Menü Kapat

obezite çağı

Geleneksel tarım toplumları açlığın gölgesinde yaşarlardı, günümüzün müreffeh dünyasındaysa en başta gelen sağlık problemlerinden biri obezitedir.  Her yıl ABD nüfusu diyetlere, dünyanın geri kalanının tamamındaki aç insanları beslemeye yetecek miktardan daha fazla para harcıyor.

Modern kapitalist ekonomi ayakta kalabilmek için, tıpkı yüzmek ya da boğulmak arasında seçim yapmak zorunda olan bir köpekbalığı gibi sürekli üretimi artırmak zorundadır. Ama üretmek tek başına yeterli değildir, birilerinin de bu ürünleri alması gereklidir, yoksa tüm sanayiciler ve yatırımcılar iflas ederler. Bu felaketi önlemek ve insanların sanayi ne üretirse üretsin almalarını sağlamak için yeni bir etik ortaya çıktı: tüketimcilik.

Tarih boyunca insanların çoğu yokluk içinde yaşadılar, dolayısıyla tutumluluk altın kelimeydi. Püritenlerin veya Spartalıların sadelik üzerine kurulu etikleri, ünlü örneklerden yalnızca ikisidir. İyi bir insan lüksten kaçınır, asla gıdayı ziyan etmez ve eski kıyafetlerini atıp yenilerini almak yerine yırtıklarını yamar. Eskiden sadece krallar ve soylular bu tip değerleri hiçe sayarak zenginliklerini cömertçe sergileyebilirlerdi.

Tüketimcilik giderek sayısı ve çeşitliliği artan ürün ve hizmetlerin tüketimini olumlar; insanların kendilerini ödüllendirmesi, şımartması, hatta aşırı tüketimden kendilerini öldürmeleri bile teşvik edilir. Tutumluluk tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tüketimci etiği çok uzaklarda aramanıza gerek yoktur, bir mısır gevreği ambalajının arkasını okumak yeterlidir. İşte benim en sevdiğim kahvaltı gevreklerinden birinin, İsrailli bir firma olan Telma tarafından üretilenin ambalajında yazanlar:
Bazen kendinize özel davranmanız gerekir. Bazen fazladan enerjiye ihtiyacınız olur. Kilonuza dikkat etmeniz gereken veya hemen o anda bir şeyler yemeniz gereken durumlar olur. Telma sizin için çok çeşitli ve lezzetli tahıllar sunar, üstelik bu ziyafetlerden pişmanlık da duymazsınız.

Aynı ambalajda Health Treats adında başka bir gevrek markasının da reklamı var:
Health Treats pek çok tahıl, meyve ve yemişi bir araya getirerek lezzet, keyif ve sağlığı bir arada sunuyor. Günün ortasında, sağlıklı yaşam tarzına uygun bir ziyafet için. Çok daha fazlasının muhteşem lezzetiyle gerçek bir ziyafet [vurgu paketin orijinalinde mevcut].
Tarihin büyük bölümünde insanlar böyle bir metni çekici değil, bencilce, ahlaken yanlış ve yozlaşmış bulurlardı. Tüketimcilik popüler psikolojiyle de el ele vererek (“Just do it!”) insanları düşkünlük ve hazzın iyi, tutumluluğunsa kişinin kendisini baskılaması olduğunu düşündürmek için çok uğraştı.

Nihayet başarılı da oldu ve bugün hepimiz çok iyi tüketicileriz. Daha dün varlığından bile haberdar olmadığımız ve ihtiyacımız olmayan sayısız ürünü satın alıyoruz. Üreticiler piyasada var olabilmek için kasıtlı olarak kısa vadeli, yeni ve gereksiz ürünler tasarlıyorlar. Alışveriş yapmak oldukça popüler bir zaman geçirme biçimi haline geldi ve tüketim ürünleri aile üyeleri, eşler ve arkadaşlar arasındaki ilişkileri belirleyen temel şeye dönüştü. Hatta Noel gibi dini bayramlar bile alışveriş festivali haline geldi. ABD’de Memorial Day bile (şehit askerleri anmak için yapılan, ciddiyetli ve ağırbaşlı bir gündür) bugün özel satışlar için bir fırsat; pek çok insan bu günü alışveriş yaparak, belki de özgürlüğü savunmak için ölenlerin boşuna ölmediğini kanıtlayarak geçiriyor.

Tüketimci etiğin doğuşu ve gelişmesi, en çok gıda piyasasında belirgindir. Geleneksel tarım toplumları açlığın gölgesinde yaşarlardı, günümüzün müreffeh dünyasındaysa en başta gelen sağlık problemlerinden biri obezitedir. Üstelik bu hastalık, sürekli hamburger ve pizzayla tıkınan fakirleri, organik salata ve meyve yiyen zenginlerden daha çok etkiliyor. Her yıl ABD nüfusu diyetlere, dünyanın geri kalanının tamamındaki aç insanları beslemeye yetecek miktardan daha fazla para harcıyor. Obezite tüketimcilik için çifte zaferdir. Ekonomik daralmaya sebep olacak az yemek gibi alışkanlıklar yerine, insanlar hem çok yiyor hem de diyet ürünleri tüketerek ekonomik büyümeye çifte katkı yapıyorlar.

