Menü Kapat

Benetton ve bir reklam kampanyası olarak AIDS

1990 yılında Therese Frare’in çektiği David Kirby’nin Son Anları adlı fotoğraf siyah-beyaz olarak Life Dergisinde yayımlandı. 1991’de ise Frare bu fotoğrafla Dünya Basın Fotoğrafları yarışmasında Budapeşte Ödülü’ne layık görüldü. Fotoğraf, AIDS’ten ölmek üzere olan David Kirby, babası, kız kardeşi ve bakıcısının fotoğrafıydı.

David Kirby, Amerika Ohio’da küçük bir kasabada doğmuş, bir AIDS aktivisitiydi. Kaliforniya’da yaşıyordu ve 1980’li yıllarda AIDS olduğunu öğrendiğinde ailesi ile irtibata geçti. Ölmeden önce son günlerini ailesi ile beraber geçirmek istiyordu. Ailesi bunu kabul etti ve Kirby’nin yanına geldi. O zamanlar gazetecilik okuyan Therese Frare bu kareyi çektiği günlerde, AIDS hastalarının kaldığı Pater Noster House’da gönüllü olarak çalışıyor, fotoğraf çekiyordu. Bill Kirby, ölen oğlunu rahatlatmaya çalışırken, kızkardeşi Kay Kirby, fotoğrafçı Therese Frare’yi odalarına çağırır ve bu anı fotoğraflamasını ister. 

Benetton 1992 yılında bu fotoğrafı renklendirerek “farkındalık artırıcı” reklam kampanyası için kullanır. Bu tarz bir fotoğrafın hiçbir açıklama olmaksızın reklam amacıyla kullanılması birçok tartışmaya neden olur. Homofobiyi tetikleyici olduğu düşünülürken bir yandan da etik olup olmadığı tartışılır. Firma, bu fotoğrafın izleyicide yarattığı şok etkisini suistimal etmekle suçlanır. Benetton bu fotoğrafı renklendirirken onun bir reklam fotoğrafına benzemesini istemektedir. Fotoğraf bu şekilde manipüle edilmiştir ve dramatik bir etki yakalamak için sömürülmüştür. Çünkü artık fotoğraf, bir fotoğrafa değil elle boyanmış dini bir baskıya benzer. Benetton logosunun ise markaya ait hiçbir öge bulunmadığı halde kullanılması, onun sosyal bir meseleyi markalaştırdığı düşüncesini pekiştirir. 

cılız

kim baş edebilir ki bu sıcaklarla, sıcak ve karanlık rüyalarla… istediğin kadar soyun sonunun gelecek olması seni daha da bunaltıyor. üstelik tanrı emekliliğe ayrılmış ve senin davana bakacak kimse yok.

ya ruhumun bedenimden kopmaması için gereken özel karışımı bulabilseydim. neyse buna hiç gerek yok ben cenazemde iki insan birbirine aşık olsun istiyorum.

bulutların ardını görebilmek güzel olsa gerek ne de olsa dünyayı arkanda bırakıyorsun… kendimi bazen intihardan iliklerine kadar korkan ancak etrafındakileri bakın burdan atlarım (bulutlardan) diye tehdit eden cılız insan gibi hissediyorum.

Kendi kendine kediler

Kedileri sevip sevmediğimi bilmiyorum. Sadece sokağın köşesini döndüğünde kedilerin insana dönüştüklerini düşünürüm…

İlk defa kendini ısıtmak isteyen bir sokak kedisinin ayakkabılarımın önünde belirişine tanık olmuştum. Kılları dökülmüştü bizim gibi. Donuk derisi ve benleri okunabiliyordu. Yaz gecelerinin serinliğinde büyümemişti sanırım. Isıtmak için kucağıma aldım ama montumun içine kadar sokulmasına izin vermemiştim. O da tırnaklarını soğuk keten montumun üzerine takıp durdu. Durması için konuşamazdım değil mi? Kucağımda titremeye başladı. Eldivenimi çıkarıp sol elimle sırtının sadece üçte birini örttüm. Bir saat kadar ikimizde hareketsiz kaldık. Isınıp kemikleri kucağımda hareket etmeye başladığında sol elimin altından öylece kayıp parkın kaldırımlarına atladı. Yavaş yavaş sokak lambasının arkasından gidince gördüm. Yırtık kazaklı, yamalı pantolonuyla yorulmuş bir gezgindi.

