Düşünmek, Hissetmek, Algılamak

Sanatta asli olan ne vardır? Burada bu soruyu genel olarak değil, sanatın maddiliğine, hatta doğrudan doğruya malzemesine ilişkin olarak ortaya atacağım: malzeme sanatta “asli” midir, onun esasına mı aittir, gerçekten? Ya da sanat, üretildiği malzemeye, teknikler bütününe, sözgelimi heykel için taşa, plastiğe, kile, mermere, tahtaya indirgenebilir mi? Edebiyat sözcüklerden, söz dizimlerinden mi oluşuyor? Resim bir

Bir sonraki durak.

Kapılar kapandı, insanlar birbirinin üzerine çıkarak boş yerlere doğru koşturdular, kimilerinin ellerinde çanta, kimilerinin sırtlarında. Bazıları sessizce gömülüp kitaplarını okurken, diğeri kulaklığından bangır bangır rock dinliyor. Bazıları bir sonraki günün hesabını yaparken, bazılarının dünya umrunda değil. Ve işte o anda bir ses geldi. “Bir sonraki durak: Cehennem”  Bu ses tüm vagonda yankılandı. Herkes birbirine bakıyor,

öğle tatili – kapalı

bayıldığımız sosyal medya şirketlerinin hızlı tüketimi zirveye taşımasının yarattığı hiçbir şey için yeterince durup düşünmediğimiz ve bütün ürünleri saniyeler için tükettiğimiz günümüz pek tabii bizim gibi tek bir mp3 formatındaki şarkıyı indirmek için 45 dakika bekleyen nesile normal gelmiyor. saniyeler içerisinde ulaşılan şarkılar yine şarkılar içerisinde tüketilirken, 280 karakter üzeri yazıları okuyabilen insanlara yakında hasta

Gece Düzen Güçleri Uykudadır

“..Düzen ve baskı güçlerinin doğal yapısı, her zaman belirli bir uyku saatini zorunlu kılar. Bu belirli saatin erken bir saat olması da yine onların doğal yapısından kaynaklanır. Tarih boyunca bize, tüm kültürlerde karanlığın kötü güçlerle ilişkili olduğu öğretildi. Gece insanlarından, geceyi yaşayan, gecede yaşayan insanlardan korkmamız gerektiği anlatıldı. Oysa gündüz ve gece kişileri aslında aynı

okumaya devam

Her şey geçmişteki saklı ortaklıklarda gizlidir

Leoš Janáček’in “Sinfonietta” adlı parçasının, 1Q84’te roman karakterleri arasında melodik bir bağlantı kurduğu Murakami okuyucularınca anımsanacaktır.   Küçük senfoni bir taksinin radyosunda yankılanır, ancak ne başkarakter ne de okuyucular tarafından anlamlandırılamaz en başta. Daha sonraları eserin silik bir mazide gömülü olduğunu, kitap karakterleri açısından özel bir anlam taşıdığını Murakami’nin uzun satırlarından öğreniriz ancak.   1Q84, Haruki Murakami veya Sinfonietta üzerine kimler ne kadar konuşmuştur bilemem, fakat ben bunlardan değil, Murakami’nin bilinçli veya bilinçsiz olarak dile getirdiği bir şeyden söz etmek niyetindeyim:  Onun müziği aracı ederek roman karakterleri arasında bağlantı kurmasının bizim

kutu adam

“bakmakta” sevgi vardır, “bakılmakta” ise nefret. insan bakılmanın sancısına dayanabilmek için sırıtır. fakat hiç kimse sürekli “bakan” olarak kalamaz. “bakılan” kendisine bakmakta olana dönüp bakarsa, “bakan” “bakılanın tarafına geçmiş olur. kobo abe. arka sayfada japon edebiyatının en sıradışı yazarlarından biri olarak tanımlanmış. o kadar hakim değiliz, dolayısıyla yorum yapamayacağız. ayrıca görülmek ve görülme arzusundan bahsetmiş.