Menü Kapat

ece ayhan – zambaklı padişah

IX
Duyduk ki , bir daha
Kuş getirmek sınıfa
intihar olmuş cezası
Hal ve gidiş tüzüğünde

Biz kuşları tutmuyoruz ki
Kapıda koyveriyoruz
Dönüp onlar ceplerimize giriyorlar
N’apalım?

Ekim 1981’de Ankara’da Kağan Ofset Basımevinde basılmıştır.
zambaklı padişah kitabı ece ayhan’ın yort savuldan sonraki şiirlerini kapsamaktadır. ilginizi çekeceğini sanıyoruz.

download . ece ayhan – zambaklı padişah .pdf

En Marche !

sistemdeki bir kum taneceği. yani biz.

john steinbeck – sardalye sokağı

sardalye sokağı bir araya toplaşanlar ve sağa sola saçılanlar, teneke, demir, pas, parçalanmış tahta, delik deşik kaldırım, yabani ot bürümüş arsa, hurda öbekleri, duvarları oluklu levhadan konserve imalathaneleri, gürültülü, pis meyhaneler, lokantalar ve geneleveler, küçük, tıklım tıkış bakkallar, laboratuvarlar ve gariban otelleri. sokağın sakinler, adamın birinin bir keresinde dediği gibi “fahişeler, pezevenkler, kumarbazlar ve orospu çocukları”; bununla kastettiği şey, herkes. adam bir başka gözetleme deliğinden baksaydı, “azizler, melekler, şehitler ve mübarek adamlar” diyebilirdi ve aynı şeyi kastetmiş olurdu.

john steinbeck’i anlatmaya ya da tanıtmaya gerek olmayan ve sizin gibi pek güzel insanlardan oluşan bir okuyucu kitlesine sahip olduğumuzun bilincindeyiz. daha önceden okumuş olma ihtimaliniz yüksek olan sardalye sokağı da okuyanlara ufak bir hatırlatma, henüz okumayanlara ise okuyup bitiriniz önerisi bu yazı. steinbeck bize gerçek hayattan esinlenerek 1930’ları amerikasında konserveceliğin zirve yaptığı bir dönemde sardalye sokağındaki serselerin, bilim insanlarının, sanatçıların ve fahişelerin gündelik yaşantısını aktarıyor. dilediği gibi yaşayan, hayaller kuran, hatalar yapan, kimi zaman hayata küsen, kimi zaman isen her ortamın tadını çıkaran aradan yaklaşık 90 yıl geçmesine rağmen hala içerisinde hissedeceğiniz tek nefeslik bir okuma – “küçük bilge sözcükler ve küçük zekice sözcükler, su kadar şehvetli ve arzuya ballanmış.”

sardalye sokağı
john steinbeck
türkçesi: püren özgören
Sel Yayıncılık
2017, 191 sayfa
ISBN: 978-975-570-877-5

rhucle – raw

bir süredir musiki gündemini boşladığımızı farkettik. gerçi twitter üzerinden günlük güzelliklerimiz daimi mevcut – bknz Radyo Etilen. neyse biz her koşulda kıyıda köşede kalmış şeylerden sizi mahrum bırakmayıp tokyo’ya uzanalım. karşımızda ve birazdan kulaklarımızda yuta kudo olacak. kendisini rhucle olarak isimlendirmiş. ambient dünyasında adından fazlasıyla söz ettirse de size kadar ulaşmamız olması muhtemel.  herhangi bir söz kullanmadan hikayesini anlatabilen bir güzellik raw. gerçekliğinize karışacak ve sizi hatıralarınız ve hayalleriniz arasında bir gezintiye çıkaracak. kulaklıkla dinlemeniz ve dinlerken başka şeyler ile ilgilenmemeniz tavsiyesiyle. iyi yolculuklar.

Adı(i)ydı(i)

