Menü Kapat

MOD 058 – 20180109

Bu haftaki program yine 2017 yılına ait bir takım güzellikler barındırıyor diyebilirim öncelikle. Özellikle açılış grubu olan The Surfing Magazines’in debut (ilk) albümünü baştan sona türün tüm meraklılarına tavsiye edebilirim, umarım değerleri yakın gelecekte anlaşılsın.

Öte yandan MOD 058’de ülkenin başarılı DJ’leri tarafından yapılmış güncel editlere de yer verdim. Disco Hamam serisinin üçüncüsü Aralık 2017’de plak formatında yayınlanmıştı. Bu plakta bulunan üç eserden ikisini program kapsamında dinleme şansına sahipsiniz. Bunlardan ilki Özerbey tarafından yapılan Nur Yoldaş editi “Mihrimah” diğeri ise FOC Edits işi 1977 Hümeyra klasiği “Ah Neredesin?”.

Programda ülkeden ana akım dışında kalan yakın zamanda üretilmiş işlere dair de örnekler sizleri bekliyor. İlk albümünden bir kayıtla Selin Sümbültepe ve yeni şarkılarıyla da Eskişehir’den Blank Zero ve İstanbul’dan çok genç bir müzisyen olan Onat Önol konuklarımızdan, bunlara Mert Yıldız’ın projelerinden Rhythm 0 da eşlik ediyor. Finalde kategorilerinde çok kıymetli iki isim var, Elliott Smith ve Shellac.

İyi dinlemeler dilerim.

Kambur II

Yok yok yok. Hiçbir yerde yok. Sepetin içindeydi. Elinde kılıç olan Viking savaşçısı biblosu. Kılıcı kırılmış olabilirdi. Hatırlamıyorum. Fakat nereye gidebilir? Bir gece ayaklanıp kaçmak mı istedi? Gerçekten tuhaf zamanlar. Bir bibloya bile sahip çıkamıyorsa neden yaşar ki insan.

Soğuk. Elektrikler kesik. B. hasta olmuş. Uyuklamayı sevdiğim kanepede uyuyor. Çorba yaptım. Götürdüm. “Sen bunun içine bulyon mu koydun?” ” Hı hı.” “Hiç sevmem.” Koca bir kaseyi bitirdi. Tekrar gözlerini yumdu. Başına sirkeli bez koydum. Ateşi de var. Üstünü örtmemek lazım ama ev soğuk.

Uyuyor. Seyrediyorum. Gözleri kapalıyken uzaklaşıyor sanki. Başka bir alemde. Koşuyor, zıplıyor, seviyor, ailesi var, çocukları… Düşünmek istemiyorum. İstemediğim hangi düşünce varsa saldırmaya başlıyor. Ilık ılık yüzerken denizin üstünde birden ayağıma denizanası değiyor. Kaşınıyor, yanıyor, tuz değdikçe yarama yaram pişiyor.  Sakince sahile doğru yüzmeliyim evet. Bu kadar çok açılmamam gerekirdi evet. Kendime dönmeliyim evet.

Usulca gözlerini açıyor. Yorgun görünüyor. Biraz daha uyu diyorum. Kafa sallıyor çocuklar gibi. Biraz daha çorba diyorum. İstiyor. İstiyor ve ölüme biraz daha yaklaşıyor.

Keşke başka türlü olabilseydi. Sabah kapıyı çaldığında “Sence sonraki hayatımızda eşek olmak için nasıl bir günah işlemek lazım?” diye söze girecek kadar sevimli olmasaydı keşke. Çok hastayım burda durayım mı biraz derkenki samimiyeti, giderken taktığı buz maskesini hemencecik eritmeseydi. Fakat insan hem siyah hem beyaz nasıl olabilirdi? Ben mesela neden sürekli aramızdaki kovalensiyel denklemi çözmek için bu kadar çaba sarf ederken, o ne yapıyor, hayatına devam ediyor. Gidiyor ve gelmiyor. Gidiyor ve sevmiyor. Gidiyor ve artık ölüyor. Şimdi minik zehir kırıntıları B.’nin midesinde kurduğu krallığı büyütüyor.

