini şöyle tanımlıyorlar;

provo anarşistler, provolar, beatnikler, açık havada çalışanlar, makas bileyicileri, hapishane kuşları, basit simon münzevileri, sihirbazlar, pasifistler, patates cipsi müptelaları, şarlatanlar, felsefeciler, mikrop taşıyıcılar, kraliçe’nin atının şövalyeleri, belkiciler, vejetaryanlar, sendikacılar, noel babalar, anaokulu öğretmenleri, eylemciler, kundakçılar, asistan asistanları, tırmayıcılar ve frengililer, gizli polis ve diğer ayaktakımı için aylık bir mecmuadır. provo kapitalizme, komünizme, faşizme, bürokrasiye, militarizme, profesyonelliğe, dogmacılığa ve otoriteye karşıdır. provo ümitsiz direniş ile itaatkar yok oluş arasında seçim yapmak zorundadır. provo mümkün olan her yerde direnişe çağırır. provo sonunda yok olacağını bilir, ama toplumu provoke etmek için içten bir girişimde daha bulunma şansını tepemez. provo anarşiyi direnişin esin kaynağı olarak görür. provo anarşiyi yeniden canlandırmak ve gençliğe öğretmek ister.  provo bir imgedir.

provolar

polise karşı pek “kıreatif” eylemleri mevcut. marijuana üzerinden gidiyorlar. 1960larda marijuana yasak ama polis ne olduğunu bilmiyor. bunlarda her şeye marijuana demeye başlıyorlar – çay, köpek maması, çeşitli otlar vs. bu şekilde polisin cehaletini ortaya koyuyorlar. örneğin bir otobüsle belçikaya yola çıkmadan önce içlerinden biri polise otobüste uyuşturucu olduğunu ihbar ediyor. sınıra ulaştıklarında basın ve polis kendilerini karşılıyor. detaylı aramadan sonra otobüste tek buldukları köpek maması ve yasal otlar oluyor. ertesi gün gazetelerde “marijuana köpek mamasıdır” geyiği yayılıyor.

polis beklenildiği gibi iyiymiş abi takılın böyle demiyor, sürekli artan bir şekilde şiddet ve tutuklamalar başlıyor. eylemler ise kesilmiyor buna rağmen. bir noktada boş beyaz kağıtlar dağıtsalar bile tutuklanıyorlar. olaylar kraliçenin düğününde doruk noktasına ulaşıyor. kraliçenin bir anarşist olup provolar ile güç paylaşımı konusunda anlaşma yaptığı söylentisini halka yayıyorlar ardından düğün günü şehrin su kanalılan lsd dökecekleri söylentisi yayılıyor. yerli/yabancı basın ne yapacaklar acaba diye beklerken 25000 destek kuvvet geliyor düğün günü şehre. onlar da düz vatandaş gibi giyinip sis bombaları atmayı başarıyorlar. bu esnada paniğe kapılan polis provoları ayırt edemediği için basın ve diğer vatandaşlar dahil ne var ne yok dalıyor. tabii bunun sonunda baya bir eleştiriliyorlar ve halkın polise olan güveni azalıyor.

beyaz planlar

şehrimizi güzelleştirelim beyler mantalitesi içerisinde bir takım beyaz planlar da yapıyorlar. bunların en ses getireni şehirde ulaşım sorununu çözmek için beyaz bisiklet planı. şehir merkezinde bütün motorlu taşıtları kaldıralım, olacaksa bir tek taksiler olsun ama onlar da elektrikle çalışanlarından olsun diyerek belediye başkanına 20.000 kamu malı bisiklet al, isteyen istediği zaman kullansın diyorlar. bu istek pek tabii ki kabul edilmiyor, bunun üzerine kendileri 50 tane bisiklet alıp bunları beyaza boyadıktan sonra isteyen kullansın diyorlar. polis olmaz bu hırsızlık oluyor diyor. onlar da polisin bisikletlerini çalıyorlar.

beyaz baca planı çevreyi kirletenler vergi ödesin, bu bacalarda beyaza boyansın olayı. beyaz hanımlar planı bir klinikte özellikle genç kızlara cinsel eğitim verelim, istenmeyen hamilelikleri engelleyelim şeysi. beyaz ev planı yerleşim problemini çözmek için boş evlere isteyen gitsin yerleşsin durumu. beyaz tavuk planı amsterdan polisini yeniden yapılandıralım olayı, polisi silahsızlandırıp, mavi yerine beyaz giydirip beyaz bisiklet üzerinde prezervatif ve tavuk dağıtsın, bir korumadan ziyade kamu işçisi yapalım düşüncesi. (hollandalı abiler argoda polise “kip” diyorlarmış, bu da tavuk demekmiş aynı zamanda) – kendileri uygulamış bunu ve tutuklanmışlar. gibi gibi çeşitli planlar yapıyorlar.

beklenen son

provoların ömrü çok uzun olmuyor. gösterilen sırasında polis tarafından bir işçinin öldürülmesi ve vietnam savaşına karşı eylemlerde oldukça sempati toplayan grup mayıs 1967’de amsterdam polis şeflerinin görevden alınması ile birlikte hedefimize ulaştık deyip dağılıyorlar. ekibin bir kısmı kabouter hareket içerisinde devam ederken bir kısmı – VIP Provolar – belediye meclisinde sandalye elde etmelerinin ardından yeşiller hareketine benzer politik bir partiye dönüşüyorlar.