Herkese aynı şiiri okuyan adamlar
Ve herkese aynı gülen kadınlar
Eskitti bu şehri
Her sevgide aynı kokuyu arayanlar
Her sokağa benzer hatıraları sığdıranlar
Cümlelerinin başı sonu aynı olanlar
Aynı yerde susanlar
Ve gecenin hep aynı saatinde acıkanlar
Ömrü aynı yerden kırılıp aynı acıda takılı kalanlar
Her kediye aynı isimle seslenenler
Hep aynı filmi seyredip
İlkmiş gibi şaşıranlar
Her sigara üfleyişinde aynı ”Ah” a iç geçirenler
Ve benzer kapılarda aynı yüzleri arayanlar
Adres bilmeden sokak arşınlayanlar
Farklı ellerle aynı ölçüyü bulmayı umanlar
Ve hiçbir şey ummadan yaşayanlar
Eskitti bu şehri
Yeniye hasret kaldığını söyleyip
Hasretlere hep eskileri sığdıranlar
Avuçlarındaki taşları ceplerinde saklayanlar
Ve sopası elinde dolaşanlar
Bu şehrin sokaklarındalar
Bu şehirde
6 işaret zamirine sığmayacak
Kadar çok insan
Var
Derdi yüzlerinden okunanlar
Ve okuduğunu anlamada sınıfta kalanlar
Aynı mahallenin insanları
(Yetiş ya valilik yetiş ya muhtar!)
Farklı sokaklarda aynı oyunları
Oynayan çocuklar
Saklanırken aynı oyukta buluşanlar
Paylaşacak tek şeyleri açlıkları olanlara
Oturduğu binanın 24. katından bakanlar
Gözleri aynı renk olanlar
Ve aynı ayakkabı numarasına sahip milyonlar
Bir de doğacak çocuğuna ismi takvim yaprağından bakanlar
Her şehirde en az bir tane olan Karanfil sokakta
Birbirinden habersiz
Birbirisiz , volta atıyorlar
İşte hep bunlar
Eskitti bu şehri
Bu şehir ki çöp kutularının
Üstünde şiirler
Boş duvarlarında anonim sözler taşır
Ve hepimizi ayak izimizden tanır
Kafiyenin kokusunu 5
Açlığın kokusunu 1 metre
Öteden alır
Bu şehri ben olan
Biz olan, sen olan
En çok da siz olanlar eskitti
Oysa üç tarafı denizlerle çevrili
“Yurdum” un
5 puanla takdiri kaçıran çocukları
Toplansa bir parti ederdi
Ama şehir eskidi
Eskittik.

fui bailar no meu batel*

Yüzünü Portekiz güneşinde yıkıyorsun. Sesini ise Lizbon’un büyüsüyle boyamışsın çoktan. Eteklerini toplayıp yürürken,  peşine denizin, ağaçların, çocukların da takıldığının farkındasın ve yanından geçtiğin her insana yeniden doğma hevesini de götürdüğünün. Bir gün, sahnenin birinde, orkestranla, etrafında gülüşler saçarak, o gülüşler ki, bir pırlantayı andırıyor aniden bakıldığında, bir şarkı söylüyorsun. Yüzler, binler ağzının açılıp da kelimelerin birer birer çıkmasını bekliyor. Ağzına bakıyorlar, güzel dudaklarına. Bir şiiri anımsatıyorsun o sahnede bir yapıt gibi dururken, Pablo Neruda’nın Şiirini. Üstelik seviyorsun da onu.

Duyasın diye beni
incelir
sözlerim arasıra
kumsallarda martıların izleri gibi.

Gerdanlık, esrik çıngırak
üzümler gibi tatlı ellerin için.

Ve uzakta görürüm sözlerimi, bakarım.
Benim değil senin onlar.
Tırmanırlar eski acıma sarmaşıklar gibi.

Tırmanırlar öyle nemli duvarlara.
Bu kanlı oyunun sensin sahibi.
İşte kaçışıyorlar karanlık inimden.
Sen hepsiyle dolusun, seninle dolu hepsi.

Senden önce sardılar yerleştiğin ıssızlığı
ve benim hüznüme alıştılar sana değil.
Desinler isterim şimdi sana demek istediğimi
duyasın diye onları beni duyduğun gibi.

Bir bunaltı rüzgârı sürüklüyor sözlerimi.
Düş kasırgaları deviriyor ikide bir.
Başka sesler duyuyorsun acılı sesimde.
Eski ağızlardan ağıt, eski işkencelerden kan.
Sev beni dost. Bırakma beni. İzle beni.
İzle beni dost, şu bunaltı dalgasında.

Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim.
Sen sarıyorsun işte, sen dolduruyorsun hepsini.

Bir sonsuz gerdanlık yapıyorum onlardan
üzümler gibi tatlı, beyaz ellerin için.

Ellerini öne doğru uzatıp kendinden geçerek, başlıyorsun şarkıyı söylemeye. İnandığım bütün köprülerin ayakları titriyor. İnancım titriyor kendine. Sen bütün varlığınla olağan,  “kükreyen deniz, senin güzel bakışlarının eşsiz ışığını çalmaya çalıştığımı söyledi.” diyorsun şarkıda,  “gel de gör, deniz haklı mıymış?”

Yerinde durmadan hareket ediyorsun. Müzik devam ettikçe, daha çok kucakladıkça seni, hareket ediyorsun durmadan, acı birikmesin diye üzerinde.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.