martı jonathan livingston
martı jonathan, kumsaldaki sürüye katıldığında neredeyse gece yarısı olmuştu. yorgunluktan perişan bir haldeydi ama yine de bir takla atarak iniş geçti ve bir tüy gibi süzülerek keyifle kumsala indi… “diğer martılar başardığım şeyleri duyduklarında zevkten çılgına dönecekler,” diye düşündü. “yaşamak için ne çok neden var! balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler...
kadıköy felsefesine giriş
Açık Hava’da Bob Dylan konseri, Akmar Pasajı, Otostop, Fanziler, “uzun saç”, Beatles, Pink Floyd, Çubuk Kraker, Bodrum, Moğollar, ölmek, Erol Taş, Zen Kaçıklar, şorşak, ölü atlar, the Doors, şarap, San Francisco, LP, Sultanahmet, proteo, Beyoğlu… üstteki keywordler ve ismi dolayısıyla yeterince ilgi çekici bir kitap. şahin uruk tarafından yazılmış, ilk 6:45 basmış, tükenince ve talep...
sivil itaatsizliğe çağrı
ingiltere yanmaya devam edip “şiddet” tartışılmaya devam ederken eylemin diğer bir eylem şekli de sivil itaatsizlik. sivil itaatsizliğin tarihteki uygulamalarıyla ayrıntılı bir şekilde irdelendiği gilles luneau ve josé bové tarafından yazılan kitabımız da bu noktada güzel bir bakış açısı sağlıyor. kitap tanıtımı aslında içeriği yeterince özetliyor, biz de thoreau’yu unutmayak (“asıl problem sivil itaatsizlikte değil, sivil itaatliliktedir....
inci sözlük – insanlığa lanet
hiçbir amaç olmadan rastgele kurulan bir sözlüktü inci sözlük – ekşi sözlüğün anti tezi olarak konumlandı, giren insanların “özellikle” bir sebebi olmadığı bir yer. ardından ziyaretler başlayıp basının ilgisini çektikçe işler değişti, herkes bir anlam yüklemeye çalıştı. anarşist diyenler oldu, ergen diyenler oldu, anlamsız diyenler oldu, anlamlı diyenler oldu. tv programlarına, twitter ve facebook’a yapılan ziyaretler...
hacker etiği: iş yaşamına yıkıcı bir yaklaşım
akşam yemeğinden sonra, bazı aileler sessiz ama samimi şekilde birlikte oturup, televizyonda annelerin babaların ve çocukların birbirleriyle hararetle konuştukları sitcom’ları izliyorlar “hacker etiği” weber‘in protestan iş etiğine karşılık hacker’ların iş ve para etiğini savunan pekka himanen‘in kitabı. özetle protestan iş ahlakanın insanı tüketen yapısına karşılık, insanların çalıştıkları işten keyif alacakları çalışma saatlerini kendilerine göre ayarlayabilecekleri hacker...
underground poetix #9
bir içeriği görmeden, okumadan, dinlemeden, izlemeden paylaşmak huyum değildir. ancak bitirme fırsatı bulduğum underground poetix’in haziranda çıkan yaz özel sayısının üzerinden de bu yüzden yeni geçebiliyorum. bu sayı da yine A4 boyutunda, 128 sayfa olarak karşımıza çıkıyor bir disk sıkıntısı sebebiyle uçan bir içerik olduğunu 10. sayıda telafi edileceğini duymuştuk fakat içerik bu haliyle de...
yani rüzgar her şeyi alıp götürmeyecek
richard brautigan. bana göre en sağlam yazarlardan biri. altıkırkbeş sayesinde okuma fırsatımız oldu – iyi ki de oldu. brautigan 1935′te washington’da doğdu.1984′te bolinas’ta dostlarıyla “ava çıkıyorum” diye vedalaştıktan 3 hafta sonra cesedi bir özel dedektif tarafından bulundu. başına kurşun sıkarak intahar etmişti. kendisi hakkında ileride ayrıntılı yazacakken size de başlangıç fırsatı. d.not: aşağıdaki “slowblow-hamburger cemetary”...
dada manifestoları
daha önce yaşasın dada öldü ve mösyö antipirinin manifestosu yazılarını aktardığımız dada manifestoları özellikle tasarımlarını pek sevdiğim norgunk tarafından türkçede ilk kez toplu halde yayınlanan tristan tzara‘nın manifestolarını içermekte. tzara dada’nın babalarından “her şeyi yıkalım ve ne kaldığına bakalım!” diyor. kitap yeterince yıkmış, ne kaldığına bakmak da size kalıyor. Dada bizim yoğunluğumuzdur: sonuçsuz süngüler diker...
bolo’bolo
bolo’bolo ya da benzerleri, hiç gerçekleşmeyebilir. Belki de adı anılmayacak kadar etkisiz yaşanmışlıklar oluşabilir bazı coğrafyalarda. Yine de deneyenler her zaman olacak. Güçsüz ve umutsuz hissedecekler kendilerini, olsun… Umut etmekten vazgeçmiş olmayı ihtimal ki öğrenmiş olacaklar. Birkaç kırıntı? Belki. Ama ne gam; farklı dünyalar yaratmak, yaratma isteğinde filizlenir. Bir yerlerden başlanacak elbet, bu aşkı duyan...
risale-i punk
“punk rock 1960′ların ortalarında new yorklu müzisyenler tarafından amerikada yaratıldı.” cümlesiyle özetlenebilir bu kitap. punk’ı tanımlamanın en iyi yolu onun ne olmadığı söylemektir düsturundan hareketle velvet underground tarafından başlatılan bu akımın özünü jessamin swearingen’in “the emergence of punk in amerika” isimli çalışmasından artemis günebakanlı’nın çevirisiyle güzelce özetlenmiş bir halde okumanız mümkün. dönemin ekonomik koşulları sebebiyle...
samizdat
wikileaks is the first global samizdat movement. the truth will surface even in the face of total annihilation. wikileaks twitter üzerinden böyle buyurmuştu kendini ki yalan söylemediği gayette söylenebilir. nedir samizdat olayı bunu anlatalım dedik. samizdat rusça bir kelime. sam (kendi, kendi ile) ve izdat (yayımcı) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş. kişisel yayım, kendi basım bir nevi...
bir delinin anıları
flaubert 1821 doğumlu, 60 yıl kadar yaşamış edebiyatta gerçekçilik akımını başlatan fransız abimiz. kendisini duymadıysanız “madame bovary”i duydunuz. “bir asker ‘görevi gereği’ aptallaşmak zorundadır” ve “burjuvadan nefret etmek bilgeliğin başlangıcıdır” diyebilen bu adam tabii ki çağında pek sevilmedi. işini oldukça seven flaubert’in her cümle üzerinde tek tek düşündüğü söylenir. madame bovary’in ölümünü daha iyi anlatmak için...