Devam

Bill Seaman – The Epiphanies

epiphany, görünüş demek. görünüşler ise bill seaman’ın albümü. gizemli bir yolculuk, yavaş yavaş ilerlenilen bir yol. gecikmiş sırlar şimdi sadece aydınlanmaya başlayan. terk edilmiş bir kıyı yolu boyunca yapılan gece yolculuğu müziği. ayın yansımasını görmek size kalmış. hiçbir şey doğru değil – her şey biraz engelleniyor. gerçeklik parmakların arasından kayan su gibi, artık kavranamaz hale gelmiş. sen ilk yolcusun, aynı zamanda son yolcu. başka bir yolculuk yok. kulaklığınız ile dinleyiniz.

the true size

bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi, küresel dünyayı bir şekilde kağıt üzerine dökmek kolay bir iş değil. haritacılar bu zamana kadar projeksiyon yöntemiyle bir şekilde iki boyutlu hale getirmeye çalıştılar. bir şekilde bunların en popüleri olan “mercator projeksiyonu” yani bildiğimiz dünya haritası ön plana çıktı. mercator haritalarının en büyük problemi ise bazı ülkelerin (abd, rusya, avrupa) olduğundan büyük gösterirken, bazılarını da (afrika kıtası) olduğundan pek küçük gösteriyor. bu problemi ise “true size” projesinde basit bir şekilde açıklamış arkadaşlar. ülkelerin büyüklüğünü net bir şekilde karşılaştırabiliyorsunuz. nerden baksan yalan dünya.

true size

Duyguların Termodinamiği : 0.Yasa

Anlamını bilmediğim çok şey var,
Bilinmeyenler ülkesinden yola çıkmış .
Her kavram biraz “şey” değil midir?
Mesela ayrılıklar neden hep kötü havalarda gerçekleşir?
Açıklasın birileri.
Peki var mı cevabı doktorların
Hasret insanın hangi organında birikir
ve ağırlaşır bedeni.
İçip içip birbirimizi arayacağımız
Yaşı geçmişiz gibi ayrılıklar
Kapımıza dayanmış.
Bir de alkol çok zamlanmış
O günlerden bu yana.
Güneş görmeyen odamda
Saksılarda yarattığım
Yalancı bahara inat
Mevsim baharda güz gibi.
Bir filmi yarısında açmışım.
Başı benden habersiz
Sonu benle biten.
Eve hırsız girmiş ama
İşemeye mecalim yokmuş sanki.
Ben kapıyı çalıyorum.
Evde de kimse yok gibi.
Ölüler var yaralılar ağır.
Ve kan grubu
Canına yandığımın sıfır rh negatifi.
Kan akıyor.
Kan akıyor, bacaklarımın arası Dicle.
Kaderleri bir.
Ve senden kalanlar,
Ol(a)mayan çocuklarımız
İsimleri belli.
(Baran belki barkın belki arin ya da arjin !)
Hava soğuk
Benim mantığım beni ısıtmıyor
Ya seninki?
………………………..
Bütün bu başıma gelenler
O kadar lirik ölemiyorum diye.
Ah bir ölsem şarap içerken
Tavandan sarkan bir iple.
Ah
Bir
Ölsem.

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 11

K Konsültasyon için K

Nasıl dövüşmesi gerektiğini biliyor. Kavgaya dair pek çok gereksiz ayrıntıyı da anımsıyor. Sahiden. Tırnaklarına bulaşan pisliği, boynunda açılan yaradan akan kanın yarattığı hissi. Dişlerindeki kamaşmayı. Sadece, bilemiyor işte. Ne zaman başlayıp ne zaman durması gerektiğini kestiremiyor, anlıyor musun? Isırıyor ısırmasına ya dişlerini geri çekmeyi akıl edemiyor mesela. İstemediğinden değil, sahiden akıl edemiyor.

Sahil yolunun sonundaki balıkçı barınağındayız. Takılıyoruz. Piknik tüpünün üzerinde fokurdayan çaydanlık, sağlı sollu dolanan tombul sarmalar, tavandan sarkan çıplak ampulün zayıf ışığı. Birkaç metre ötemizde çürümeye terk edilmiş kayıklardan yayılan rutubet kulübenin içine kadar yayılıyor. Ürpertici. Bir noktada kuma saplanmışlar. Kimse de çabalamamış o çirkin kereste yığınlarını kurtarmak için. İllüzyon. Barınak yerinde duruyor da etrafta tek bir balıkçı dahi yok. Sandallar kedi yuvasına, duvar diplerine yığılmış ağlar ise hastalıklı rüya kapanlarına dönüşmüş. Umursamıyoruz.

Sekiz, dokuz, on kişi var içeride. Benimle on bir ediyor. İfritlerimi saymıyorum. Parkalı, bereli, bezgin tipler. Kısacık kesilmiş tırnakları, biçimsiz parmakları, çukura kaçmış gözleri ve esrardan kanlanmış göz bebekleriyle sakin sakin fikir alışverişi yapıyorlar. İnancını yitirmiş diyor biri. İnancını yitirdiği için böyle oluyor. Tekrar tekrar ısırmak istemediği için dişlerini geri çekmiyor. İhtiyarlıktandır diyor diğeri. Kaç yaşında bu? Kaç zamandır seninle? Yorulmuş. Ölmek istiyor. Bok çukuruna atılıp parça parça denize ulaşabilmek maksadıyla çürümeye terk edilmek istiyor. Şu kayıklar gibi.

Devam

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.