sulukule’de son durum

Türkiye’den ve yurtdışından gelen yoğun tepkiye rağmen bugüne kadar proje alanındaki 500’ü aşkın binanın yaklaşık 150’si yıkıldı. Yaklaşık 5 bin kişi yer değiştirmeye zorlandı.

38.

Şanlıurfa’da 17 yaşındaki İ.H.Ç.polisin silahından çıkan kurşunla öldü. 26 Ocak sabaha karşı gerçekleşen olayda yaralanan İ.H.Ç. Balıklıgöl Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı; ancak kurtarılamadı. Urfa gazeteleri, haberlerini polis kaynaklarına dayandırarak saat 02:30 sıralarında devriye gezen polislerin üç kişiyi durdurmak istediklerini, kişilerin kaçtığını, İ.H.Ç.’nin polisin silahını almaya çalıştığını, arbedede polisin silahının ateşlendiğini yazdı. tihv verilerine geçen yıl 37 kişi

okumaya devam

kardeşime dokunma

Bütün anarşistlere ve anti-otoriterlere çağrıdır;

20 Aralık eylemini takiben yapılan toplantılarda dillendirilmiş bir öneriyi, geçtiğimiz 22 Ocak toplantısında tartışmak ve ana çerçevesini oluşturmak imkanını bulduk: ortak önerimiz, anarşistler ve anti-otoriterler olarak “KARDEŞİME DOKUNMA!” başlığı altında ortak bir kampanya örgütlemektir.

Kampanyanın amacı, “resmi ya da gayri-resmi, maaşlı ya da fahri, üniformalı ya da sivil, aleni ya da örtük, görevlendirilmiş ya da kendine görev çıkartmış ve bizzat devleti aramızda yaşatan, çoğaltan tüm devlet unsurları tarafından uygulanan şiddete karşı, bir ses, bir görünürlük, bir engel, şiddete uğrayanın etrafında bir dayanışma kalkanı, ona uzanan bir kardeş eli olabilmek”tir.

Kampanyayı organize etmek üzere kampanyaya ait bir örgütlenme gerçekleştirilmesi ve kampanya için bir süre sınırı konmaması konularında fikir birliğine varılmıştır.

Kampanyanın tüm unsurlarını birlikte tasarlamak, geliştirmek ve bu anlamda kampanyayı başlatmak üzere, tüm anarşistleri ve anti-otoriterleri 5 Şubat Perşembe günü saat 19:00’da Rengahenk Kafe’de biraraya gelmeye çağırıyoruz.

Bu çağrının mümkün olduğunca çok anarşiste ve anti-otoritere ulaştırılmasında herkesin çaba göstermesine ihtiyaç vardır.

“22 Ocak toplantısına katılmış tüm anarşistler ve anti-otoriterler.”

hyde park’ımız oluyor(muş)

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), üniversitelerde “öğrencilerin herhangi bir engelle karşılaşmadan özgürce görüşlerini dile getirebilecekleri alanlar açmaya” hazırlanıyor. Özgür alanlar için İngiltere’nin Hyde Park’ı örnek alınacak. “Özgür alanlarda” öğrenciler, şiddet ve suç içermeyen her türlü konuşmalarını ve görüşlerini ifade edebilecek, üniversite yönetimini eleştirebilecekler veya konferans, sempozyum düzenleyebilecek. Bunlar için okul yönetiminden ayrıca izin alınması gerekmeyecek. türkiye’de bu

okumaya devam

subcomandante marcos: ekim ve hasatlara dair gazze üzerine bir görüş

Ekim ve Hasatlara Dair: Komutan Yardımcısı İsyancı Marcos’un Gazze Üzerine Konuşması
Komutan Yardımcısı İsyancı Marcos

İki gün önce, şiddeti tartıştığımız gün, anlatmakta kelimelerin kifayetsiz kaldığı Condoleezza Rice, bir ABD yetkilisi, Gazze’de olup bitenlerin vahşi doğalarından ötürü Filistinlilerin hatası olduğunu beyan etti.

Dünyayı çapraz kesen yeraltı nehirleri kendi coğrafyalarını değiştirebilir ancak aynı şarkıyı söylerler.

