Menü Kapat

hayvan

Hayvanların yanına vardım, onlara uzun uzun baktım.
Onlar kendi durumlarından sızlanmıyorlar, inildemiyorlar.
Onlar geceleri günahlarına ağlamak için uykusuz kalmıyorlar.
Onlar Tanrı’ya olan ödevlerinin tartışmalarıyla canlarını sıkmıyorlar.
Onların hiçbirinin gönlü doymamış, kanıksamamış değil!
Hiçbiri eşyaları elde bulundurma bunaklığında değil!
Hiçbiri bir başkasına, hiçbiri kendinden önce yaşamış binlerce benzerine kafa tutmuyor.
Hiçbiri karşısındakinden saygı beklemiyor, hiçbiri kalabalıktan yakınmıyor!

walt whitman

Hiçliğin Çağrısı

nereden gelip nereye gittiğimizi bilmiyorum. anlamıyorum bir şeye tutunabilip yaşamı sevenleri. her an her saniye yaptığı eylem ne olursa olsun beyninin ortasında kara delik açılıp da varoluşa dair her şeyin mutlak vakumda çekilmediği tüm insanlardan korkarım. ben böyleyim çünkü.  birinci gelen organik protein kapsüllü spermin sonucu o grotesk uzuvları ve kemik üstü et sandviçiyle uzayda “var” olan insan denen karbon bazlı zebanilik.

tüm kavramların, gezegenler arası seminal boşlukta sessiz bir hiçlikte yok olup gittiği bu çıldırtıcı anlamsızlıkta, hala bizi hayatta tutan nedir? bir umut, manevi-metafiziksel bir olgu mu yoksa tamamen genetik bir hayatta kalma dürtüsü mü?

tüm homo sapiensler etten kemikten, kusurlu yaratıklar olduğu halde birbirine bu kadar tutunmasını sağlayan şey nedir? galiba bilinemeyen, varoluşun tanımsız anlamsızlığına duyulan korku bir tutkal görevi görüyor. yoksa sevgi diye bir şey nasıl mümkün olur? organik dışkılar bırakan iki kaba yığın birbirini nasıl sevebilir? eğer böyle bir şey oluyorsa hakikaten ortada akıl mantık almaz bir anormallikte kozmik bir çılgınlık var demektir.

o tüm topluma enjekte edilen; bir ailenin, bir işinin, eşinin, çocuklarının vs. olmasının yaratması gereken sözde mutluluk hayalleri…  karşılığında yaşanan ve yaşatılan onca zulüm, şiddet, taciz, tecavüz … tezatlığın tanrıları. çelişkinin hokkabazları. hepsi genetik determinizmle örülmüş rollerini oynar ama duyabilenler için kulakları hiçliğin çağrısı kulakları tırmalar.

görebilenlerin göz altları mosmordur. uykusuzluktan, yorgunluktan. iğrenç sosyal korku illüzyonunu görebildiği için. ama yeterince eylem yapamadığı için. tüm insani biyokimyasal itkilerin deterministik bir kukla insanlık oluşturma eğilimine karşı özgür irade yanılsamasının sönüp gitmek üzere olan titrek bir alev olduğunu farketmesinden…

duyabilenler insan denen canavarın çabalarının altındaki anlamsızlığı zebanilerin fısıltılarında bulur. duyabilenlerin uykuları hafif, kulakları keskindir, hiçliğin çağrısı daima onları o tanımsız, tanımlanamayacak dehşetlerin kafir tanrılarıyla dolu cehennemi kara deliğe çağırdıkları için.

okyanusta 10 saat

tatile giden var gidemeyen. gidenler tatilin tadını çıkartmaktan ziyade instagram’a nasıl koyarım mücadelesi verirken, gidemeyip bu mücadelenin sonuçlarını görenler kendilerini fomo aromalı bir moral bozukluğu içerisinde bulmaya devam ediyorlar. neyse konumuz bu değil. hem gidenlere, hem gidemeyenlere, kalabalıkta kaybolanlara, sıcaktan nefret edenlere ve sinirlerine hakim olamayanlara bbc earth güzelliği harika bir rahatlama fırsatı. 10 saat kesintisiz, suyun altında okyanus gezintisi. meditasyonunuz bol olsun.