Evimde oturmuşken göbeğime çöküp başını kucağıma sinmiş kedileri rahatsız etmesem de kendine has bıyıkları olanların aldığı kokudan titreyerek kedimi yerinden sıçratıyor. Biraz zamanla tanıyorum kedileri ve dönüştükleri şeyleri. Sakince arka ayaklarını yere değmeden bir kez daha ön ayakları üzerinde zıplayarak odayı terk ediyor. Görülmesi gereken bir denge göstergesi. Kucağımdan zıplarken kavradığı karnımda açık yaralar bıraktı. Alışabileceğim hareketlerden bir tanesi. Huysuzca halıya zıpladıktan sonra yakalayamazdım artık. Kollarımın ulaşıp tarayabileceği mesafeyi çoktan geçti. Odada oluşan sessizliğin ve hareketsizliğin tadını çıkarıp kalkacaktım bende. Kalkıp aramaya gidecektim kediyi. Sakince diğer odaya girip özel yaşamını görecektim. Halının üstüne uzanmış, yalnız kalmak isteyen, vücudunda kalan gecenin yorgunluğunu dışarı salan öğrenciydi.

Kedilerin, sokak kedilerinin çırılçıplak dolaştığı kaldırımlarda insana dönüştüklerini hayal ederim. Evsiz kediler şehrin ışıkları altına ve karton kutuların içinde evsiz insanlara yanaşır yeraltı treni çıkışını kontrol eder. Yukarı kim çıkıyor aşağıya kim iniyor, dikkatlice insanları izler. Durağa gelen otobüslere kulak verir ve yanından gelip geçen insanlara rağmen kartonunu tırmalamaya devam eder. Gece olunca devriye gezen bekçinin arkasından işer. İş çıkışı sokakta yürürken merak ederim, sokakta insanlarla beraber yürüyen bir sokak kedisi, kendine has mırıldanışı ile, sürtüne sürtüne geçip sokak sanatçısı gibi izini bıraktığı ne kadar çok duvar vardır!

Her gün insanın gibi davranan bu kedileri tanımayı ve dönüştükleri şeyleri hep merak ederim.

The monster ıs under control.

3, 2, 1 action!

     Hayır, sözlerime kanmayın. Canavar asla kontrol altına alınmadı. Asla alınamayacak. Karamsar konuşmak istemem ama gittikçe büyüyor ve bu koskocaman mavi dünyamızı, işaret parmağının ucunda bir basketbol topu gibi döndürüyor. 
 
    Bizse teslim olmuş gibiyiz. Sesimizi yükseltmiyoruz. Başımızı ekranlardan kaldıramıyoruz. Öldükten sonra arkamızda bırakacağımız tek iz, telefonlarımızdaki parmak izlerimiz olacak. Birkaç oyun skoru. Belki bazı videolardaki yorumlar. Özür dilemeyi, teşekkür etmeyi unutuyoruz. En çok düşünmeyi. Aklımızı, ki muazzam bir yapıt, yalnızca uyumak, uyanmak, yemek yemek, çalışmak gibi temel eylemler için kullanıyoruz. Keşif yok. Merak kör. Arama motorları pislik kusuyor. 
   
    Karamsar konuşmak istemiyordum ama yol böyle, başka bir yere sapamıyorum. İnananlar için, cehenneme ihtiyaç yok artık. Burada el birliği ile bir cehennem yarattık. İnanmayanlar için, yani bizler, ne olacağını kestiremiyoruz yolun sonunda. Sadece kaos yükseliyor. Bundan eminiz. Kaos bizi yutmak için yükseliyor. Ama her şey yolundaymış gibi davramaktan büyük haz alıyoruz.  