günümüzde – hollanda’da dahil – bir çok insan provolar hakkında herhangi bir bilgi sahibi değil, bir çok hollandalı genç kendilerini kafası güzel hippilerdi abi işte diye biliyor. bence olay yine bütün karşı-kültürlerin içine düştüğü çıkmazla ilgili. fakat yine sosyal ortamlarda işinize yarayacak bir bilgi ile sonlandıralım; hollanda’nın özellikle marijuana konusunda bu kadar özgürlükçü bir ülke olması bir nevi bu abilerin çabaları tarafından sağlanıyor. şiddet kullanmadan yaratıcılıkla bazı şeylerin değişebileceğini göstermek adına da faydalı işler yapıyorlar.

okumaya devam etmek isteyenler için;

koyaanisqatsi . 1982

koyaanisqatsi (hopi dilinde)
1. çılgın yaşam… 2. karmaşık yaşam, 3. dengesiz yaşam, 4. parçalanmış yaşam… 5. bir başka yaşam biçimini gerektiren yaşam durumu.

koyaanisqatsi, qatsi üçlemesinin ilk filmi. 1982 yılında 6 yıllık bir uğraş sonunda tamamlanan filmin yönetmenliğini godfrey reggio,  müziklerini phillip glass yapıyor. filmde herhangi bir diyalog ya da sesli anlatım yok. bunun sebebi de reggio’ya göre dilin çok büyük bir yıkıma uğradığı ve dönemin dünyasını anlatmak için yeterli olmadığını düşünmesi – acaba günümüz için ne düşünüyor?. film boyunca anlatılan mücadele ise şehir yaşamı ve teknolojinin karşısındaki doğa.

reggio filmin ne anlattığının izleyeceğinin kendisine bağlı olduğunu söylerken, filmin teknoloji ve endüstrinin insanlar üzerindeki etkisini vurgulamadığını belirtiyor. ona göre hepimiz – politika, eğitim, finansal yapı, ulus devlet yapısı, dil, kültür, din teknolojinin ev sahipliği altında yaşıyoruz. bu yüzden ortada bir “etki” yok; her şey teknolojinin içinde yaşanıyor. biz de artık teknolojiyi kullanmıyoruz, teknolojiyi yaşıyoruz.

“tokat gibi çarpar” diye bir söylem varsa en uygun kullanımı bence bu film için geçerli. film uzun süren ve sabit kamerayla çekilmiş çekimlerin ardından, giderek artan müziğin temposuyla hızlanıyor. 87 dakika boyunca tokatı yedikten sonra geçirilen 1-2 saatlik afallama sonrasında ise bilgisayara sarılıp bu yazıyı yazıyor olmamız bile bir çok şey düşündürüyor.

bunlar söylendikten 28 yıl sonra yaşam hala giderek hız kazanıyor. yaşam artık trafikte, ofis odalarında, alışveriş merkezlerinde daha fazla geçiriliyor. yaşam artık daha dengesiz, daha karmaşık, daha parçalanmış. yaşamın artık değiştirilmesi gerekiyor.

hopi kehanetleri

  • topraktaki değerli şeyleri kazmak, felaketi davet etmektir.
  • arınma günü yaklaştığında tüm gökyüzü örümcek ağlarıyla örülmüş olacaktır
  • günün birinde gökyüzünden bir kap kül atılabilir ki, o küller toprağı yakıp, okyanusları kaynatacaktır.

qatsi trilogy
koyaanisqatsi (vimeo üzerinden izleyebilirsiniz)
koyaanisqatsi fanzin (koyaanisqatsi demişken selam olsun)

rona binay

rona binay

güzel işler yapan güzel insanlar serisinin ilk hamlesi. herhangi bir alanda üretim yapan herhangi birileri.

artık oturup bir şeyler üretin. ya da ayağa kalkın üretin.
“üretin” demeye çalışmanın farklı bir yolu.

rona binay. biz değil, o anlatıyor.

kimdir?
washington d.c.’de doğdu. ankara’da büyüdü. içmimarlık ve çevre tasarımı eğitimi aldı. istanbul’da yaşıyor.
neden?
arşivlemek, paylaşmak, küçüklükten gelen alışkanlık.
düşlerde ne var?
kendime ait ve sevdiğim işi yapmak, torunlarıma anlatabilecek seyahat anıları biriktirebilmek.
ne yapmalı?
Melbourne/ Avustralya’da, vegan mutfağına sahip White Lotus Restoranı’nda limonlu “tavuk” yemeli!
ilham verenler?
miranda july, keri smith, kevin cooley, ryan mcginley, justin vernon, michael franti, amelia earhart, national geographic, sait faik abasıyanık
ne okuyalım?
gezi kitapları
ne dinleyelim?
explosions in the sky
ne izleyelim?
mighty boosh
bize ne sorarsın?
sandalet mi, parmak arası terlik mi?
<etilen> mümkünse yalınayak </etilen>
<etilen> bu soruyu kendin sorup, kendin cevaplar mısın? </etilen>
ne yapmamalı?
karşılık beklememeli.

rona binay


etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.