Ve şuan bizim duyduğumuz, savaşın ve acının şarkısı.

Buradan çok uzakta değil, Gazze adında bir yerde, Ortadoğu’da, tam burada bizim yanı başımızda, İsrail hükümetinin ağır eğitimli ve silahlı ordusu ölüm ve yıkım yürüyüşüne devam ediyor.

Attığı adımlar klasik bir askeri işgal savaşının adımları: öncelikle “stratejik” askeri noktaları (askeri kılavuzların söylediği şekliyle) yok etmek amaçlı yoğun bir toplu bombalama ve direniş güçlerini “zayıflatmak”; sonra istihbarat üzerinde sıkı bir kontrol : “dış dünyada”, operasyon alanının dışı, görülen ve duyulan her şey askeri kriterlerle seçilmelidir; şimdi de taburların yeni mevzilere ilerlemesi için düşman askerlerinin üzerine yoğun top atışı; sonra da düşmanın garnizonunu zayıflatmak için bir kuşatma olacak; sonrasında da mevzi işgal eden ve düşmanı yok eden saldırı, ve muhtemel “direniş yuvalarının” “temizlenmesi”.

Modern savaşın askeri kitapçığı, birkaç varyasyon ve eklemeyle adım adım istilacı askeri güçler tarafından takip ediliyor.

Bunun hakkında çok şey bilmiyoruz ve “Ortadoğu’da çatışma” diye adlandırılan konu hakkında şüphe yok ki uzmanlar var, ancak dünyanın bu köşesinden bizim de söyleyeceğimiz bir şey var:

Haberlerdeki fotoğraflara göre İsrail hükümetinin hava güçlerince imha edilen “stratejik” noktalar; evler, kulübeler, sivil binalardır. Yıkıntıların ortasında tek bir sığınak, kışla, askeri havaalanı ya da bombardıman silahı görmüyoruz. Yani -ve lütfen cahilliğimizi bağışlayın- bize göre ya uçakların silahlarının kötü amaçları var ya da Gazze’de öyle “stratejik” noktalar yok.

Hiçbir zaman Filistin’i ziyaret etme onuruna sahip olmadık ancak insanların, erkeklerin, kadınların, çocukların ve yaşlıların -askerlerin değil- evlerde, kulübelerde ve binalarda yaşadıklarını varsayıyoruz.

Henüz direnişin takviye kuvvetlerini de görmedik, sadece yıkıntılar.

Ancak istihbarat kuşatmasının nafile çabalarını gördük ve işgali görmezden gelmekle alkışlamak arasında karar vermeye çalışan dünya hükümetlerini ve epey zamandır bir işe yaramayan, dışarıya ılımlı basın açıklamaları gönderen Birleşmiş Milletleri.

Ancak bekleyin. Birden aklımıza geldi belki de İsrail hükümetine göre bu erkekler, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar düşman askerleri; ve böylece ikamet ettikleri kulübeler, evler ve binalar da yok edilmesi gereken kışlalardır.

Yani şüphe yok ki bu sabah Gazze’ye yağan kurşun yağmuru, İsrail birliklerinin ilerleyişini bu erkekler, kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan korumak içindi.

Ve bütün Gazze’ye yayılan kuşatma ile zayıflatmak istedikleri düşman garnizonu orada yaşayan Filistin nüfusunun ta kendisi. Saldırıları bu nüfusu imha etmeye çalışacak. Ve bu kanlı geçeceği kolaylıkla tahmin edilebilir saldırıdan kaçmayı ya da saklanmayı başaran herhangi bir erkek, kadın, çocuk ya da yaşlı daha sonra “avlanacak”, böylece temizlik tamamlanacak ve operasyonları yöneten komutanlar da kendi efendilerine rapor verebilecekler: “Görevi tamamladık.”

Cahilliğimizi tekrar bağışlayın, belki de söylediğimiz asıl mevzunun dışındadır. Ve devam eden suçu mahkum etmek yerine, biz yerliler ve savaşçılar olarak, olup bitenin “siyonizm” mi “antisemitizm” mi olduğunu, ya da bunu başlatanın Hamas’ın bombaları olup olmadığını tartışıyor olmamız ve bu tartışmaların içinde bir konum almamız gerekiyor.