Yuval Noah Harari
Sapiens

sidney peterson ya da sahi avangard öldü mü?

Belirsizlik ya da her şey belki de hiç… Avangardı kavramsal olarak tanımlamak kelimeler açısından oldukça güç. Zira o, sözcüksel sınırların ötesinde konumlandırır kendini. Birçok otorite bu akımın 20.yy ortalarında altın çağını yaşayıp sonrasında ise bu devamlılığını (çeşitli nedenler belirtilerek) sürdüremeyerek ötelenip hatta yok olduğunu öne sürmekte. Peter Bürger bunu “tarihsel” olarak yorumlayıp dönemselliğini vurgular. Avangardın ideolojik alt zemini; geleneksel sanat (ürün/etkinlik) ve sırtını dayadığı kurumsallaşan yapıların (müze, galeri vb.) karşısında, eleştirel ve sınırsız bir yaratım oluşturması belirleyici noktası. Tarihsel süreçler içerisinde toplumsal dinamikler (Rus devrimi, ikinci dünya savaşı, 1960’larda çeşitli özgürlük hareketleri vb.) avangardın kendini beslediği, ifade ettiği kanallar olmuştur.

Avangardın toplumsal düzen ve kurumsallaşmış sanata karşı olan ateşli hatta provakatif karşıtlığı 1970’ler sonrasında özerkliğini kaybedip, kapitalist sistem düzleminde metalaşma dönüşümü; postmodernizmin etkinliği ile yorumlanır.

Sahi avangard öldü mü?

Evan Mauro “The Death and Life of the Avantgarde” makalesinde bu konuyu ele alıp ve çeşitli nedenler sunarak tartışmaya açmıştır.

Avangard hakikaten başarısızlığa uğramış bir politik kavram ise, çeşitli formlarının, retorik biçimlerinin ve temel hamlelerinin bu kavram kullanımdan düştükten sonra da –özellikle günümüzün antikapitalist ve karşı-küreselleşme hareketlerinde– hayatta kalmış olması ne anlama geliyor? Keza, avangardın gözden düşmesinin baş müsebbibi, kavramın Avrupamerkezcilikle ve yanlış bir evrenselcilikle malul olduğunu –haklı gerekçelerle– öne süren post-kolonyal eleştiri olduysa, çağdaş eleştirel sanatın bu eleştiriden çıkaracağı ders ne olabilir? Bu bence günümüz için son derece önemli: Kahire’den Madrid ve New York’a kadar dünyanın pek çok yerinde, solun geçmişteki öncülük anlayışından, daha genel olarak da parti veya ulus kategorileri etrafında mücadele veren her türlü örgütlülük anlayışından uzak duran, doğrudan demokrasi ilkelerini temel alan yatay toplumsal hareketler ortaya çıkıyor. Fakat bu hareketler aynı zamanda en temel avangardist kavramları sahipleniyorlar: kolektif yaratıcılık, mülkiyete karşı müşterekler mücadelesi, ve kapitalizmin yönetsel ve kurumsal düzeninin dışında yeni yaşam ve toplumsal yeniden üretim biçimleri kurma arzusu, gibi.

Bir Sidney Peterson

Zeminsizlik, boşlukta uçuşan devingen imgeler, antikarakterler, formsuz akışkan mizansen… öyküsel anlatım kalıpları ve sinema kurallarına karşı bir duruş ve anlatı misyonunun ağırlığında parçalanmayı reddetmek… ya da tanımlamayı daha basite indirgemek gerekirse; baş döndürücü görseller sonrası, bir bardak suyu kendi yüzümüze dökmedir gerçeklik!

izlemek için;

pulsar

bazı şeylerin üzerine yazılmaz. kendinizi bırakınız.

radyo etilen – 2017.09

radyo etilen geçtiğimiz hafta constellation records güzelliklerini paylaştı. o veya bu sebepten dolayı ancak paylaşabildi. pek beğeneceğiniz ve albümlerini dinleyeceğiniz gruplar olacaktır kaçırmayın. yarın ise selda bağcan gecesi yapıyor, ülkede tarihi bir gezintiye çıkıyoruz. yoklama alınacaktır.