türk sinema tarihi

Türk Sinema Tarihi kitabı fotoğraflı ve büyük boy. Sayfa konumu da iyi. (Bana baka, pırıl pırıl yeni bir ‘bisiklet’ gibi!) Yazarı Giovanni Scognamillo. Yıllardan beri, Galatasaray’dan Tünel’e giderken solda, Tomtom Kaptan Mahallesi’nde oturur. Siz kendisinin öyle İtalyan asıllı oluşuna filan bakmayın. İstanbul’da doğmuş bir ‘İstanbul çocuğudur. Ve (Naki Turan Tekinsav gibi) (açık ya da gizli) bir sinema âşığıdır. Zaman zaman da filmlerde oynar. Adım bir kez Eric von Dâniken üçkağıtçılığında ya da fırsatçılığında kullanmış o kadar! (O furyada M. C. Anday, Mustafa Öneş… de harcanmıştır. Neyse.)

Türkiye’de herhangi bir araştırmada sinema tarihinin kaynaklarına gidilirse çokluk Nurullah Tilgen, Rakım Çalapala ve Nijat Özön çıkar karşımıza hep. (Özellikle Nijat Özön gerçek bir sinema araştırmacısıdır ve kendi konusunda adeta iğne ile kuyu kazabilir. Türkçesi de çok güzel.)

Giovanni Scognamillo Türk Sinema Tarihi’nde kimi sinema olgularını ya da filmleri sergilerken o zamanın yazarlarının görüşlerine de yer vermiştir.

Giovanni Scognamillo, bunun nedenlerim yazdığı Önsöz’de belirtmiş:

“Okur, sanırım, belki bir ‘tarih’ kitabına, daha doğrusu ‘geleneksel’ bir tarih kitabına uymayan, gereksiz sayılabilecek örneklerle karşılaşacaktır. Sözünü ettiğimiz bazı, hatta birçok filmleri değil tarih, o günün seyircisi ve eleştirmeni değerlendirmiştir zaten, unutarak, saymayarak. Ne ki, bizce, yanlış bir atılım bile zamanla belirli bir dönemin, bir yılın havasını daha etkileyici bir şekilde vermektedir.”

(Evet, Türk Sinema Tarihi’nde kullanılan dil herhalde. İstanbul Levanten ağzı değil, ama söz istifine pek de özen gösterilmiş denemez. Biliyorum şimdi sinema eleştirmenleri -Sungu Çapan bir yana- “ne önemi var?” diyeceklerdir “sözcüklerin, anlamı, üç aşağı beş yukarı, taşıması sinema eleştirisi alanında bize yeterlidir ve yeter!” Ben, aksine, öyle düşünmüyorum; gündeme getirilen konu ne olursatolsun ortada bir ‘yazı’ olayı varsa, ‘yazının kendisinde de titizlenilmelidir yağma yok!)