Belki bizim düşüncemiz çok basit ve analizler için çok gerekli olan nüansları ve dipnotları kaçırıyoruz, ancak Zapatistalar için bu durum profesyonel bir ordunun savunmasız bir nüfusu katletmesi gibi görünüyor.

Ezilenlerden ve soldan kim buna sessiz kalabilir?

Bir şeyler söylemek işe yarar mı? Bizim ağlayışlarımız bir bombayı dahi durdurur mu? Bizim sözümüz bir tek Filistinlinin dahi yaşamını kurtarır mı?

Evet, bize göre bu işe yarar. Belki bir bombayı durduramayız ve sözümüz böylelikle fişeğinin üzerine “IMI” ya da “Israeli Military Industry” (İsrail Askeri Endüstrisi) harfleri kazınmış 5.56 mm ya da 9 mm kalibrelik mermilerin bir kız ya da oğlan çocuğunun göğsüne saplanmasını engelleyen bir zırhlı kalkana dönüşmeyecek. Ancak belki de sözümüz Meksika’daki ve dünyadaki öteki sözlerle güç birliği yapmayı başarır ve belki de ilk etapta bir mırıltı olarak duyulur, giderek gürleşir ve sonra Gazze’de duyulabilecek bir çığlık, feryat olur.

Biz sizin hakkınızda bir şey bilmiyoruz, ancak biz EZLN’den Zapatistalar, biz, yıkımın ve ölümün ortasında birkaç cesaret sözü duymanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.

Bunu nasıl açıklamam gerektiğini bilmiyorum ama olan şu ki, evet çok uzaktan sözler bir bombayı durduramaz ancak adeta ölümün kara odasında bir delik açılmış ve ufak bir ışık parıltısı içeriye düşermiş gibi olur.

Diğer her şey için olduğu gibi, ne olacaksa olacaktır. İsrail hükümeti terörizme ağır bir darbe indirdiğini açıklayacak, katliamın büyüklüğünü kendi halkından saklayacak, büyük silah üreticileri krizi göğüslemek için ekonomik destek sağlayacaklar ve “küresel kamuoyu”, her zaman moda olan kolayca biçimlendirilebilir varlık, başka tarafa yönelecek.

Ancak hepsi bu değil. Filistin halkı da direnecek ve yaşayacak ve mücadele etmeye devam edecek ve amaçları için ezilenlerden sempati görmeye devam edecek.

Ve belki Gazze’den bir kız ya da erkek çocuğu da yaşayacak. Belki büyüyecekler, onlarla beraber kuvvetleri, kızgınlıkları ve öfkeleri de büyüyecek. Belki Filistin’de mücadele eden gruplardan biri için asker ya da milis olacaklar. Belki kendilerini İsrail’le savaş halinde bulacaklar. Belki bunu bir silahı ateşleyerek yapacaklar. Belki kendilerini bellerine sarılı bir kuşak dinamitle feda edecekler.

Ve sonra tepede, yukarıdan birileri Filistinlilerin vahşi doğaları hakkında yazacak ve bu şiddeti kınayan açıklamalar yapacak ve bunun siyonizm mi anti-semitizm mi olduğunu tartışmaya geri dönecekler.

Ve hiç kimse şu anda hasat edileni kimin ektiğini sormayacak.

Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu erkekleri, kadınları, çocukları ve yaşlıları adına,

Komutan Yardımcısı İsyancı Marcos

Meksika, 4 Ocak, 2009,

Not: Bu yazı Komutan Yardımcısı İsyancı Marcos’un 4 Ocak’ta Dünya Onurlu Öfke Festivali’nde Gazze üzerine yaptığı konuşmanın tam metnidir.
Bu makale http://www.kabobfest.com’dan alınmıştır.
Orijinali için http://www.kabobfest.com/2009/01/of-sowing-and-harvests-subcomandante.html
Kaynak : Kültürel Çoğulcu Gündem