1 Tomorrow Winter Comes by HRSTA
2 Pull It Away by Siskiyou
3 And Still They Move by Sarah Neufeld & Colin Stetson
4 Warm by Vic Chesnutt
5 Let’s Get Strong by Clues
6 Until the Morning Comes by Tindersticks
7 Snow Day For Lhasa by Esmerine
8 My Sistr by Frankie Sparo
9 Bukharian by Black Ox Orchestar
10 A Tender History in Rust by Do Make Say Think
11 09-15-00 (Part Two) by God Speed You!
12 Little Ones Run by Thee Silver Mt. Zion
13 13 Angels Standing Guard ‘Round the Side of Your Bed by Thee Silver Mt. Zion

Gerçeklik Bir Hapishanedir

içimde biri diğerini alt etmeye uğraşan birden fazla persona var. bu parçalanmışlığım ve bölünmüşlüğümden pek de haz almıyordum. sonra düşünmeyi sürdürdüm: eğitim sistemine sokulduk, ki kendisi tektipleştirme üzerine bina edilmiş. bu yüzden, aslında içimizde özgür olması gereken farklı karakterlere, farklı düşüncelere, birbirine zıtlığa ve çelişkiye hep karşı koymaya çabaladık. tekleştirip birleştirmeye çabaladık içimizdeki karakterleri.

yıllardır bunu yapıyordum. işte şimdi, azad ediyorum, içimdeki tüm dualizmi, tüm karşıtlıkları. kaos, kapılarımın açıklığını, yalnızca senin gözlerin için görünür kıldım. gel, lütfen.

derken “reality is a prison” diye bir ses duydu. duyduğu bu ses, kendi sesine çok benziyordu. ama konușan kendisi miydi? etrafına bakındı. odasında oturuyordu. hava sıcaktı ve ses çıkaran tek șey, klimanın yarattığı uğultuydu. dikkat kesilmeye çalıştı. ama hayır. yeni bir ses yoktu. gözlerini işaret parmaklarıyla ovușurdu. ayaklandı ve yüzünü yıkamaya gitti. geri geldiğinde, biraz önce sesi duyup irkilen kendisi değilmiș gibiydi. daha sağlıklı hisssediyordu. anlașılan sesleri boșverecekti yine. seslerin onu daha önce bulduğunu o hatırlamıyordu. bilinçaltına gömmüștü duyduğu sesleri. kişiliklerinden biri yukarıya çıktı ve düşünmeye başladı:

içimde biri diğerini alt etmeye uğraşan birden fazla persona var.

SIKINTI

Günümüzde halâ sıkılacak zamanı olup gene de sıkılmayanlar, hiç kuşkusuz sıkılmaya zamanı olmayanlar kadar sıkıcıdırlar. Çünkü böylelerinin benliği silinip gitmiştir – o benlik ki varlığı, günümüzün koşuşturmalı dünyasında onları belli bir yerde uzunca kalamayıp, amaçsız salınmaya zorluyor olacaktı.

Çoğu insan huzur(zaman)dan yoksun, bu doğru. Onlar temel gereksinimlerini karşılamaya ancak yetecek kadar kazanmak için tüm enerjilerini harcadıkları bir yaşam sürdürmektedirler. Bu yorucu görevi birazcık hafifletebilmek uğruna, uğraşlarına ahlaki bir tül çekecek, en azından kendilerine belirli bir ahlaki doyum sağlayacak bir “iş etiği” icad etmişlerdir. Kendini ahlaki bir varlık olarak düşünmenin kişiye verdiği övüncün her tür sıkıntıyı giderdiğini iddia etmek abartı olurdu.Gene de burada söz konusu olan, gündelik koşuşturmaya özgü bayağı, kaba sıkıntı değildir; çünkü bu türden sıkıntı ne öldüresiye ne de kişiyi yeni bir yaşama aydırıcı değil, ahlaken onaylı halihazırdaki uğraştan daha iyisi çıktığında hemen silinecek bir doyumsuzluğun dışavurumudur yalnızca. Bununla birlikte, görevleri arada bir kendilerini esnemeye itenler, yatkınlıkları gereği işlerini sürdüregidenlere göre daha az sıkıcı olabiliyorlar. Öbür mutsuz tipler ise gittikçe koşuşturma içine batarak, sonunda nerde olduklarını bilemez hale gelirler; onları yeniden kafalarıyla bütünleştirecek, o olağandışı, kökten sıkıntı hiçbir zaman ulaşamayacakları bir uzaklığa çekilmiştir artık.

Gene de kimse huzur(zaman)dan tümüyle yoksun değildir. Ofis sürekli sığınılacak biryer olmadığı gibi, Pazar günleri de bir kurumdur.Böylece, en azından ilke olarak, serbest zamanın o güzel saatlerinde herkesin kendini gerçek sıkıntı düzeyine yükseltme olanağı vardır; ama insan hiçbir şey yapmak istemese de ona olanlar olur. Dünya kişinin kendine erişememesini güvence altına almıştır bile. Dahası, kişi dünyayla ilgilenmese bile dünya onunla öyle ilgileniyordur ki, huzur ve dinginliğe bir türlü kavuşamayarak toptan sıkıntı içine yuvarlansın. Dünya da sonunda bu toptan sıkıntıyı haketmekte.

Devam

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.