     Aramızdan ileri görüşlü olanlarımız birtakım işler yapıyor, uyandırmak için. Ufak bir örneği bu video klip. Bu karamsar cümleler bu videoda renge ve görüntüye bürünüyor. Hepsi biziz. Canavar kontrol edilemiyor. Ama bizi kontrol altına almak en sevdiği iş. Boyun eğiyoruz. 

   Thanks monster!
We don’t like you but  we always obey your authority.

A trippy short film about the madness of modern life.

Created by: Jan Joost Verhoef
Dramaturgy by: Marijana Verhoef

MOD 086 – 20180724

CDS primi; CDS, Credit Default Swap deyiminin kısaltmasıdır. CDS, bir kişi ya da kuruluşun, kredi sahibinin karşılaşabileceği alacağın ödenmemesi riskini belirli bir bedel karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir. Bu çerçevede bir anlamda kredi sigortası gibi çalışır. Bir ülkenin ya da şirketin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek demektir. Çünkü bu prim ister istemez faize yansımaktadır.

an itibariyle türkiye’nin cds’i 436. krizde olduğu bilinen yunanistan’ın 317 ve brezilya’nın ise 232 olduğunu hatırlatırız. iyi dinlemeler.

01. Kalaha – Nguni
02. Kalaha – Tippi Tabu
03. Mustafa Özkent ve Orkestrası – Emmioğlu
04. Metin Alatlı – Silifke – Bombili – Niksarın Fidanları
05. Anadol – Casio Havası
06. Anadol – Bir Garip Kan İçme Töreni
07. Hedonutopia – Şizolar
08. Durukan Betses – Rahat Ol
09. Seawolf & Wonders – It’s Over
10. Brek – Spook
11. Elz And The Cult – All In My Head
12. Afrodeo – Büyük Duvarlar (feat. Gramafonia)
13. Etnik Sentetik – War (Beta Version)
14. Neil Young – Computer Age

Motohiro Hayakawa

1974’te, Japonya Yamaguchi Bölgesinde doğan Motohiro Hayakawa daha sonra onu sanat, illüstrasyon ve çizgi roman alanında saygın bir noktaya getirecek olan birçok grafik etkileşimin içinde büyüdü. Bilim-kurgu ve çizgi romanlar yaşamının önemli kısmını oluşturuyor; çizme ve boyama, sanatında en önemli rolü oynuyor. 70’ler ve 80’lerin televizyon programları bu çevreye hiç yabancı değil: en iyi bilinen eserlerinden biri, 70’lerin çok sevilen televizyon programı ‘Space Sheriff’e adanmıştır. Karmaşıklık, detaylara müthiş önem verme ve açık seçik çizgiler. Bu eserlerin her birinde bir anlatım doğar ve yavaş yavaş emekleyip, gözünüzün önünde hayat bulan fantaziyi neredeyse deneyimlersiniz.  Savaşçılar, prensesler, uzay giysileri içindeki yeşil adamlar ve tamamen farklı yaratıklar sayabileceklerinizden sadece birkaçı.

Aslında bahsettiğim bu eserler, özellikle ‘Space Sheriff’i kapsayan psikedelik bilim-kurgu dizileri belki de Motohiro Hayakawa’nın bütün ihtişamı içinde en çok bilinen gerçektir: bu televizyon programı ve onun Hayakawa üzerindeki etkisi onun sanatında canavarlar, savaşçılar, uzaylılar ve hayatta kalma mücadelesi veren çeşit çeşit yaratıklarla dolu muazzam savaş meydanlarına giden yolu döşemiştir.

Asıl büyüleyici olan Motohiro Hayakawa’nın aklından geçeni göstermekten yorulmamış olması, üstelik de yorumlamakta bizi tamamen özgür bırakırken. Nasıl oluyor da o, her biri ayrı bir amaç taşıyan küçücük detaylarla tıka basa dolu, o kadar hayran bıraktıran senaryolarla ortaya çıkıyor? Çıkıyor işte. Ne ölçüde küresel toplumu tasvir ediyor, insan şaşırıyor, ama inanması zor değil. Kartlar dağıtıldı. Kavga, dövüş gürültü, iyinin ve kötünün portreleri onun hayal edilmiş evrenlerinin olduğu kadar içinde olduğumuz dünyanın da parçaları.