  1. ‘Türk Sinema Tarihi’ şu bölümlere bölünmüş olarak sunuluyor bize: Sinematografi Türkiye’de. (“Sinema Türkiye’ye hangi tarihte girmiştir, nerede, nasıl ve kimin sayesinde?” bilmen sorusuyla açılır, açılıyor.)
  2. ilk Sinemacılar: Weinberg’ten Uzkınay’a. Türkiye’de ilk gösteri, 1896 sonu ya da 1897 başı, Yıldız Sarayı’nda Bertrand adlı Fransız bir hokkabazca gerçekleştirilmiş. Parası olan azınlığa ise aşağı yukarı aynı tarihlerden az sonra Galatasaray’da Sponeck birahanesinde Yiddiş dilini de bilen Romanyalı Leh Yahudisi Sigmund Weinberg’ce gerçekleştirilmiştir.Belgesel ilk Türk filmi sayılan Ayastefanos Anıtının Yıkılışı’nı Fuat Uzkınay 11 Kasım 1914’te bir Avusturya (Sacha Messter Film Geselschaft) yapımevinin yardımıyla çeker. 150 metrelik olan bu film herhalde Aynalıkavak Film Deposu yangınında yanmıştır.)
  3. Muhsin Öncesi Sinema. (Fuat Uzkmay, 1916’da, konulu ilk Türk filmi Himmet Ağanın İzdivacı’nı çekiyor. – İlk Türkçe oyun da 1857’de ‘Odun Kılıç’ adıyla oynamıştır!)
  4. Muhsin Ertuğrul: Sesli ve Sessiz Sinema Olayı. (Bence Türkiye’de şiirler 1988’de bile sessiz çekiliyor. Seslendirme ve sözlendirme sonra… Ama konumuz şimdi sinema. Sözü Muhsin Ertuğrul’a verelim. “Daha pek küçükken babamla Ortaoyunu’na, Meddah’a, Karagöz’e giderdik. Bunlardan hiç zevk almadım ben.”) (Namık Kemal de, bütün Yeni Osmanlılar da öyledir.)
  5. Sessiz Dönemde Yapım ve Gösterim. (Rıfkı Melul Meriç’in ilginç anısı: “Sirkeci’deki Kemal Bey Sineması’na ‘Sesli Sinematographane’ denilmekte idi. Film oynatılırken, filmde aktör tabanca atarken sahne gerisinde birisi de mantar tabanca atardı. Keza filmde bir aktris şarkı söylerken perde arkasında biri de şarkı söylerdi.”)
  6. Batı’dan Gelenler ve Ötesi. (Nâzım Hikmet’in sinema alanına girişi.)
  7. Sinemaya Giriş ve Kalkınma. (Vurun Kahpeye bir sinemacının (Lütfi Ömer Akad) Türk sineması için doğuşunu müjdeler. Kanun Namına (1952), Beyaz Mendil (1955), Atıf Yılmaz Batıbeki, Gelinin Muradı (1957).
  8. Sinemacı Dediğimiz. (Memduh Ün’ün Üç Arkadaş’la (1958) ‘resmen’ keşfedilişi. Orhon Murat Arıburnu’nun Yılmaz Güney’le Tütün Zamanı
    (1959).)

Kitabın sonuna bir de 1855’ten 1959’a kadar ilginç bir ‘Kronoloji’ eklenmiş.

Bitiriyorum: Yazının başında bu kitap için ‘bisiklet’ demiştim evet, pırıl pırıl yeni. Ama Giovanni Scognamillo Türkiye’de sinema tarihi arasmda bir gezintiye çıkarken önüne birini oturtmasaydı bence daha iyi olurdu. Handikap.

(1987)
Ece Ayhan

MOD 082 – 20180626

Dü şün ce de her şey or tak
Dü şün ce de her şey or tak

Her şey or tak
Her şey or tak

Her şey or tak
Her şey or tak

Her şey or tak
Her şey or tak

01. Tarwater – Be Late
02. DDR – Meinhof
03. DDR – Köpekler
04. The Sick Bags – Perfectly Imperfect
05. Toz ve Toz – Korkunç Libya Geceleri
06. Can Tan – Debla nerrun
07. Barış Şenyuva – Escape Route
08. OmA – Ordular
09. OmA – Ne Zamandır
10. Can Güngör – Teselli
11. Selim Saraçoğlu – Sürüne Sürüne
12. Ağaçkakan – Bozbulanık
13. Replikas – Bitti Deme
14. Eskiz feat. Kamufle – Sallan Yuvarlan

Dead Metheny

godspeed you! black emperor üzerine ilk yazımız değil basit bir arama ile görebileceğiniz gibi. son olmayacağını zaten biliyorsunuz. 2011 yılından bir konser kaydı. görselleri gözünüzden ayırmayarak dinliyorsunuz. zihinde nereye gittiğiniz size kalmış.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.