Paris Komünü, Fransız tarihinin en büyük destanlarından birisidir. “İşçi sınıfının merkezi bir rol oynadığı ve daha iyi için toplumu değiştirmeyi amaçladığı ilk devrimdir”

“Paris Komünü’nün temsil ettiği düşünce, her topraktan ve her ulusdan olan işçiler için neden bu kadar çekicidir? Cevabı basit. 1871 devrimi herşeyden önce bir halk devrimiydi. Halkın kendisi tarafından yapılmıştı, kitlelerin ortasında kendiliğinden doğmuştur; ve kendilerini onun savunucuları, kahramanları, onun şehitleri olarak bulan büyük bir halk kitlesi içinde olmuştur. Bu, orta sınıfın asla affedemeyeceği kadar ‘aşağı’ olması nedeniyledir yanlızca. Ve aynı zamanda onun hareketli ruhu toplumsal bir devrim düşüncesiydi; kesinlikle belirsiz, belki de bilinçsizce, ama yüzyılların mücadelelerinin ardından elde etmek için çabalamaya değer, tüm insanlar için gerçek özgürlük, gerçek eşitlik. En aşağı halk katmanlarının haklarını elde etmek için yürüdüğü bir devrim”, London: W. Reeves, 1895.

Fransa, 1870’de Prusya’ya savaş açtı ve 1871’de yenildi. Ulusal Hükümet’in başkanı Adolph Thiers barış koşullarını görüştü. Ancak Parisliler Prusyalıların Zaferini kabul etmeyeceklerdi. Alman ordularının 1 Mart’ta Paris’e çoşkulu bir şekilde girmelerine izin verildiği haberi Parislileri ateşledi ve Ulusal Muhafız [Almanların] girişlerini engellemeye karar verdi. Paris Kuşatması’ndan arta kalan toplar şehrin değişik kesimlerine ve işçi semtlerine nakledildi.

Devrimi ateşleyen şey, Hükümetin Ulusal Muhafızların silahlarına el koyma girişimi oldu. Kalabalıklar toplaşmaya başladı; Montmartre’de askeri birlikler halka ateş açmayı reddederek Ulusal Muhafızla kaynaştı. Ulusal Hükümet Versailles’e çekilmek zorunda kaldı ve “ayaklanmacılar yavaş yavaş şehri işgal ettiler; tüm ana yollara barikatlar kurarak mitralyözler yerleştirdiler”. Daha zengin semtlerde oturanların çoğu şehri terk etti.

26 Mart’ta, 227.000 Parisli oy kullanmaya gitti ve 28 Mart’ta “silahların patlatılması ve bin kadar muhafızın zafer çığlıkları eşliğinde” komün Hotel de Ville’de ilan edildi.

Komün, görevde kaldığı kısa dönem içinde, kuşatma süresince kiraları azalttı ve zamanı gelen borçların ödenmesini üç yıllığına erteledi. İşsizlerin değişimini düzenledi; fırıncıların geceleri çalışmasını yasakladı; çalışmayan fabrikaları tekrar faaliyete geçirmek için sendikalara ve işçi kooperatiflerine verdi. Fabrikaların yakınına gündüz kreşleri kuruldu ve özellikle de en ihmal edilen alan olan kadınların eğitimi başta olmak üzere, eğitimi geliştirmek için pekçok şey yapıldı.

Thiers, 2 Nisan’da birliklerine saldırma emri verdi. Banliyölerdeki beşbuçuk haftalık bir çarpışmadan sonra ordu 21 Mayıs’ta Paris’e girdi. Federaller teslim olmayı reddettiler ve Versailles’cilerle şiddetli bir çatışmaya girdiler. Vahşet her iki tarafta da yükselmişti. Kanlı hafta olarak anılan bu dönemde 10.000 ile 30.000 arasındaki Parisli öldürüldü. İlk örgütlü idam, onbeş erkeğin kurşuna dizildiği Parc Monceau’da 22 Mayıs’ta gerçekleşti. En büyük katliam Luxembourg, Châtelet ve La Roquette’de gerçekleşti. 24 Mayıs’dan 28’ine kadar, gece ve gündüz erkek, kadın ve çocuklar Petit Luxembourg’a taşınıyor ve suçlu bulunanlar kurşuna dizilmek üzere bahçelerde sıralanıyorlardı.

28 Mayıs’ta Komün tamamen sona ermişti. Devrimin ardından 38.000 tutuklu Versailles’e nakledildi. Çoğu, –ordunun şüphelendiği ancak aleyhinde delil bulamadıklarını için bir cezalandırma yöntemi olarak kullandığı– ağır bir tutukluluk döneminden sonra serbest bırakıldı. 11.000’den fazla kişi Conseils de Guerre’de yargılandı; bunların 5.000 kadarı Yeni Kaledonya’daki ceza kolonilerine gönderildi.

Paris 5 yıl boyunca sıkıyönetim altında kaldı ve Enternasyonal yasadışı ilan edildi. Dokuz yıl sonra genel af için oylama yapıldı. 25.000 kişi sosyalistlerin çağrısına uyarak, polis saldırısına rağmen Pére-Lachaise Duvarı’nda düzenlenen ilk anma gösterisine katıldı.

Bu arada hala la commune izlenmediyse kınama mesajlarımız sizindir.