Motohiro Hayakawa, sanat söz konusu olduğunda bir zirve anlamına gelen Tokyo Illustrators Society üyesi.  Tokyo Illustrators Society, ya da TIS, 1988’de kuruldu ve şu anda 200’den fazla üyesi mevcut. Gizli olmayan bu topluluk, sıradışı yetenekleri ortaya çıkarmayı amaçlayıp, tanıtım ve takdir etme hizmeti vermektedir. TIS Tokyo’daki sanat çevresinde düzenlediği birçok sergi, konferans ve çeşitli etkinlikleriyle tanınır. Ayrıca 1995’ten bu yana topluluğun ünü, Marunouchi Bölgesine dahil Ginza’daki Creation Gallery G8’de düzenlediği sergilerle piramidin en tepelerine kadar yükselmiştir. Buna ek olarak TIS açık söylemek gerekirse “alanında uzman olmak” isteyen yeni sanatçı ve illüstratör alımına da açıktır.  Bu muhteşem inisiyatifin ardında Mizumaru Anzai idari yönetici, Hiroyuki Izutsu, Jun Tsuzuki ve Shinbo Minami yönetim kurulu üyesi ve  Sugio Yamazaki  başkan vekili olarak bulunmaktadır.

İspanyol şehrin göbeğindeki bir binanın 6. katında, gelecek vaadeden bir sergi salonu olarak Madrid’de, 2012’de açılan Watdafac galeride Aralık’tan Ocak’a kadar süren bir  Motohiro Hayakawa sergisi düzenlendi. “MAKUU KUUKAN” hem sanatçı hem de galeri sahibi olan  Manuel Donada’nın gösterimine karar verdiği bir seçkidir. Neredeyse bir sonuca varılamayacaktı ancak Donada, Hayakawa’nın dehasına inandığı için ne olursa olsun bu işin sonuçlanmasında kararlıydı. Sade okur ve izleyiciler olarak bizim de bildiğimiz şekilde Donada da illüstrasyon işine dört yıl önce girmiş ve şimdiden son zamanlarda gördüğü en büyük yeteneklerden biriyle uğraştığını biliyordu. “MAKUU KUUKAN” ayrıca Hayakawa’nın birçok eserini bir araya getiren sınırlı sayıda basılmış yayınının adıdır.

“MAKUU KUUKAN”dan önce Motohiro Hayakawa’nın eserleri için Tokyo’da özellikle Billiken Gallery’de “HEROES AND VILLAINS” (2012) ve “Dai/U/Chu/Jin/Ten” (2012) sergilerine göz atılabilir. “Shigeru Sugiura’s Toto?” (2012)  da Tokyo’daki  Morishita Culture Centre’da düzenlenmiştir. “LASERBEAM” ise yalnızca ipek baskı tekniğiyle sınırlı sayıda kitap basan Fransız yayımcı Le Dernier Cri tarafından yayımlanmıştır. 2009’da başlamış olmasına rağmen 9. Tokyo Illustrators Society Contest Society Contest gümüş ödülüne hak kazanmıştır.

Kesinlikle kimsenin bakamayacağı, çok gizli bir yerde gelişen uzak bir savaştaki bir sahneye tanıklık ediyoruz. Hayatta kalmak ve elbette ölümüne savaşan yaratıklar bizim için bir tehlike arz etmiyor, biz uzaktan bakanlar için. Manuel Donada daha ileri gidip Motohiro Hayakawa’nın kimsenin gitmediği yerlere gitmiş olduğunu belirtiyor. Haksız sayılmaz.

motohiro hayakawa – instagram
Hayakawa Motohiro – LASERBEAM

Kaynak: Soraia Martins, Tunica No. 3 S/S 2014
Türkçesi: Suzan Sarı

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.